Afrika’da Türkleri de vururlar!

Tariximize, dahilerimize sahib çıxaq!?

İSTİHBARAT REFORMU-2: İÇ GÜVENLİK-DIŞ GÜVENLİK AYRIMI

Yeni okumalar ışığında Ziya Gökalp

Suudi Arabistan-İran ilişkilerinde Vehhabilik ve Şiilik

İran 20 Eylül 2019
62

1979’daki İran devriminden beri Suudi Arabistan (SA) ile İran arasında yaşanan gerginlikler, ilişkilerdeki med-cezirler; ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra yeni bir ivme kazanarak bugünkü çatışma seviyesine ulaştı. Geçen hafta sonu SA’nın iki önemli petrol üretim merkezine (Bukayk ve el Haris) yapılan meçhul saldırılar, dünyanın dengesini bir kere daha sarstı. Suudi Arabistan petrol üretimini %50 oranında azaltarak dünya endüstrisini tehdit ederken; oklar İran’a çevrildi.

Düz bir mantıkla; İran’ın nükleer silah edinme çabalarına karşılık izolasyonu; buna rağmen SA’yı çevreleyen Irak’ta, Yemen’deki faaliyetleri; saldırılarda İran’ın parmağı olabileceği fikrini uyandırmaktadır. Ancak Basra Körfezi’nin son yüz yıldır büyük güçler arasında en önemli çıkar alanı olarak belirlenmesi bizi başka soruları da sormaya mecbur etmektedir.

Saldırıların zamanlaması oldukça manidardır.

Hafta başındaki yazımda; bu saldırının ABD yönetimini İran’a karşı tahrik eden Bolton’ın görevden alınması ile ilgili olabileceğini söylemiştim. Gelişmeler ve açıklamalar yeni soruları da beraberinde getirmiştir. İran masum olmasa da; her halükarda İran’a savaş açmak için bahane arayan bütün tarafların işin içinde olabileceğini varsaymak mümkündür. Aynı şekilde, İstanbul’da yapılacak Türkiye, Rusya, İran zirvesi daha önce ilan edildiğine göre; Suriye’de çözüm istemeyenlerin de işin bir tarafında bulunduğunu söylemek imkan dahilindedir.

ABD yönetimi, şimdilik savaşı istemediğini ima etse de Suudileri tahrik edecek açıklamalarda bulunmaktadır. SA’nın saldırıların arkasında kimlerin olduğunu belirtmeleri halinde, harekete geçeceğini söyleyen Trump; aslında 2003’te yaşananların tekrar edilmeyeceğini de söylemektedir. Malum, Irak Savaşı, dönemin ABD yönetimi tarafından üretilen sahte belgeler ile başlatılmış; BM de bu sahtekarlığa alet edilmişti. Şimdi ABD’nin, saldırı faillerinin Suudiler tarafından belirlenmesini istemesinin altında bu geçmiş yatmaktadır. Kral Selman ise kendi etrafına ve alınacak sonuca güvenmediğinden soruna BM’nin el atmasını istemektedir.

Görünen o ki, Basra Körfezi’nde savaş kapıdadır. Temennimiz bütün dünyayı etkileyecek böyle bir çılgınlığa izin vermeyecek aklıselimin galip gelmesidir.

Ama biz meseleye başka bir soru ile devam edelim. Bugünkü sorunlar, uluslararası sistemin baskısı ile tasfiye edilse, SA-İran düşmanlığı bitecek mi? Maalesef buna “evet” deme imkânımız yoktur. Çünkü bu hastalık, kendilerini İslam dünyasında “ötekileştirerek var eden” iki mezhepten kaynaklanmaktadır.

Şiilik bir muhalefet ve -Hamid Dabashi’nın tespiti ile- protesto dini olarak ortaya çıktığı gibi; Vehhabilik de benzeri saikler ve iddialar ile o güne kadar gelişen İslami anlayışları protesto üzerine bina edilmiştir. Diğerlerine karşı protestoda birleşen bu anlayışlar, birbirlerine karşı da şiddetli bir muhalefet geliştirmişlerdir. Şiilik, Vehhabiliğin ortaya çıkması ile birlikle tek başına sürdürdüğü ve kendisini ayakta tutan muhalif duruşuna ortak olan Vehhabiliğe diğer mezheplerden çok daha fazla tepki göstermiştir. Vehhabiler ise kendilerini mutlak doğrunun temsilcisi olarak kabul edip, müşrik saydıkları Şiileri hedef almışlardır. İki taraf arasında bugün görülen düşmanlığın psikolojik nedenleri bu anlayışlarında saklıdır.

Tarihten bir misal verelim: Vehhabiler ortaya ilk çıktıklarında önce oklarını kendi civarlarındaki Sünni kabilelere yöneltmişler; güçlenince de en büyük eylemlerini Şiilere karşı gerçekleştirmişlerdir. Vehhabiler, müşrik oldukları gerekçesi ile İran hacılarını ve genel olarak Şiileri topraklarından geçerek Mekke-Medine veya Kerbela-Necef’e gitmekten alıkoymuş; mallarını yağmalamış hatta canlarına kastetmiştir. Nitekim 1800 yılında Arap olan Şii Hazail aşireti Necef’e tedbirli gelmiştir. Çıkan çatışmada üç yüz Vehhabi öldürülmüştür. Osmanlı Devleti’nin aldığı tedbirler çatışmaları önlemede yeterli olmayınca; Vehhabiler, Necef’in intikamını 1801’de Kerbela’da almışlardır. Muharrem ayında Kerbela’da buluşup matem törenleri yapan binlerce Şii’ye yorgun düştükleri bir sabahın erken saatlerinde saldırıp beş bin kişiyi katletmişlerdir. Öldürülenlerin çoğunun İranlı olması iki taraf arasında bugüne kadar gelecek olan nefreti doğurmuştur.

Bu iki mezhebin ortadan kalkmasına imkan yoktur. Ancak İslam dünyasının huzuru için anlayışlarında düşmanlığı reddeden yeni içtihatlara ihtiyaçları vardır.
Zekeriya Kurşun

Yorumlar