Rus uzman: Rusya, Türkiye ve İran Suriye’nin parçalanmasına müsaade etmeyecek

«Հայկական կողմը պետք է պատրաստ լինի վատթարագույն սցենարին». Ռուբեն ՄեհրաբյանԱղբյուրը

«Ոտքի´, Հայաստանը» քաղաքացիական անհնազանդության ակցիաներ է սկսելու

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜNE BİR DE BU AÇIDAN BAKMAK

Suriye’nin bir oyuncudan oyun sahasını dönüşümü

Gündem 11 Haziran 2020
91

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 20 yıl önce ölen Hafız Esed’in cenaze törenine katılmamıştı. Ancak Suriye’de bulunan ve askeri üsleri ile destek sağlayan Rus kuvvetleri ölümünün 20’inci yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen anma töreninde hazır bulundu. Putin, ekonomi, kültür ve politikadaki ‘ince dokunuşlarıyla’ Rus varlığını genişletme ve güçlendirmeyi hedefliyor.

Türkiye’nin Eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, Esed’in cenaze törenine katılmıştı. İşte bugün kuvvetleri de Suriye’nin kuzeybatısı, kuzeyi ve kuzeydoğusunda konuşlanmış durumda bulunuyor. Aynı durum İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi için de geçerli. İran ‘Muhafızları’ bir ‘gölge devlet’ kurup Suriyeli ve yabancı uyruklu milisler eğitiyor. ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın da cenaze törenine katılmasından 20 yıl sonra bugün, ABD ordusu takımları ve üsleriyle Fırat’ın doğusunda hazır bulunuyor.

Eski Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook, Esed’i son yolculuğuna uğurlamak üzere Şam’a geldiğinde ülkelerinin güçlerinin, Suriye’nin kuzeyindeki göklere sahip olan Uluslararası Koalisyon arasında olmasını ve Suriye uçaklarının bu Koalisyon’daki varlığının yasaklanmasını beklemiyorlardı. Bölgedeki Koalisyon, başata YPG olmak üzere Kürt grupları içine alan Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) destekliyor. YPG, bazı milisleri 1998 yılının ortalarında Esed’in Türkiye ile savaşa girmekten kaçınarak Suriye’den çıkışına izin verdiği Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK’nın elinde yetiştiriyor.

Aynı şeklide vefatından önce Esed’le konuşan son, taziyeye gelen ilk kişi olan Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud, müttefiki olan Hizbullah’ın 2012 yılında rejimin ‘kurtarılması için’ Suriye’ye müdahale edeceğini düşünemezdi. Gerilimi arttıran bir şekilde ‘Lübnan’ın Suriye’deki rolü’ dipnotuna ve bir kelimeye sahip oluşunun Lideri Hasan Nasrallah’ın 20 yıl önce Haziran ayında Kardaha’daki cenaze törenine katılımıyla başlamıştı.

Cumhurbaşkanı el-Esed’in 10 Haziran 2000’de ölümünden sonra cenazesine katılan isimlerin listesinin gözden geçirilmesi Suriye’de meydana gelen değişimin kapsamını ve rolünü gösterecektir. Geniş kapsamlı uluslararası ilişkilerden faydalanan bölgesel bir oyuncuydu. Ancak bölgesel ve uluslararası devletlerin çatışma alanına dönüştü. ‘Ajanları’, ordu üyeleri, subayları ve istihbarat görevlileri komşu ve daha da uzak ülkelerde bulunuyorlardı. Ancak şimdi ise başkalarının ‘ajanları’ ve orduları Suriye toprakları ve hava sahasında bulunuyor.

‘Düzeltme’

İktidardaki ‘Baas’ partisinin askeri komitesinde rol oynadıktan sonra 16 Kasım’da Savunma Bakanı olarak ‘Düzeltici Devrim’ olarak bilinen askeri bir darbe gerçekleştirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Nureddin el-Atasi’yi devirerek ardından cezaevine koydu. Sonraki yılın Mart ayında Cumhurbaşkanı oldu. 6 Ekim 1973’te Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la birlikte Arap-İsrail savaşına girdi. Bir yıl sonra İsrail’le ABD aracılığıyla ‘Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması’ imzaladı. Haziran ayında ise ABD Başkanı Richard Nixon, 1967’deki ‘Altı Gün’ savaşından sonra askıya alınan diplomatik ilişkileri eski haline getirmek için Şam’a bir ziyarette bulundu.

Suriye’ye doğrudan yapılan ilk dış müdahale, 1976’da Suriye ordusunun Lübnan İç Savaşı’na ABD’nin yaktığı yeşil ışık ve Sovyetlerin desteğiyle girmesi oldu. Bundan bir yıl sonra Lübnan topraklarının büyük bir kısmında konuşlandı. Suriye Kuvvetleri ve istihbaratı, 2005 yılının Nisan ayına kadar Lübnan’daki varlığını sürdürdü. Lübnan’ın Eski Başbakanı Refik el-Hariri’nin suikasta uğramasından sonra uluslararası baskılar sonucunda 1559 sayılı kararı uygulayarak ülkeden çıktı.

Güneydeki komşusu Ürdün’le ilişkiler ise farklı bir boyuta sahipti. Esed yönetimi Baas’ın içindeki ‘sol’ kesimden alıp iktidara geçtikten sonra doğu sınırındaki komşusuyla ilişkiler daha da karmaşık bir hal aldı. 1979 yılında Bağdat’ta önce çıkan Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Esed’i ‘komplo kurmakla’ suçladı. Baas’ın iki rakip kolu tarafından yönetilen iki ülke çatışma, rekabete ve entrikaların içine girdi. Ancak Esed yönetiminin son yıllarında iki tarafında ihtiyaç duyması nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilişine tanık olundu. Ardından Şam’ın Irak-İran savaşında Tahran’ı desteklemesinden sonra 1980’de kesilen diplomatik ilişkilere yeniden kuruldu.

‘Denge’

Ali el-Humeyni’nin 1979 yılında Tahran’daki devrimin ardından iktidara gelmesi, Suriye-İran ilişkilerinde onlarca yıl Ortadoğu’da iz bırakacak stratejik bir sayfa açtı. Ancak Esed 1990’larda, ‘Arap kucağı’ ve iki büyük Arap devleti; Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkileri dengeledi. Daha sonra ‘Üçlü İttifak’ olarak bilinen ve Arap hareketinin temel direğini oluşturan ve anahtar dönüşlerde koordinasyon için bir çadır sağlayan Suriye-Suudi-Mısır ittifakı dengeyi sağladı.

1982 yılının Şubat ayında Esed, Hama şehrinde İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından yönetilen bir başkaldırıyla karşı karşıya kaldı. 10 bin ila 40 bin arasında kişi hayatını kaybetti. 1983 yılının sonunda, kalp krizi geçiren Esed, Şam’daki bir hastaneye kaldırıldı. O sırada kardeşi Rıfat, abisi sağlığına kavuşmadan önce bir darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalıştı. Bir yıl sonra Rıfat, uluslararası ve bölgesel bir onarım için Suriye’den sürüldü. 2000 yılında abisinin vefatının ardından ülkeye dönmek için başarısız bir girişimde bulunmuştu. Ancak hala Avrupa’da yaşıyor.

Örtüsüz

Suriye’nin 1980 yılında bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladığı Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Esed batıya yönelip ABD ile ilişkilerini iyileştirdi. Batı ile seçenekleri açık tutmak için Sovyetler ile stratejik bir anlaşma imzalamaktan ve Tartus’taki küçük bir liman dışında askeri üsler vermekten kaçınmıştı.

Son günlerinde Moskova’ya yaptığı bu ziyaret Sovyetler Birliği’nin Son Lideri Mihail Gorbaçov ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından aldığı bu kararın faydasını gördü. En büyük müttefikinin çöküşünü fark ettiği anda, yeni bir örtü elde etmek üzere Batı’ya yönelmesi gerektiğini anladı. Suriye, 1990’ların başında Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında ABD liderliğinde Saddam Hüseyin’e karşı kurulan çok uluslu ittifaka katıldı. 1991 yılı sonunda ise Arap- İsrail müzakerelerini başlatmak üzere Madrid Konferansı’nın açılışına katıldı.

1994 yılının Ekim ayında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, ikili ilişkileri geliştirmek için ABD Dışişleri Bakanları tarafından onlarca kez ziyaret edilen Şam’da İsrail ile barış görüşmeleri konusunda harekete geçirmek için Esed’le bir araya geldi. Esed, daha önce ABD Başkanları ile Cenevre’de görüşüyordu. Hafız Esed, 4 yıl sonra 22 yılın ardından ilk kez bir Batı ülkesine ziyaret gerçekleştirerek Paris’e gitti. Esed’e Avrupa’nın kapılarını açma konusunda büyük rol oynayan Chirac tarafından büyük bir içtenlikle karşılandı.

5 Ordu

Esed ölmeden önce Suriye güçleri Lübnan’daydı. Ülkedeki ‘şifrenin’ sahibi Şam’dı. Suriye, Kuzey Irak’ta bir Kürt varlığının kurulmasına karşı koordine olan Türkiye ve İran ile üçlü eksenin bir parçasıydı. Aynı zamanda Suudi Arabistan, Mısır ve Arap ülkelerini içeren ‘Şam Bildirgesinin’ ve Suudi Arabistan ve Mısır ile kurulan ‘Üçlü İttifakın’ bir parçasıydı. Saddam’a kapıyı açmış, muhaliflerini yüz üstü bırakmıştı.

Suriye, İsrail’e karşı olan örgütlere ev sahipliği yapıyor aynı zamanda Amerikan himayesinde İsrail ile müzakere ediyordu. Mart ayının sonunda Cenevre’de barışa ulaşmak için son bir girişimle Esed ve Clinton arasında bir zirve düzenlendi.

1996 yılının baharında çıkarları çatışan beş ülkenin dışişleri bakanları İsrail’in güneyindeki ‘Gazap Üzümleri’ operasyonundan sonra ‘Nisan Anlaşmasına’ varmak üzere aynı anda Şam’da bulunuyordu; ABD, Rusya, Fransa, İran ve Avrupa Birliği (AB).

Şimdi, Suriye Arap Birliği kapsamı dışında. AB ve ABD tarafından bir tecrit ve yaptırım söz konusu. Ülkede şu an ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail (havadan) olmak üzere beş ülke bulunuyor. Bir araştırma merkezine göre 2011 protestolarından sonra Suriye vatandaşlarının yarısı evlerini terk etmek zorunda kaldı. 690 bin kişi yaşamını yitirdi. Ekonomik açıdan ise 530 milyar dolar değerinde bir zarar meydana geldi. Protestolar, gıda, ilaç ve su krizleri bunda etkili oldu.

Sınırlarının dışında mücadele eden Suriye, diğerlerinin çatıştığı bir sahne oldu. Bir oyuncudan, oyun sahasına dönüştü. Fiyatı yükselen tek şey belki de ABD doları oldu. 20 yıl önce 1 dolar 44 Suriye lirası iken, şimdi 3 bin 200 liraya ulaştı.
Şarkulavsat

Yorumlar