Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Suriye’de Son Gelişmeler ve Türkiye

Gündem 7 Nisan 2017
482

Suriye’deki Son Gelişmeler
Suriye, yaklaşık altı yıldan beri dünya kamuoyunu yaşanan çatışmalar, terör gruplarının varlığı ve bölgesel siyasetin yeniden şekillenmesi gibi nedenlerle işgal etmektedir. Ülkede çatışmaların başlamasından itibaren yaklaşık dört buçuk yıl boyunca zor durumda kalan Esad yönetimi, son bir buçuk yıldır Rusya’nın denkleme dahil olmasıyla rahat nefes alarak konumunu güçlendirdi ve kontrol ettiği toprak oranını gözle görülür biçimde arttırdı. Bunun neticesinde Esad’ın Suriye’deki konumu tartışılmaz bir hal aldı ve Esad’ın “can” düşmanı ABD bile bu ismin gitmesinden vazgeçmeye başladı. Lakin İdlib’te yaşanan “kimyasal saldırı” nedeniyle 100’den fazla insanın hayatını kaybetmesi sonrası ABD, ani bir kararla Suriye ordusuna ait hava üslerini vurdu. Bunun üzerine bölgedeki kartlar yeniden karılmaya başlandı. Türkiye, füze saldırısı sonrası ABD’yi desteklerken Türk dış politikası yeni bir savrulmanın eşiğindedir.
İdlib Kimyasal Saldırısı
4 Nisan tarihinde düzenlenen füze saldırısında 100’den fazla sivil hayatını kaybetti. Bu insanlık dışı saldırının kim tarafından yapıldığı tam olarak kesinleşmezken bölgede özellikle Esad ve Rusya karşıtı güçler/gruplar saldırının Esad’a ait güçler tarafından yapıldığını iddia etti. Esad yönetimi ise yaptığı açıklamada saldırıyı kendilerinin yapmadıklarını, muhalif grupların yaptığını savundu. Bölgedeki en önemli güçlerinden biri haline gelen Rusya ise Suriye yönetiminin açıklamasına destek verdi. Saldırının kimin tarafından yapıldığı netlik kazanmazken ABD’li bir senatör ise sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamada saldırıyı IŞİD/DEAŞ’ın yaptığını iddia etti.
Saldırıyı kimin yapmış olabileceğine dair bulgulara gelecek olursak öncelikle Esad’ın elindeki kimyasal silahlar 2014 yılında imha edilmişti. Ayrıca her geçen gün bölgesel ve küresel siyasette konumunu güçlendiren Esad’ın böyle bir saldırı yapma ihtimali oldukça düşüktür. Bunun yanı sıra bölgede Esad’ı ve Rusya’yı köşeye sıkıştırmak için daha önce benzer oyunların oynandığı da bilinmektedir. Örnek olarak Suriye’de bir yardım konvoyunun hedef alınması sonrası özellikle Beyaz Baretliler saldırıyı Esad güçlerinin yaptığını iddia etmişti. Rusya’nın konvoya ait görüntüleri yayınlamasının ardından ise saldırıyı Esad karşıtı Batı yanlısı muhalif grupların gerçekleştirdiği ağırlık kazandı. İdlib saldırısı ile de böyle bir algı yaratılmaya çalışılabilir.
ABD’nin Suriye Saldırısı
İdlib bahanesiyle ABD, sabaha doğru Suriye’ye atılan 60’a yakın füze aynı zamanda dünya kamuoyuna da bomba gibi düştü, savaş tam tamları çalmaya başladı. ABD’nin bu saldırısına birçok AB ülkesinin yanı sıra İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Japonya destek verdiğini açıkladı. Ancak Rusya ve İran bu duruma sert tepki gösterdi. Hatta Rusya, Suriye’deki hava savunma sistemlerini güçlendireceklerini açıkladı, ardından muhaliflerin bulunduğu bölgelere yaptıkları hava operasyonlarını yoğunlaştırdı. ABD, tarafından Suriye, Rusya ve İran’a verilen mesaj ise ortadadır. Trump, Merkel’le yaptığı son görüşmede Merkel’in elini sıkmayarak aslında dünyaya çeşitli mesajlar verme amacında olduğunu ortaya koymuştu. Almanya’ya “AB’nin motor gücü sen olabilirsin ama ben dünya lideriyim” mesajını veren Trump, Suriye saldırısıyla da Rusya’ya dünya lideri olduğu, İran’a ise olası bir hedef olduğu mesajını vermektedir.
İdlib saldırısı sonrası ABD, Esad’a karşı oldukça sert açıklamalarda bulunurken bu durumun iç siyasette köşeye sıkışan Trump tarafından kullanılmaya çalışıldığı bu nedenle Suriye’yi vurduğu ortaya atılan görüşlerden biridir. İç politikada istediklerini yapamayan Trump, halkını ABD’nin dış politikada güçlü bir konumda olduğuna ikna etmeye çalışmaktadır.
Türkiye’nin Konumu
Türkiye FETÖ’cü işgal girişimi sonrası açık bir şekilde Rusya ile sıcak ilişkiler kurdu hatta ABD’ye rağmen Rusya ve İran’la Astana görüşmelerini başlattı. Ancak bölgede yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin Rusya’dan istediğini açık bir şekilde alamaması Türkiye’nin Suriye politikasını bir belirsizliğe soktu. Bu belirsizlik sürerken ABD’nin Suriye saldırısı sonrası Türkiye, Rusya ve İran ile yaptığı Astana görüşmelerini unutarak ABD’nin attığı adımı desteklediğini açıkladı. Dış politikada kısa sürede yaşanan bu savrulmalar Türkiye’nin uluslararası siyasetteki ciddiyetine ve prestijine zarar vererek güvenilmez bir ülke konumuna getirecektir. Buna ek olarak Türkiye, Suriye’de izlediği politikaların doğruluğunu tartışmaktaydı. Numan Kurtulmuş kısa bir süre önce “Türkiye’nin beş yıldır Suriye’de yanlış politika izledi”ğini dile getirmişti. ABD’nin füze saldırısını desteklemesini açıklamasıyla bu hatalı politikaya geri dönüşünün sinyalini vermiştir.
Özellikle Türkiye’nin dış politikada izlediği Sünni merkezli dış politika kendisini iç politikada da göstermiş, özellikle iktidar partisine yakın gruplar arasında İran ve Suriye karşıtlığı hat safhaya çıkmıştır. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “hocası” Rahmetli Necmettin Erbakan, başbakan olduğu dönem ilk yurtdışı gezisini İran’a düzenlemişti. Ayrıca Erbakan, 1990’lı yıllarda yaptığı konuşmalarda defalarca Ortadoğu’da ilk önce Irak’ın sonra Suriye’nin daha sonra Türkiye’nin hedef alınacağını belirtmişti. Bu kapsamda Türkiye’nin siyasi karar alıcıları bölgede Suriye’nin güvenliğini Türkiye’nin güvenliği olarak görmelidir. Suriye’nin ABD tarafından işgali ihtimaline sevinen grupların Afganistan ve Irak’ta yaşananları ne çabuk unuttuğuna şaşırmamak elde değil. Özellikle ABD tarafından camilerin ve Kuranı Kerim’lerin nasıl hedef alındığı hala bilinçli akıllarda yer etmektedir. Unutulmamalıdır ki Suriye’nin yıkılması Ortadoğu’daki Türkiye domino taşının da devrilme ihtimalini taşımaktadır. Bu devrilme ise bölgede kurulması planlanan sözde Kürdistan devleti bazında yaşanacağı aşikardır. Bugün Türkiye’nin bölgesinde güçlü bir ülke olması yarının Suriye’si ya da Irak’ı olmayacağını kanıtlamaz. Ayrıca “haçlı ittifakı” olarak gösterilen AB ve ABD’nin yanı sıra İsrail’in de Esad ve güçlü bir Suriye’ye karşı olduğu unutulmamalıdır.
Türkiye’nin burada izlemesi gereken başlıca politika sessizce beklemesi hatta ABD ile Rusya arasındaki gerilimi arttıracak politikalar izlemesidir. Böylece, Türkiye Suriye’de ABD tarafından desteklenen PKK/PYD karşısında Rusya ve Suriye’nin desteğini alabilir. Neticesinde ise ilk aşamada Menbiç bölgesi olmasa da Afrin bölgesi bu terör örgütünden temizlenebilirdi.
Amerika Araştırmaları ve Terör Uzmanı Emrah Kaya/ Kafkassam
Facebook- Twitter: @emrhky0407

Yorumlar