ABD NATO bünyesinde nükleer şemsiyesini genişletecek

سپاه پاسداران انقلاب اسلامی ایران و مسئله آزربایجان

Komedyen Cumhurbaşkanı ve Ukrayna’nın Geleceği

SƏRKİSYANIN İSTEFASINDAN KEÇƏN 1 İLDƏ YENİ DETAL NƏDİR?

Sudan’da neler oluyor

Gündem 11 Nisan 2019
145

SON DÖNEM SUDAN GELİŞMELERİ

Sudan’da son aylarda yaşanan krizin temelinde hangi unsurlar yer almaktadır?

Bilindiği gibi Sudan, bağımsızlığını kazanmasının ardından Kuzeydeki Müslüman Araplar ve Araplaştırılmış halk ile Güney’deki animist ve Hıristiyan kesim arasındaki çatışmalara sahne olmuştur. Sudan’ın bu çeşitli dinlere mensup, 115 dil konuşan, 597 farklı kökenden oluşan demografik yapısı, neokolonyalist politikaların yarattığı bölünme tehditleri ve sıkça yaşanan askeri darbelerin yarattığı kriz ortamı için zemin hazırlamıştır. Ancak hepsinden önemlisi Sudan topraklarındaki zengin yer altı kaynakları, küreselleşen dünyada dış aktörlerin ilgisini ülkeye çekmiş; var olan krizlerden bu ülkelerin çıkar sağlamayı amaçlamasına neden olmuştur.

General İbrahim Abua, Albay Cafer el-Numeyri, General Zivar ad-Dahab darbelerinin ardından 30 Haziran 1989’da General Ömer El Beşir’in askeri bir darbeyle iktidara gelmesi Sudan’daki sorunların daha da çetrefilli bir hal almasına sebebiyet vermiştir. El Beşir iktidarının hemen başında anayasa parlamento ve siyasi partileri feshedip bir İslamlaştırma politikasına ağırlık vermiştir. El Beşir’in bu Siyasal İslam atağı, Soğuk Savaşın hemen sonunda güvenlik ajandalarında değişiklik yaşanan Batılı aktörlere ülkeye müdahalesi için dayanaklar sunmuştur. Nitekim Ömer EL Beşir’in Usama Bin Ladin ile işbirliği yaptığı iddiaları nedeniyle, Washington’ın “Küresel Terörle Mücadele” politikaları kapsamında Hartum hükümetine karşı sert bir tutum göstermiştir.

Diğer yandan Sudan’da kuzey ve güney arasında süren iç savaşta tarafların uzun süre uzlaşamaması nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybetti, milyonlarcası yerlerinden oldu ve neticede 2011 yılında ülke Güney ve Kuzey olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu ayrılma ile Hartum Hükümeti topraklarının üçte birini, önemli yer altı kaynaklarını, dış ticaret hacminin yaklaşık dörtte üçünü kaybetmiştir.

Ömer El Beşir’in bu iç savaştaki sivil halkı askeri uçaklarla bombalama ve diğer soykırıma yönelik uygulamaları uluslararası aktörler tarafından şiddetle eleştirildi. Bilhassa Batılı aktörlerin tepkisiyle Ömer El Beşir soykırım ve insanlığa karşı suç işlediği gerekçeleriyel suçlandı ve 14 Temmuz 2008’de Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından tutuklanması talep edildi.

Ömer El Beşir’in iktidardan ayrılmamadaki ısrarı ve ülkesini iç savaş sonrası içine soktuğu durumda aldığı kararlar Sudan’da zaman zaman prostestolara neden oluyordu. Ülkenin Atbara gibi tarıma el verişli toprakları toprakları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi körfez ülkerine 99 yıllığına kiralanırken, Sudan halkının gıda ihtiyacı, ülkenin itildiği yalnızlıktan kurtulması ve dış yatırım çekme amaçlarına kurban edilmiştir. Bitekim bilindiği gibi 2011 sonrasında Sudan, temel besin kaynağı olan buğdayın yıllık 2,5 milyar tonluk kısmını ithal etmek durumundadır. Bu durumda Ömer El Beşir’in ekmek fiyatları için sübvansyonları keseceğini açıklaması hali hazırda sosyo-ekonomik problemlere sahip halkın şiddetli tepkisine yol açmıştır. Ayrıca Kuzey’de kalan kısıtlı yer altı kaynaklarının işletme haklarının da ülke halkının çıkarlarını hiçe sayarak yabancı aktörlere verilmesi protestoların ardındaki temel nedenlerdir.

Ancak Atbara’da birkaç ay önce başlayan protestoların, Savunma Bakanlığı önünde kamp halindeki muhaliflere silahlı müdahalesiyle şiddetin boyutlarının artacağı sinyali verilmişti. Ancak Perşembe sabahı ordunun radyoya el koymasının ardından Sudan’da darbe haberleriyle artık ülkede köklü bir değişime acilen ihtiyaç duyulduğu ve bu değişim içinde çok boyutlu ve çok taraflı bir girişimin şart olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleşilmiştir.

Sudan Krizin’de doğrudan ve dolaylı yer alan dış aktörler:
Bilindiği gibi 11 Eylül sonrasında ABD, terörle mücadele kampanyasına Sudan’a yönelik tavrı, Sudan halkının derin ekonomik ve sosyolojik krizlerle mücadele etmesine yol açmıştır. El Beşir’in şeriata dayalı, baskıcı yönetimi ülkenin içinde bulunduğu bu kriz ortamı ve iç savaş karşısında sürekli yanlış kararlar almıştır.
Örneğin Körfez ülkelerinin destek ve yatırımını çekmek için ülkenin kısıtlı kaynakları üzerine Çin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle yapılan anlaşmalarda ulusal çıkar hiçe sayılmıştır. Ayrıca El Beşir bu ülkelerin sempatisini kazanabilmek için Yemen’e asker göndermesi de ülkesinin hali hazırdaki durumunu kötüleştirmiş ve ciddi eleştiriler almıştır.

Sudan’ın Mısır ve Etiyopya eksenindeki dış politikası da son yıllarda uluslararası gündemde sıkça yer almakadır. Bildiniği üzere Nil Nehri üzerindeki Baraj tartışmasında Sudan ve Mısır sık sık karşı karşıya gelmektedir. Öyle ki bu anlaşmazlık iki ülkenin hükümetinin de muhaliflerinin birbirleri tarafından desteklendiği iddialarına kadar varmaktadır. Ayrıca Mısır basını a son dönemde Mısır ve Katar’ın Sudan ile birlikte kendisine ymnelik tehdit olduğunu vurgulayan haberler yayınlamaktadır. Örneğin Türkiye’nin Somali’de askeri bir üs açmasının ardından, Sudan ile Sevakin Adasına yönelik restorasyon amaçlı bir anlaşmaya varması, Kahire tarafından çarpıtılmış, Sevakin’de de Türkiye’nin Mısır’ı tehdit edebilecek askeri bir üs kuracağı iddia edilmiştir. Sudan yönetimi bu iddiaları yalanlamasına karşılık, Katar Genel Kurmayı ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı dönemde Hartum’u ziyaret etmesi, Mısır’ın bu ülkelerin Sisi yönetimini devirmeyi amaçladığı iddiasını güçlendiren bir gelişme olarak vurgulanmıştır.

Peki ne Yapılmalı?
Bugün gelinen noktada Sudan halkının barış ve refaha kavuşabilmesi için; öncelikle Ömer El Beşir yönetiminin iktidardaki ısrarının kırılarak bir an önce demokratik geçişin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada yukarıda adı geçen ülkeler ile beraber diğer Batılı güçler ve uluslararası örgütler bu geçişin sağlanmasında duyarlı olmalıdır. Sudan ile gerçekleştirilecek temaslarda kısa vadeli kazanımlardan ziyade orta ve uzun vadeli projeksiyonlar gerçekleştirilerek Sudan halkının, Doğu Afrika bölgesinin ve dolayısıyla uluslararası güvenliğini tehdit edecek girişim ve söylemlerden kaçınılmalıdır. Son dönemde bölgeye ilgisi artan Türkiye’de bölgeye yönelik girişimlerinde barışçı, hukuka bağlı, adil ve kazan-kazan prensibine dayalı tutumuna yönelik iddialara imkan tanımamalıdır.
Huriye Yıldırım Çinar

Yorumlar