Şimdi yükleniyor

Sirojiddin Tolibov: Orta Asya: Kuralsız ve Şanssız

 

Hemen kötü haberle başlayayım. Bizim Orta Asya’mız türbülans bölgesine giriyor. “Demokratik şans” illüzyonu, Trumpçıların gelişiyle birlikte yok oldu. Artık kimse ortada kurallar varmış gibi davranmıyor. Kimse hakem rolü oynamıyor. Oyun devam ediyor ama artık yumruğu daha ağır olan kazanıyor.

Küçük ülkeler, zayıf kurumlar, kırılgan elitler… Tüm bunlar mücadele etmekle değil, hayatta kalmakla ilgili. Bu yeni dünyada kimse zayıfları dinlemiyor. Onlar duyulmuyor. Onlar yerinden oynatılıyor, onlar üzerinden pazarlık yapılıyor.

Orta Asya bir siyasi pazara dönüşüyor. Tezgâhta ise sadakatimiz, kaynaklarımız ve coğrafyamız var. Alıcılar belli: Rusya nüfuzunu geri almayı hayal ediyor. Çin metodik olarak ağırlığını artırıyor. Türkiye ve İran birer parça koparmaktan çekinmiyor. Kimse bölgeyi bütünüyle almayı düşünmüyor; bölge, sırayla kullanılmak için fazla elverişli.

Egemenlik (Egemendik, Istiqloliyat, Mustaqillik, Sowranlyk, Egemendüülük) şimdilik kağıt üzerinde kalıyor. Şimdilik… Ama baskı artıyor. İç sorunlar, dış müdahale için birer bahaneye dönüşüyor. Cumhurbaşkanı değişimi artık bir iç mesele değil, jeopolitik bir denge sorunu haline geliyor.

Bu ortamda demokrasi bir fıkra gibi görünüyor. Dünya güç ve sessizlik beklerken kim dürüst seçimler yapar? Herhangi bir zayıflığın avcılar için bir sinyal olarak algılandığı yerde, kim gerçek bir muhalefete izin verir? Her şey otoriterleşmeye gidiyor. Hüküm süren klanın oğlunun, kızının, kardeşinin veya şoförünün yönettiği o meşhur “istikrarlı” yapıya doğru… Seçimler baki kalacak; ancak seçen halk değil, mutabakatlar olacak.

Fakat tüm bunlar çok pamuk ipliğine bağlı. Bu tür rejimler şahsiyetler, para ve elbette korku üzerine kurulu. Tek bir vida yerinden fırladığında her şey anında, kaba bir şekilde ve B planı olmaksızın çöker.

Trump yine “Amerika’yı büyük yapmayı” hayal ediyor. Ama dünyayla değil, kendisiyle. Onun için Orta Asya, Meksika ile Ay arasında bir yerlerde.

Avrupa ülkeleri şaşkın durumda. Bırakın birilerini kurtarmayı, artık kendi geleceklerinden bile emin değiller. Herkes kendi sorunlarında boğulmamayı düşünüyor.

NATO ihtiyarlıyor. Yavaş ama emin adımlarla. Ortaklar tartışıyor, korku yok oldu, güven gidiyor. İttifak her geçen yıl bir şeylerin garantörü olmaktan ziyade bir hobi kulübüne benziyor.

Ya Rusya? Putin Rusyası Orta Asya’ya kendisinmiş gibi bakıyor. Hukuki değil, tarihsel-mitolojik anlamda. Bölge; bir “nüfuz alanı”, “bizim eski tebaalarımız” olarak görülüyor. Moskova, müttefik görmediği yerde, üzerinde nüfuzunu kaybettiği toprakları görüyor. Ve bu onu öfkelendiriyor.

Rusya bir vizyon sunmuyor, kalkınma vaat etmiyor. Sadece sadakat bekliyor. Eğer sadık değilseniz, sorunlar listesindesiniz demektir. Kremlin için Orta Asya ülkeleri ortak değil, piyondur. Bağımsızlıklarına, Kremlin’in jeopolitik oyunlarına engel olmadıkları sürece tahammül edilir. Aynı zamanda Rusya kendi gücünü kaybediyor ama bunu kabul etmeyi reddediyor. Saldırganlık, baskı ve şantaj da buradan kaynaklanıyor.

Bu yüzden sadece kendimize güvenmeliyiz. Herkesin kendi başının çaresine baktığı bir dünyada, zayıflara toplantı davetiyesi gönderilmez. Onlar sadece hesaba katılmazlar. Kuralsız bir dünyada düşüşlerin bedeli ağırdır. Yardım bekleyecek bir yer yok. Müdahale ancak çıkara uygunsa gerçekleşir ve bu müdahale hiç de nazik olmaz.

Dolayısıyla Kazak, Kırgız, Tacik, Özbek ve Türkmen için işler özgürlüğe doğru gitmiyor. Aksine daha sert bir kontrole, daha derin bir sessizliğe ve daha az seçeneğe doğru gidiyor. Ama şans tamamen yitirilmiş değil. Cehennemin ortasında bile boyun eğmemeyi başaran ülkeler vardır; eğer bir şekilde “sistem” kurabilirlerse. Eğer iktidar tek bir kişi veya tek bir aileden ibaret değilse…

Eğer değilse, o zaman her şey biter; Amin, Allahu Ekber! O zaman bölgenin geleceği yabancı ellerle, yabancı haritalarda ve yabancı masalarda çizilir…

 

Yorum gönder