Birleşik Arap Emirlikleri’nde ilk Hindu tapınağının temel atma töreni düzenleniyor

Tahran – Moskova ilişkisinin geleceği

Rusya, Suriye’ye İskender füzelerini yerleştirdi Mi

Gürcistan’ın NATO’ya neden ihtiyacı var?

Sinan Çuluk’un Mirat-ı Hakikat’inden; KİTABE ÇEVİRMEK, ÇEVİRDİĞİNİ ANLAYABİLMEK

Gündem 19 Ocak 2019
51

Nette gezerken gördüm, bir meraklı Gülhane Parkı’ndaki çeşmenin kitabesini okumuş ve günümüz Türkçesi ile anlamını da vermiş. İşte sadece şu kitabeyi anlamanın bile ne kadar zor olduğunu gösteren bir örnekle karşı karşıyayız.

Her zaman söylüyorum, Harf Devrimi geçmiş ile kültürel bağlarımızı koparmamıştır. O bağlar dilin sadeleştirilmesi ile kopmuştur. Okulda yeni yazı öğrendiysen bunun yanına eski yazıyı da ilave edersin ve eski metinlere kolayca nüfuz edersin. Ancak eski yazıyı öğrendiğin halde o metnin kelimelerine hâkim değilsen, gördüğün harflerden anlamlı bir kelime çıkarabilmek için dağarcığında o kelime yoksa zihninde en ufak bir çağrışım uyanmaz ve sen o kelimeyi okuyamazsın.

Bu duruma dilin sadeleştirilmesi adı altında yapılan çalışmalar sebep olmuştur. Elbette dilde sadeleştirmeye karşı değilim. Divan Edebiyatı’nda olsun, Tanzimat, Servet-i Fünun üsluplarında olsun Osmanlının gereksiz yere kullandığı ağdalı nazım ve nesirden nefret derecesine geldim. Abdülhak Hamid’in, Cenab Şehabeddin’in lisanının yaşamasına imkân yoktu. Bu gerçeği asla inkâr etmiyorum. Sadece halkın anladığı, kullandığı, halk ozanlarının şiirlerinde de yer alan birçok kelimenin terk edilmesine karşıyım. Hele hele bizim terk edip günümüzde Türkistan Türklerinin, Azerbaycan Türklerinin hatta Gagavuzların kullandığı Arapça kökenli kelimeleri duydukça daha da karşı çıkıyorum.

Sadede gelip kitabeye dönelim. Şöyle çevrilmiş ve anlam verilmiş:

«Çevirisi
1229
Âb-ı hayâtuñ ʿayni olan işbu çeşmenüñ
Aʿsâr geçti varmadı kimse farkına
Buldu emânet eyledi ihyâ müceddeden
Verdi hayât doğrusu Gülhâne Parkı’na

Günümüz Türkçesi:
Ölümsüzlük suyunun aynısı olan bu çeşmenin
Asırlar geçti kimse varmadı farkına
Emaneti buldu, canlandırdı yeniden
Hayat verdi doğrusu Gülhane Parkı’na»

Buradaki tarih aslında 1329 olmasına rağmen 1229 olarak okunmuş. 2 ile 3 arasındaki fark dikkatli gözden kaçmaz ama kitabeyi yaldızlayan kişi 3 rakamındaki ufak dişi dümdüz edince okuyanın da dikkati dağılmış. Gerçi H. 1229 yılında “Park” kelimesinin kullanılamayacağını düşünmemesini yadırgayalım. Bu hatayı, okuyan açısından o kadar kusur saymayalım, hoş görelim. “Hayatın” yerine “hayatun”, “çeşmenin” yerine “çeşmenün” yazılması yanlış tercihler olsa da geçelim, esas faciaya gelelim.

İki kelime var ki yanlış anlamlandırılarak dörtlüğün canına okunmuş. Ayn kelimesine “aynısı” denilerek birinci facia işlenmiş. Buradaki “ayn” kaynak, göze anlamındadır. Bu anlam bilinseydi “Ab-ı hayatın aynı” deyince “ölümsüzlük suyunun (veya sadece çeşmenin) kaynağı” olarak anlaşılacaktı.

Türk devlet sisteminde sıklıkla değiştirilen müessese isimlerinin, sonraki nesillerde devlette devamlılığın izini sürmeyi nasıl zorlaştırdığını kimseler dert etmiyor. Bu meseleyi dert etmeyince “Şehremaneti” kelimesini terk edip Belediye’ye kolayca geçiveriyoruz. Hangi ihtiyaca binaen iki Arapça kelimeden biri terk edilip diğeri kabul görüyor. Bu gibi anlamsız görülen çabaların ne kadar anlamlı hamleler olduğunu kitabedeki “emanetin” şehremaneti yani belediye olduğunu anlayamayan sonraki nesillerin çaresizliğini görünce anlıyoruz. Halk Şehremaneti yerine çoğunlukla Emanet der ve anlaşılırdı. İstanbul Şehremini yani Belediye Başkanı Cemil Topuzlu’nun zamanında, 1912’de Gülhane Parkı inşaatında ortaya çıkan bu çeşmeyi şair “Emanet (belediye) buldu yeniden diriltti” mısraıyla anlatıyor ama anlam verirken “emaneti buldu” olarak anlaşılması yeni nesillerin çaresizliğinin somut tezahürüdür.

Sinan Çuluk

Yorumlar