Doğu Akdeniz’de Gerginlik Tırmanıyor

ABŞ İranla niyə dost deyil, düşmən olmaq istəyir?

Մեծ իմիտացիա՝ արտգործնախարարների հանդիպմանն ընդառաջ․ Մամեդյարովի ու Լավրովի վերջը

Kafkaz Türklerinin Uyanış devri

SELÇUKLU ÇAĞLARINI ANLAMAK

Gündem 31 Ağustos 2020
104

Malazgirt Zaferinin sene-i devriyesi günlerindeyiz. Büyük zaferin arkasında nasıl bir maddi ve manaevi kültür var idi sorusuna verilecek cevap, geçmişi doğru anlamak kadar gelecek için de faydalı olacaktır.

Tarih, olayları sadece korumaz, aynı zamanda hatırlanacak önemli değerleri de aktarmak için dikkatle saklar. Anlamak için bakılması gereken sonsuzluğa sunulmuş hediyelerdir bunlar. Bir şahsın veya bir çağın mirası içinde şimdiki zamanı değerli kılacak önemli manalar güzlenmiş olabilir ve tarih bizi bunları görmeye ve anlamaya çağrıdır bir anlamda.

Bir çağı anlamak bir mana da o çağın yapı taşları olan kavram ve kurumları anlamaktan geçer. Devlet bir toplumun düzen müessesi olarak organizsayonun en üst çatısını temsil eder. Ortaçağlar söz konusu olduğunda şüphesiz en önemli iki yapı taşı din ve topraktır. Bahsedilen zaman dilimini karaterize eden ve esaslarını belirleyen en temel noktada bu iki unsurdur. İşaret edilen hususların doğu ve batı bağlamında geçerliliği vardır. Din, birey ve toplum bazında sosyolojik düzeyden devlet seviyesinde siyasi hayata kadar tüm alanlarda arke/öz kavramı halindedir. Toprak ise tüm yapının kendisini dayandığı en temel unsurudur. Şüphesiz din ve toprak sadece bir inanç ve maddi imkanlar manzumesi olmanın çok ötesinde kurumlaşan yapılar var eden çok önemli iki temadır. Tarih adeta Ortaçağlar olarak adlandırılan zaman diliminde esasen mevzubahis iki temel üzerinde inşa olunmuştur. Türkler de Ortaçağlarda oynadıkları çok önemli rollerle dikkati çekerken din ve toprağa dair etkili siyaset ve uygulamaları ile Ortaçağlara izlerini vurmuşlardır. Türklerin Ortaçağlardaki büyük başarısının ardında yatan en önemli sebeplerden biri din ve toprağı, buna bağlı yapıları başarı ile yönetmiş olmalardır. Türk çağları içinde Selçuklular göz ardı edilemeyecek derecede önemlidirler. Önemleri ciddi siyasi ve askeri başarıları kadar ve belki de ondan daha önemli olarak din ve toprak ile yaptıkları yapısal hamelelerdir. Kurumlaşan vaki hamleler sonraki bin yıla damgasını vuracaktır. Memlûk devri yazarı el-Kalkaşandî, Selâh ed-Dîn’in Nûr ed-Dîn Mahmud Zengî adına Mısır’a hakim olunca bu ülkede icrâ edilmekte olan Fâtımî usûl ve merasimini kamilen değiştirip yerine Türk (yani Selçuklu) nizamını ikame ettiğini yazar. Dolaysıyla, Eyyûbîler Selçukluların pek çok âdet ve nizamını Mısır ve Suriye’ye getirmişlerdir. Bu sebeple Eyyûbî ve Memluk ve Osmanlı devletleri teşkilâtını iyi anlayabilmek için Selçuklu askerî nizamının iyi anlaşılması gereklidir. Anadolu’nun fethi ve Türkiye haline gelmesini sağlayan İslamlaşma süreci Selçukların en zikredilmesi gereken yönlerindendir.

Toprağı Vatan Kılmak

Toprağın doğal bir unsur, beslenme için vasıta olmanın ötesinde siyasi amaçlarla teşkilatlanması Selçuklu nizam kurucu idarecilerinin en büyük başarılarındandır. Bu düzen devleti şekillendirme boyutunda önemi olan bir yapıyı temsil eder. Selçuklular askeri ıkta düzenine dair önemli uygulamaları ile toprağı devletin ve milletin ilerlemesinde çok maharetle kullanmışlardır. Her çağ kendince kurguladığı değerlerin siyaset yapıcılar ve milletler tarafından beceriyle kullanılması yoluyla ilerlemelere veya tam tersi geri kalmalara şahittir. Askeri ıkta düzeni Selçukların İran ve Anadolu başta olmak üzere kendi etki sahalarında toprağın askeri amaçlarla organizsayonunun en dikkat çekici uygulmasıdır. Prof. Dr. Osman Turan’ın tepitleriyle “Selçuklular değerli kumandanlarına askerî hizmet karşılığında ıktâlar veriyorlar ve onları atabek olarak şehzadeleri terbiye ile görevlendiriyorlardı. Selçuklular, askerlerini ülkenin her tarafına dağıtarak toprağa bağlı bir ordu vücuda getirirken, devletin temelini teşkil eden bir kısım Türkmenlerin geçimini de temin ediyor ve memleketin imar ve idaresine de yeni bir yol buluyorlardı. Iktâ nizamıyla devlet maaş ödemeden bir orduyu beslemekte, mühim bir Türkmen nüfusunu toprağa ve devlete bağlayarak iskân etmekte ve istihsalin artmasını, sağlamakta, halk ile hükümet arasında yeni askerî ve idârî bir kadro oluşturmakta idi.”

İslâm Dünyasında kendi şartları içinde gelişmiş bulunan ıktâ Selçuklular devrinde Türk askerî ve idârî yapısına göre tamamıyla yeni bir mahiyet almıştı. Askerî ıktâ rejimi Büyük Selçuklu Devletinin her tarafına yerleştikten sonra, onun diğer müesseseleri gibi, ondan doğan veya medeni tesirlerine maruz kalan devletlerde, yani Atabeyliklerde, Harizmşahlarda ve biraz daha tadil edilmiş ve tekamül etmiş olarak Türkiye Selçuklularında da yerleşmiştir. Bu kurum süreçte tımar/ dirlik adı altında Osmanlılara intikal etmiş ve Musul Atabeyleri vasıtasıyla da Mısır’a geçmiştir. Kuruluşundaki gibi Fâtımî ıktâının tadili şeklinde Eyyûbî ve Memlûk Devletinde Selçuklulardaki ehemmiyetini kazanmış ve hattâ Selçuklu idaresinde kalmış toprakların ilhakı suretiyle Gurîlere ve bu kanal ile de Aybek zamanında Hindistan’a kadar yayılmıştır. Toprak artık devletin dayandığı en önemli siyasi ve hukuki kurumun ikta düzeninin temel taşı durumunda idi. İkta nizamına paralel olarak uygulanan gulam nizamı Türk unsur dışındaki grupların devlet içine alınarak intisap şuuruyla devlete meylettirmelerini sağlamıştır. Bu yapı Osmanlıların devşirmeleri ve tımar sistemi ile daha sonra da güncellenerek uygulanacaktır. Toprak düzeni noktasında dünyanın batısında ise Feodalizm adındaki diğer bir rejim, doğudan çok farklı şartlar ve uygulamalarla ama yine topraktan beslenerek hayatın en önemli parçası halindeydi. Yani toprak hükmünü tüm medeni topraklarda çağının ruhuna uygun olarak sürüyordu.

Toprağına bakmayan toprak bakmaz. Malazgirt’in sene-i devriyesinde vatanın hafızası toprakla geleceğe taşınırken milli hafızanın hatırladıklarıyla kendisi kalacağını ifade ile bu yurda Türkiye damgası vuranlara rahmet ve minnet duygularımızı ifade ediyoruz.

Türkler Anadolu’yu feth ederken siyasi ve sosyal bir güce sahiptiler. Selçuklu Sultanları Anadolu’nun Türkiyeleşmesi sürecinde toprağı siyasi, sosyal, ekonomik manalarda çok iyi yönetmişlerdir. Dini kurumların da yeni topraklar da yerleşme ve derinleşmesi sağlamaktaki becerisi ve maharetidir ki Türkiye’nin asırlarca milletlerin birlikte yaşayabildikleri bir vatan olmasını sağlamıştır. Alparslan gibi büyük nizam kurucu şahsiyetler önderliğinde girilen bu vatan Alâeddin Keykubad gibi büyük hükümdarların elinde altın çağı yaşamış ve Osmanlıların ortaya çıkacağı zemini kurmuşlardır.

Selçukluları düşünürken Türkistan’dan Balkanlara uzanan bir milletin mekân ve inancı zamanın ruhu, çağın talepleri ve milletin ihtiyaçları bağlamından nasıl organize ettiğini anlamak, zamanın yani tarihin nasıl şekillendiği idrak etmek, Ortaçağın toprak ve din odaklı temasının bu devirlerde nasıl yönetildiğini bilmek geçmişi değer olarak geleceğe taşımak ve Selçuklu mirasını istikbale aktarmak adına son derece önemlidir. Selçuklular, toprağı bir geçim vesilesi olmanın ötesinde devletlerini yücelttikleri bir kurumlar manzumesi ve eşsiz sanat eserlerine kaynaklık eden bir estetik vasıta haline getirmenin büyük ve öncü şahsiyetleri olmuşlardır. Bu nizam kurucu şahsiyetler, mesuliyet iradesi ile büyük işler başarmış devlet mistikleridirler.

Dini Bilgiyle Hayata Kılmak

Ortaçağ bir istiğrak çağıydı. Dinin hayatı tüm katmanlarında etkilediği, sembolleriyle kendini gösterdiği bir çağ. Siyaset bahsedilen manada muhteva ve söylemini zamanın ruhuna uygun olarak dinsel kavramlarla gerçekleştirmiştir. Dikkat edilmesi gereken bir konu Ortaçağlarda din toplumlar üzerinden çok etkili olduğu için meşruiyet saikiyle siyaset kendi dilini din üzerinden kurmuştur. Bu nedenle yaşanan pek çok siyasi olayda dini kavramlar öne çıkmıştır. Bahis mevzu mesele birçok halde siyasi meselelerin dini tartışmalarmış gibi yanlış algılanmasına yol açmaktadır. Tarihe ortaçağlar penceresinden bakarken mezkûr hususa her zaman dikkat edilmelidir. Selçuklular pek çok farklı din ve mezhep mensubunun bulunduğu bir coğrafyaya hâkim oldular. Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar Selçuklu dünyasında birlikte yaşamanın ve özgürlüğün ortamını Türk kültürü ve İslam medeniyeti doğrultusundaki siyasetlerde tecrübe etmişler, bu yapı daha sonra Osmanlılar devrinde de devam etmiştir. Selçuklular her zaman ötekine saygı duymayı esas bilen devlet anlayışları ile tüm unsurlara adil ve eşdeğer mesafede muamele ettiler. İlave olarak aşırılıkları ve mezhep çatışmalarını körükleyen yapılarla da siyasi ve askeri yollarla olduğu kadar eğitim yoluyla da mücadele etmekten geri durmamışlardır. Şiilik, Batınîlik gibi siyasi iddialarla ortaya çıkan, mezhep kavgalarını körükleyen yapılara karşı ciddi tedbirler alarak anlaşmazlıkların ortadan kalkması için her türlü tedbire başvurmuşlardır. Bunun yolu ise bilginin doğru yerlerde ve doğru yöntemlerle öğretilmesi ve yayılmasıydı. Eğitim kurumları esasen çok önemli kılan da dikkat çekilmek istenen husustur.

Selçuklular kendi çağlarının yapı taşlarından dinin değerini gereğince idrak etmişler, ıkta düzeni ile maddi hayatlarının her sahasına tesir edecek önemli düzenlemeleri yaptıkları gibi din ve ona bağlı kurumlarda da önemli siyasetin yürütücüleri olmuşlardır. Bu noktada eğitimin önemini çok iyi kavramış bulunan Selçuklu sultanları dini ve din dışı bilimlerin eğitimine önem vermişler ve çok büyük bilim kurumlarının kurulmasına öncülük etmişlerdir.

Selçukluların kendi, devirlerinde idare ettikleri ve kendilerinden sonraki devirlerine dair tesir icra ettikleri en önemli alanlardan birisi eğitim ve fikir alanıdır. O devir için sembolik kurum Nizamiye medreseleridir. Nizâmiye Medreseleri dönemin eğitim kurumları olarak ilmî faaliyetlerin gelişmesinde önemli rol oynayacaklardır. Devlet gelirleri yüksek vakıflarla eğitimi desteklemiş, öğrencilerin yeme, içme, barınma, defter, kitap vb. tüm ihtiyaçlarını karşılamıştır. Aynı zamanda bahsedilen kurumlar, eğitim için gerekli olan hocaların bir merkezde toplandığı, maaşlarının devlet tarafından karşılandığı, geçim sıkıntısını ve maişet derdini düşünmeden eğitimin yapıldığı ilk kurumlar olma özelliğine de sahiptir. Selçuklular, medreseler açarak ilmin hizmetine vermekle kalmamış, dönemin en önemli şahsiyetlerini bu medreselerde müderris olarak görevlendirerek ilmî seviyenin yükselmesine de hizmet etmişlerdir. Selçukluların oluşturduğu güven ve fikrî serbestîden dolayı, İslâm dünyasının değişik yerlerinden insanlar gelerek bu medreselerde eğitim görmüş, sonra memleketlerine dönerek müderris, kâdı, hatîb, vâiz veya bürokrat olarak aynı düşüncenin o bölgelerde de gelişip yayılmasına hizmet etmişlerdir. Nizâmiyelerin temsil ettiği düşünce doğrultusunda yeni bir dünyanın kurulması söz konusudur. Bahsedilen müesseselerde okuyup, Nizâmiye ruhunu memleketlerine taşıyan insanlar arasında Endülüs ve Kuzey Afrika bölgelerinden gelen insanları da görmek mümkündür. Mağripli İbn Tûmert (ö.1130), Ebû’l-Hasan Kayravanî (ö. 1086), Muhammed et-Temimî (ö1118) bu cümleden bu etkiyi bölgelerine taşıyan şahıslar olarak zikredilebilir. Nizâmiye düşünce ortamında gelişip Mağrib ve Endülüs’e yayılan muhtevanın yeni ufuklar açtığı, dönemin ilmî seviyesinin gelişmesinde önemli yere sahip olduğu söylenebilir. Her umran ve medeniyet iddiasının şehir ve eğitim ididası olacağı, teknoloji yanında sosyal bilimlerin fevkalade önemi olduğu yeri gelmişken ifade edilmelidir. Bu manada adı geçen kurumlar hem standart bilim kurumlarının ve bürokrasi eğitiminin teşkilini sağlamış, hem de dini görünümlü siyasi yapılarla mücadele için fikir, bilim insanı ve eser yazılmasını sağlamışlardır. Tasavvuf, Selçuklu dünyasının din ile alakasını açıklamak adına diğer önemli bir kurumdur. Bahsedilen dönemde büyük mutasavvıflar yetişmiş ve tasavvufa dair çok değerli eserler yazılmıştır. Selçuklular mutasavvıf din adamları vasıtasıyla; Ebu’l-Hasan Harakanî, Mevlana, Muhiddin Arabi, Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus gibi büyük şahsiyetlerle maddi fetihleri mana ile bütünleştirmişlerdir. Selçuklular dini bir kavga vesile kılmaktan çok, birlikte yaşamanın ve hoşgörünün mayası olarak Türkiye’nin her yerine çalmışlardır.

Bu vatanı Türkiye yapanlara minnetle…

Vesselam.
Prof Dr Altan Çetin

Yorumlar