KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Selçuk Duman: GÜNEY KAFKASYADA TÜRKİYE-ERMENİSTAN DOĞRUDAN GÖRÜŞMELERİ

Selçuk Duman: GÜNEY KAFKASYADA TÜRKİYE-ERMENİSTAN DOĞRUDAN GÖRÜŞMELERİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
241 0

Ermeniler Anadolu, Ortadoğu ve Kafkaslarda dağınık olarak yaşayan bir toplum olup, bu coğrafyalarda siyasi, askeri, ekonomik ve demografik olarak ağırlıklı bir unsur olmadıkları için daima azınlık statüsünde yaşamak durumunda olmuşlardır.
Ermeniler bu durumunu Türk İmparatorlukları döneminde avantaja çevirebilmişler ve etkin bir unsur haline gelebilmişlerdir.
Çünkü Türklerin Ermeni toplumuna yönelik hoşgörülü yaklaşımı, iki toplum arasında ciddi boyutta kültürel bağları da geliştirdiği için Ermeni toplumu zengin ve mutlu bir azınlık olarak Anadolu şehirlerinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Hatta Osmanlı Devlet yönetiminde bakanlık ve mütercimlik düzeyinde etkin olarak görev yapabilmişlerdir.
Ermenilerin bu ayrıcalıklı, kültürel ve sosyal boyutlu Türklere entegre durumları, 19.yüzyılın başlarından itibaren değişmeye başlamıştır.
Ermenilerin emperyal amaçlı Osmanlı coğrafyasına gelen küresel güçlerin, Osmanlı Türk İmparatorluğu’nu sorunlu hale getirmek için uygulanan politikalarının bir parçası haline dönüşmesinden sonra iki toplum arasındaki barış ve huzur ortamı çatışmalı bir alana dönüşmüştür.
Yani Ermenilerin mutluluğunu bozan durum, aslında Ermenilerin güç-çıkar -demografi dengesine ve demografik gerçeklere aykırı bir şekilde boş hayallerle küresel güçlerin emperyalist amaçlarına hizmet etmekle bozulmuştur.
Ermenileri en acımasız bir şekilde kullanan ise Rusya olmuştur. Gerek 1829 savaşında gerekse 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Ermeni unsurlar etkin bir şekilde kullanılmıştır.
Aynı şekilde Amerikan misyoner teşkilatları Ermenileri siyasal amaçları için Anadolu’da kullanırken, Fransa’da bizzat lejyoner birlikler şeklinde Ermeni unsurları kullanmıştır.
Elbette Anadolu’da Türklerin var olma savaşı verdiği bu süreçte kendileri ile entegre ve mutlu bir hayat yaşayan Ermeni unsurların rol alması ciddi anlamda hayal kırıklığı ve üzüntüye neden olmuştur.
Bu durum Ermenilere yönelik siyasal bir organizasyon girişimlerinde daha da derin bir boyuta ulaşmıştır.
Çünkü bir tarafta İtilaf Devletleri merkezli mandater bir Ermenistan yaratma çabası, diğer tarafta Rusya’nın Anadolu’da kalıcı olmak için Ermenileri kullanma süreci, Türkler ve Ermenilerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden olmuş, çatışmaları başlatmıştır.
Rusya’nın Güney Kafkasya’da kalıcı olabilmek için Ermeni nüfusunu Erivan merkezli etkin hale getirme süreci, 1918 yılında imzalanan Brest Litovks Anlaşması sonrası Demokratik Ermeni Cumhuriyeti’ne dönüştürmüştür.
Kurulan bu cumhuriyet, kendine tahsis edilen sınırlarla yetinmeyerek Türklerin kurtuluş savaşı sürecinden faydalanarak Anadolu içlerine kadar uzanmak istemesi ise aslında Ermeniler için ciddi hayal kırıklıklarının başlangıcı olmuştur.
Bu süreç sonunda Ermeniler Kazım Karabekir Paşa Komutasındaki Türk Ordusuna karşı ağır bir yenilgi aldıkları gibi tamamen yok edilmekten, Türklerin yine insaflı davranması ve Gümrü Anlaşmasında sunulan her şartı kabul etmekle kurtulabilmişledir.
Tabi Ermenilerdeki ortaya çıkan bu acziyet, Ermenistan’ın Sovyetleştirilmesi ile sonuçlanmıştır.
Ermenistan 1991 yılında diğer Sovyet İttifak Devletleri gibi bağımsız olsa da güvenliğini ve geleceğini Rusya’nın kontrolüne bırakarak ayakta kalabileceği üzerine bir tavır belirlemiştir.
Aslında bu Ermenistan için sorunlu bir durum yaratmış, Ermenistan bağımsızlığını ilan etmesine rağmen bağımlı ve kullanılan unsur olmaktan kurtulamamıştır.
Türkiye-Ermenistan ilişkileri Türkiye’nin daha 1991 bağımsızlık sürecinde olumlu yaklaşımı ile başlatılmak istenmiştir.
Çünkü Türkiye’de genel anlayış, Ermenistan’ın emperyal küresel güçler tarafından kullanılması engellenirse, bölge barışı sağlanabilir yaklaşımıdır.
Bu nedenle başlatılan görüşmeler maalesef Ermenistan’ın 20.yüzyılın ilk çeyreğinde olduğu gibi güç-demografi-çıkar ilişkisini hesap edememesi ve boş hayallerle Azerbaycan Türklerine ait topraklara saldırması üzerine Türkiye-Ermenistan ilişkileri başlamadan bitmiştir.
2007 yılında Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan’ın üzücü bir olay nedeni ile de olsa Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’nin yeniden Ermenistan ile doğrudan görüşmeler başlama sürecini tetiklemiş ve Türkiye’deki siyasal iktidar her türlü iç tepkilere rağmen bu süreci başlatmıştır. Hatta Azerbaycan’dan çok sert yükselen muhalefete rağmen.
Ancak bu süreçte 2009 yılında başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
2020 yılında ise Ermenistan Azerbaycan arasında yaşanan çatışmaların Azerbaycan’ın mutlak üstünlüğü ile sonuçlanması hatta Rusya’nın araya girmesi ile Ermenistan’ın siyasal birliğini ve bağımsızlığını muhafaza etmesi üzerine Türkiye yine bütün iyi niyeti ile bölgede barışın hakim olabilmesi ve emperyal güçlerin bölgeden uzaklaşması amacıyla Ermenistan’ın dahil olduğu altılı bir görüşme sürecinin başlatılabileceği ve bunun daha geniş boyutlu çerçeveye dönüştürülebileceği yaklaşımını ortaya atmıştır.
Bu yaklaşım Ermenistan adına Başbakan Paşinyan tarafından doğru okunarak karşılık bulmuş ve Türkiye ile görüşmelere hazır olduklarını açıklamıştır.
Ermenistan’ın siyasi, askeri, ekonomik olarak çok kötü durumda olduğu bu dönemde başlatılan Türkiye-Ermenistan görüşmeleri, Avrupa düşünce kuruluşları ve ABD düşünce kuruluşları tarafında da Ermenistan için ciddi yarar sağlayacağı şeklinde yorumlanmıştır.
Ancak sorun Türkiye ve Ermenistan’ın doğrudan görüşme yerine Ermenistan’ın korkularının esiri yada bağımlılığından kurtulamamanın bir sonucu olarak Rusya aracılığı ile görüşmeyi tercih etmesidir.
Bu konuda Türkiye bütün iyi niyeti ile daha görüşmelere başlamadan diplomasi kurallarında aslında yapılmaması gereken bir açıklama ile ön şartsız görüşmeye hazır olduğunu dışişleri bakanı düzeyinde açıklamıştır.
Aslında yapılmaması gereken diyorum. Çünkü Türkiye Ermenistan tarafından soykırım ile suçlanmakta, topraklarında hak iddia edilmekte ve soykırım adıyla anıtlar dikilerek Türk Milleti rencide edilmekte ve aşağılanmaktadır.
Tüm bu gerçeklere rağmen Türkiye’deki siyasal iktidar daha önce olduğu gibi kararlı bir şekilde Ermenistan ile önkoşulsuz görüşmelere gitmiştir.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Eski Büyükelçi Serdar Kılıç’ı bu konuda görevlendirmiş, Ermenistan ise Ermenistan Parlementosu Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan’ı görüşmeler için görevlendirerek Moskova’ya göndermiştir.
Türkiye Ermenistan arasında 14 Ocak 2022 tarihinde Moskova’da yapılan görüşmeler sonrası görüşmelere ön şartsız devam edileceği konusunda mutabık kalındığı belirtilmiştir.
Bu sürecin olumlu devam etmesi için şu noktalara dikkat edilmelidir.
1- Rusya’nın toplantı sonrası hegemon edası ile açıklama yapması sorunludur ve Rusya mutlaka aradan çıkarılmalıdır. Bu hem Türk kamuoyunu rahatsız etmektedir. Hem de ABD ve AB merkezli ciddi bir rahatsızlığa neden olacaktır.
2- Ermenistan’ın ABD ve AB’de oluşan diasporasını bu sürece hazırlaması onların bu sürece dahil edilmesi gerekmektedir.
3- Ermenistan’ın Taşnak kalıntılarından arınarak hukuki bir zemine kendisini taşıması önemlidir. Aksi takdirde bu süreç bu unsurlar tarafından sabote edilecektir.
4- Ermenistan bağımsız, onurlu ve bölgede itibarı olan bir devlet olarak Güney Kafkasya’da muamele görmek istiyorsa, önce yayılmacılık emellerinden vazgeçmeli ve bunu deklare etmelidir. Bu Ermenistan’a eşit ve saygın bir pozisyon kazandıracaktır.
5- Ermenistan’ın bağımsızlığı ve dünyaya entegre olma durumu ancak Rus askerlerinin topraklarından uzaklaştırılması ile mümkündür. Bu şekilde batı ile ilişkilerini geliştirebileceği gibi İran ve Rusya gibi sorunlu otoriter rejimlerin oyuncağı olmaktan da kurtulacaktır.
6- Elbette Ermenistan Türkiye ile ilgili iddialarından önkoşulsuz vazgeçmeli ve bunu dünyaya ilan etmelidir.

Selçuk Duman

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir