KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Selçuk Duman: 18. ASTANA GÖRÜŞMELERİ VE SURİYE’DE AKILDA KALANLAR

Selçuk Duman: 18. ASTANA GÖRÜŞMELERİ VE SURİYE’DE AKILDA KALANLAR

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 7 dk okuma süresi
10 0

Suriye’de BM ve BM Güvenlik Konseyinin ve modern dünyanın çözüm noktasındaki; demokratik bir Suriye yaklaşımının 2015 yılından itibaren terk edilmesi ve her türlü araçların kullanılmaya başlaması üzerine Suriye’de ciddi bir karmaşa ve tartışma dönemi başlamıştır.
​Bu dönemde aşağıdaki sorular çerçevesinde süreç yönetilmeye, aslında yönetilememeye başlanmıştır.
​Diktatör Esat Yönetimi kalmalı mı?
​Radikal Dinci Bir Koalisyon Yönetimi Kurulmalı mı?
​Suriye; küresel istihbarat örgütleri tarafından yönetilen Uluslararası Radikal Terör Örgütlerine Ev Sahipliği Yapmalımı?
​Tüm bu sorular aslında sahadaki uygulamaların bir yansıması olarak karşımıza zaman içerisinde adım adım çıkmıştır.
​2015 yılına kadar ABD ve Batılı Müttefikleri; Esat Yönetiminin mutlaka gitmesi gerektiğini söylerken,
​Bu tarihten sonra Radikal Dinci Bir Koalisyon Yönetimi tehdidi dolayısı ile bu kararlarından vaz geçmişlerdir.
​ABD ve Batılı Devletler her bölgede olduğu gibi sorunsalın bir parçası olmamak ve o sorundan birinin nemalanmasını engellemek için bu tarihten sonra bölgede devlet dışı her türlü yapılarla işbirliğini geliştirerek, bölgenin adeta bir risk alanına dönüşmesinin önünü açmışlardır.
​Bu ortamdan Esat Yönetiminin tek başına çıkamayacağı açıktı.
​Esat Yönetimi istemeyerek İran’a müracat etmiş ve onun şii milis güçlerinin ülkesine yerleşmesine izin vermiştir.
​Bu Suriye için aslında başlı başına bir sorunsaldır.
​İran gibi uluslararası mezhep çatışmalarından beslenen ve terör eylemlerini istihbarat üzerinden gerçekleştirmede tereddüt dahi yaşamayan bir ülkenin aparatlarının Suriye’ye yerleşmesi;
​Suriye’nin artık hiç bir şekilde eski haline dönemeyeceğinin bir göstergesi olmuştur.
​Türkiye ise bu süreçte önce Suriye’nin sorunlarını kendi birikimleri ile içerideki çözmesi gerektiğini savunarak, Esat Yönetimi ile görüşmeler yapmış ve muhalif gruba yönetimde yer verilmesini istemiştir.
​Bu gerçekleşmeyince bu muhalif grup adeta elinde patlayarak ciddi bir radikal unsurla yüz yüze kalmak durumunda kalmıştır.
​Bu Türkiye’yi her anlamda ciddi anlamda tehdit edilen bir ülke konumuna düşürmüştür.
​Diğer yandan Suriye Yönetimi küresel anlamda korunabilmek için Rusya’yı ülkesine davet etmiştir.
​Rusya Deli Petro’nun vasiyetinde de yer aldığı gibi Suriye üzerinden Akdeniz’de kalıcı olma şansını yakaladığı için hiç tereddüt etmeden kabul etmiş ve kalıcı olarak Akdeniz’e yerleşmiştir.
​ABD ve Batılı Müttefikleri 100 yıldan fazladır kulandıkları unsurlar üzerinden Suriye’nin Kuzeyinde oldukça geniş ve verimli bir sahanın kontrolünü sağlayarak aslında Irak’ın yada diğer bir ifade ile Basra Körfezinin kontrolünüde garanti altına alırken, İsrail’in güvenliğinide sağlamış oldular.
​Tüm bu içinden çıkılmaz durumdan en çok zarar gören ise Türkiye olmuştur.
​Bir taraftan sayıları milyonlarla ifade edilen demografik bir saldırı ile karşı karşıya kalırken diğer taraftan Radikal Dinci Terörize olmuş grupların Türkiye’yi orta ve uzun vadede tehdit etmesinin yolu açılmıştır.
​Yani Türkiye’ye yönelik tehdit asıl bu iki konudur ve henüz bu hissedilmemiştir.
​Türkiye önünde oluşan bir terör devletinin sınırları boyunca kurulmasını belirli ölçüde engellesede bununda tam olarak ortadan kaldırılmasını sağlayamamıştır.
​İşte bu tartışmalı ve karmaşık dönemde bölgede aktif olarak bulunan Türkiye, İran ve Rusya popüler terimler ve cümleler üzerinden güya bir Astana Süreci başlatmışlardır.
​Bu sürecin 18. Yapılmıştır.
​İfadeler ve söylemler aynı popüler söylemlerdir.
​Suriye’de çözüme bir katkısı var mı?
​Hayır.
​Sadece çatışmaların gecikmesine neden olmaktadır. Ancak sorununda katlanarak büyümesine zaman kazandırmaktadır.
​Bakınız 18 Astana Görüşmelerinde;
1- Suriye’nin Siyasi Birliği ve Toprak Bütünlüğü Korunacaktır.

Peki kim nasıl sağlayacak?
Yada sizin masada oturanlar olarak bunu sağlamaya yetecek gücünün varmı?
Belkide şöyle sormak lazım.
Suriye’de İran milislerinin olduğu bir ortamda, Radikal Dinci Grupların bulunduğu anda ve Rusya’nın resmen işgalci konumunda Suriye’de kim nasıl siyasi birlik ve toprak bütünlüğünü sağlayacak?
ABD’nin koruması altındaki terörist siyasal oluşumdan hiç bahsetmiyorum. Ona zaten masada oturanların ne gücü var nede Rusya ve İran’ın sahada itirazı.

2- Sorun barış yolu ile çözülecek.

Suriye’ye bakınca bir anlamı varmı?

3- Komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden unsurlardan rahatsızlık belirtisi.

Peki Münbiç, Tel Rıfat’ta ve Kamışlı’da PKK/PYD/YPG Terör Örgütü kimin korumasında Türkiye’ye saldırıp, her gün gencecik fidanlarımızı şehit ediyor. Yada Haleb’in batısında Türk unsurlara saldıran milisler kimin korumasında.

4- Suriye’deki terör örgütleri kınanıyor.

Peki hangi terör örgütleri isimlendirinde bizde aydınlanalım.

Örneğin PKK/PYD/YPG varmı?
Örneğin İHVAN varmı?
Örneğin İran tarafından desteklenen uluslararası hukukta terör unsurları olarak tanımlanan yapılar varmı?
Yada Yada Yada isim çok metne koysalar aydınlanacağız.

5- Özerk yapılanmalar kınandı..
Peki Cenevre sürecinde Suriye Anayasa’sında ne görüşülüyor.
Bu konuda Rusya hatta Suriye yönetimide razı olurken biz Irak’ta yapılan yanlış gibi Türkmenlerin Özerk bir yönetim sahibi olmasını neden savunmuyoruz.

6- İdlip konusunda ki kararlılık nasıl olacak. Örneğin oradaki dinci radikal yapılar tamamen çıkarılabilecek mi? Yada Ortak operasyon ile bunlar imha edilecek mi?

7- Suriyeli göçmenler.

​Türkiye’de gönderilmemesi hatta nasıl yapacaklarsa entegre edilmesi konusunda siyasal iktidar ve ana muhalefetten sesler yükselirken, sorumlu olarak uluslararası kuruluşları suçlamak ne kadar doğru?

Prof. Dr. Selçuk Duman

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.