Şimdi yükleniyor

Sean Mathews: Trump’ın İran çıkışı: Caydırıcılık hamlesi mi, iç siyasete mesaj mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında, Haziran ayında İran’ın nükleer programını “yok ettiklerini” söyledi. Ancak hemen ardından İran’ın yeniden her şeye başlama noktasında olduğunu iddia etti.

Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ise Fox News’e verdiği röportajda daha da ileri giderek, İran’ın “muhtemelen bir hafta içinde endüstriyel düzeyde bomba yapım malzemesine sahip olabileceğini” öne sürdü.

Çelişkili açıklamalar

Uzmanlara göre bu iki açıklamanın aynı anda doğru olması mümkün değil. George Washington University Ortadoğu Çalışmaları Programı Direktörü Sina Azodi, Trump yönetiminin söylemlerinin birbiriyle çeliştiğini belirtiyor.

Azodi’ye göre, eğer ABD gerçekten İran’ın nükleer programını yok ettiyse ya da ciddi biçimde gerilettiyse, kısa süre içinde yeniden büyük bir tehdit oluştuğunu söylemek tutarsız. Ona göre Witkoff’un değerlendirmesi ancak Haziran ayındaki saldırı öncesi için geçerli olabilirdi.

Haziran saldırısı ve tartışmalar

ABD, Haziran 2025’te İsrail’in operasyonlarını tamamlayacak şekilde İran’daki üç nükleer tesisi vurdu. Trump, “Gece Yarısı Çekici” adını verdiği bu operasyonun İran’ın nükleer meselesini kapattığını savunmuştu.

Ancak daha sonra Pentagon, programın tamamen yok edilmediğini; İran’ın en fazla iki yıl geriye götürüldüğünü açıkladı. Fordow, Natanz ve İsfahan tesislerine yönelik saldırıların etkisi yaz boyunca tartışma konusu oldu. İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti belirsizliğini korurken, yeniden zenginleştirme yapıldığına dair net bir kanıt bulunmuyor.

Analistlere göre, ABD’nin gerçekten endişesi varsa bile diplomatik çözüm için hâlâ zamanı var.

Gündemin yeniden ısınması

Trump bir süre İran dosyasını geri planda tutmuş görünüyordu. Ancak Aralık ayında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Beyaz Saray ziyareti sonrası konu yeniden ön plana çıktı.

Trump, İran’ın nükleer tesislerini yeniden inşa etmeye çalışması halinde tekrar saldıracaklarını söyledi. Ayrıca yeni bir gerekçe daha ekledi: İran’ın balistik füze programı.

Cato Institute kıdemli araştırmacısı Doug Bandow’a göre savaş söyleminin yeniden yükselmesinde Netanyahu’nun etkisi olabilir.

Füze programı yeni “gerekçe” mi?

Haziran ayında ABD saldırılarının gerekçesi nükleer programdı. Şimdi ise Trump, İran’ın Avrupa’yı ve ABD üslerini tehdit edebilecek, hatta gelecekte ABD topraklarına ulaşabilecek füzeler geliştirdiğini söylüyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın geçen yıl yayımladığı rapora göre İran, isterse 2035’e kadar kıtalararası balistik füze geliştirebilir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da İran’ın füze programı konusunda müzakereye yanaşmamasını “büyük bir sorun” olarak nitelendirdi.

Azodi ise bu söylemin 2003 Irak Savaşı öncesindeki kitle imha silahları tartışmalarını hatırlattığını belirtiyor.

Askeri yığınak ve iç siyaset

ABD’nin bölgede ciddi bir askeri varlığı bulunuyor: iki uçak gemisi taarruz grubu, güdümlü füze destroyerleri, hava savunma sistemleri ve çok sayıda savaş uçağı konuşlandırılmış durumda. Uzmanlara göre bu çapta bir yığınak, 2003 Irak işgalinden bu yana görülmedi.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Aaron David Miller’a göre Trump, artan askeri baskı nedeniyle kendisini köşeye sıkıştırmış olabilir. Ancak kamuoyu desteği sınırlı: Maryland Üniversitesi’nin anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 21’i İran’la savaşı destekliyor.

Miller’a göre Trump için mesele büyük ölçüde kişisel ve siyasi imajla ilgili. “Trump kendi gerekçesini kendisi yaratıyor; bu onun mantığı” değerlendirmesini yapıyor.

Anlaşma mı, savaş mı?

Uzmanlar, Trump’ın aslında savaştan ziyade bir anlaşmayı tercih edebileceğini; ancak şartlarının İran açısından son derece ağır olabileceğini düşünüyor.

Öte yandan bazı eski ABD yetkililerine göre Washington’da “rejim değişikliği” seçeneği de hâlâ tartışılıyor. Defense Priorities uzmanı Rosemary Kelanic, bazı çevrelerin İran’ın nükleer bilgisinin tamamen yok edilemeyeceğini düşündüğü için rejim değişikliğini savunduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak Trump yönetimi, bir yandan İran’ın nükleer programını yok ettiğini savunurken, diğer yandan yeni bir tehdit söylemi inşa ediyor. Bu durum, diplomasi ile yeni bir askeri tırmanış arasında gidip gelen karmaşık ve çelişkili bir tablo ortaya koyuyor.

Yorum gönder