Türkiye Atlantik disiplinine uymayan tek NATO ülkesi

Ermenistan’da seçimin galibi Pasinyan

Peskov: Erdoğan’ı ne kadar görüyorsam eşimi de o kadar görüyorum

İran’daki türk milliyetçileri arasındaki güç mücadelesi

Savaş mı, Rus baharı mı?

Gündem 7 Aralık 2015
561

Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını ihlâl eden savaş uçağının düşürülmesini içine sindiremeyen Rusya karşı atağa geçti. Rusya şu aşamada süreci tırmandıran taraf. Bu durum evvelâ, özellikle bâzı çevrelerde bir düzey paniğe yol açtı. Daha sonra bu panik duygusunun başka bâzı refleksleri uyandırdığını ve bir kampanyaya dönüştürülmek istendiğini de gördük. Yâni, Rusya’nın muhtemel bir müdahalesinin Türkiye’yi mevcût iktidârdan kurtulmak için bir fırsat gibi algılandığına da şâhit olduk. Askerî bir iç müdahale ihtimâlinin artık olmadığı; seçimde de bozguna uğrayan bâzı çevreler için Erdoğan’ın hakkından gelse gelse Putin gelebilirdi(!). Gülüp geçelim. Gelişmeler savaş ihtimâlini elbette ki güçlendiriyor. Bir çığırtkanlık yapmadan bunu tespit etmek gerekiyor.

Putin, Post-Sovyetik salaş bir memleketi devraldı. Petrovâri siyâsetlerle ona hayli çeki düzen de verdi. Petrol ve doğalgazın 100 Amerikan Dolarının üzerinde seyrettiği dönemlerde gelirlerini arttırdı. Ama gayretleri üretken bir ekonomiyi inşâ etmeye yetmedi. Kırılgan Rusya, ambargo uygulamaları ve petrol fiyatlarının düşmesi sonucu dar bir boğaza girdi. Buradan tek çıkış yolu savaş ihtimâlini güçlendiren siyâsetler izlemesine yol açıyor. Uçağının düşürülmesinin çift yanlı bir etki yaratmış olduğunu söyleyebiliriz. Birinci etki, Rus liderin militarist siyâsetlerini örgütlerken sürçmesidir. Avâmî dilde bunun, Putin’in karizmasının çizilmesi olarak telâffuz edildiğini biliyoruz. Ama şu aralar Rusya’da Putin’e verilen desteğin %80’lerin üzerine çıktığını dikkâte alacak olursak, karizmasının yeniden tırmanışa geçtiğini de söyleyebiliriz.

Şu artık net olarak gözüküyor ki Rusya savaş ihtimâlini bir tehdit olarak sonuna kadar tırmandıracaktır. Başka bir seçeneği olduğunu sanmıyorum. Bütün sorun bu siyâsetin ne kadar sürdürülebilir olduğudur.

Birinci soru şudur: Rusya’nın ekonomisi bu pahalı süreci ne kadar taşıyabilir? Görebildiğim kadarıyla Rusya’nın Ortadoğu’daki askerî varlığı ve etkinliği kendisinin tek başına sonuna kadar sürdürebileceği bir süreç değildir. Bütün ilgisini IŞİD’e teksif etmiş gibi gözüken Atlantik Dünyâsı, Rusya’nın, bu süreç içinde iyiden iyiye takâtten düşmesini istiyor. Arada bir de olsa IŞİD’e vuran Rusya’yı “hoş” tutuyor. Yorulmasını ve elinin zayıflamasını, ardından da pazarlık gücünü kaybetmesini bekliyor. Hâsılı her geçen gün Rusya’nın aleyhine işliyor ve Afganistan sendromunu hazırlıyor.

Diğer taraftan Rusya’daki iktidâr yapısını ayakta tutabilecek tek seçenek olarak militarizm, eğer tek başına sürdürmeye kalkacak olursa onu zayıflatan etkiler de doğurabilecektir. Bu durumda Rusya’nın dayanacak ve cephesini tahkim edecek yeni desteklere ihtiyaç duyacağını düşünüyorum. Bu iş sâdece İran ile birlikte götürülebilecek bir iş değildir. Rusya’nın militarist siyâsetleri Çin olmadan sürdürülebilir gözükmüyor. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda aktörler arasında Çin’in adını daha fazla işitebiliriz. Pekiyi Çin bu desteği verecek midir? Bunu bilmiyoruz. Eğer, ucuz petrolün avantajlarını kullanmakta ısrar edip bu desteği vermezse Putin’in geleceği de hayli karanlık gözüküyor. Kanaatimce Atlantik Dünyâsı da bunun hesâbını yapıyor. Takâtten düşmüş bir Rusya’da tadını aldıkları hayât kalitesi düşmeye başlayan bir orta sınıf direncinin yükselmesini ve Rusya’yı dönüştürmesini umut ediyorlar. İhtimâllerden birisi de budur. Yakın zamanlarda, tırmanan ve Putin’e desteklerini veren Rus milliyetçiliği karşısında Atlantik değerleriyle tutarlı bir Rusya Baharı’nın tomurcuklanması şaşırtıcı olmayacaktır.

Rusya’nın Türkiye’ye karşı uygulamaya koyduğu ambargonun sınırları ve işleyişine bakınca Rusya’nın elinin aslında nasıl zayıf olduğu görülüyor. “Domates almayız; ama limon verin” demek; 30 Milyar Dolarlık doğal gaz satışından caymamak Putin’in belli etmese de içinde bulunduğu durumun kırılganlığını ortaya koyuyor. Turizmi engellemek istemesinin ise elde döviz tutmakla ilgili olduğu hemen anlaşılıyor.

Geçmiş olsun; on milyonlarca Rus, hemen yanıbaşında kolayca ulaşabildiği dünyânın en güzel iklimlerimden birisinde, en ucuzundan ve en kalitelisinden turizm yapmanın tadını aldı. Hiçbir alternatif bu konuda Türkiye’nin bileğini bükemez. Antalya’nın muhteşem denizi ve güneşinde gevşeyen bedenlere balçıklı Baltık Denizini tavsiye edemezsiniz. Şöyle böyle geleceklerdir.
2016 ortalarına kadar dişimizi sıkmamız ve ucuz Rus kabadayılıklarını göğüslememiz gerekiyor. Sonrası çok başka olacaktır…

Süleyman Seyfi Öğün

Etiketler:
Yorumlar