KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Sam Mensa: Prigojin tabağının yanması ve NATO’nun yumuşak sertliği

Sam Mensa: Prigojin tabağının yanması ve NATO’nun yumuşak sertliği

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
193 0

Prigojin tabağının yanması ve NATO’nun yumuşak sertliği
Yevgeniy Prigojin liderliğindeki Wagner paralı askerleri tarafından yürütülen, başkent Moskova’dan sadece 200 kilometre uzaklıkta duran, Rus Hava Kuvvetleri uçaklarının düşürülmesini ve iki pilotun öldürülmesini içeren, bir isyan veya darbe olarak nitelendirilen eylem, bilhassa Prigojin ile Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmeden sonra, adeta sağduyuya bir meydan okumaydı. Kremlin Sözcüsü, Prigojin ve 35 Wagner liderinin, Moskova’daki toplantıya katılma daveti aldıklarını duyurdu. Bu davet, Putin’in grubun liderini ve üyelerini hain olarak nitelendirmesinden ve isyanın durmasından 5 gün sonra geldiği için, gizemiyle sinema filmlerini aşan heyecan verici ve dramatik bir gelişmeydi.

İsyan, Kremlin’in Wagner lideri ve komutanları ile yaptığı daha da gizemli bir anlaşmanın ardından, failleri tutuklanmadan veya kendilerinden hesap sorulmadan sona erdi. Anlaşma gereği Prigojin kendisiyle gelmek isteyen yoldaşlarıyla birlikte Belarus’a gidecekti, fakat Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, ülkesinde olduklarını yalanladı. O halde Wagner’in lideri ve unsurları nerede? Planları ne? Putin ile neye anlaştılar? Elbette, Rusya gibi tek başlı ve birbirine kenetlenmiş siyasi-mali-askeri bir sistemle yönetilen bir ülkede kesin cevaplar bulmak zor. Ancak bu, dışarıdaki savaşında ve içerideki koşullarında kritik bir aşamadan geçmekte olan bir süper gücün neler yaşadığını anlamaya çalışmaya engel değil.

İsyan olayını birkaç faktöre dayanarak Kremlin tarafından hazırlanmış bir tiyatro olarak görenler var. En öne çıkan faktörler, isyanın aniden sona erme hızı, Prigojin’in 180 derecelik bir dönüşle pozisyonlarından geri adım atması, inandırıcı olmayan gerekçelerle Putin’in kucağına geri dönmesi, Putin’in kişiliği ve bu tür anlatıları seven ve bunda ustalaşmış istihbarat kariyeri. Böyle bir tiyatro ile amaçlananlara gelince, üç olasılık etrafında dönüyor. Birincisi, Putin’in Wagner güçlerini Belarus’a sokarak, topraklarında nükleer silah konuşlandırıldığının açıklanmasından sonra başta Polonya olmak üzere Batı üzerinde Wagner aracılığıyla daha fazla baskı uygulamayı arzu ettiğidir. İkinci olasılık, bir kısmı zayıf olduğuna işaret eden, Batı’yı kendisinden sonra Rusya’yı kaplayacak, daha aşırılık yanlısı ve dünya barışı için tehlikeli birisini iktidara getirecek bir kaosla tehdit eden çelişkili mesajlar göndermektir. Bu olasılıktan aynı zamanda bunun Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için bir müzakere daveti olduğu da anlaşılabilir. Yahut bunlar tam aksine yönetiminin gücünü, sağlamlılığını, herhangi bir isyanı bitirme konusundaki hızlı ve kararlı gücünü ifade ediyor da olabilir. Üçüncü olasılık, Wagner’in geçmiş ve gelecekteki uygulamalarının sorumluluğundan kurtulmak ve grubun tamamen Kremlin’den bağımsız hareket ettiği görüntüsü oluşturmaktır.

Olayı komplo teorileri kategorisine sokmak abartı olur. Olanların, liderinin Moskova’da gidişatı değiştirmenin zor olduğunu anladığı ve bunun onu geri adım atmaya ve gizemli anlaşmayı kabul etmeye zorladığı bir isyan olayı olduğu düşüncesi daha ağır basıyor.

Bu olasılıkların doğru olup olmadığını belirlemek zor olsa da, olayın Rusya’nın iç koşulları, kişisel olarak Putin ve Ukrayna’daki savaşın gidişatı, Moskova’nın durumu ve bir süper güç olarak rolü üzerindeki sonuçlarını tahmin etmek kolay.

Kriz doğrudan çözülse bile, Prigojin isyanının bedelini çok ağır ödemezse, sonuçlarının rejimi zayıflatacağına ve gelecekte onu birçok riske maruz bırakacağına şüphe yok. Yaşananların, onları birbirine bağlayan büyük çıkarlara rağmen, yönetici grubun bünyesinde ciddi çatırdamalara işaret ettiğine de şüphe yok.

Prigojin’in vatana ihanet ve isyanla suçlandıktan sonra cezadan kurtulmasını sağlayan şey, büyük olasılıkla bu grubun üyelerinin normal emir komuta zincirinin dışında kalan özel sektör aktörlerine dayalı mali ve ekonomik çıkarlar ağıydı. Prigojin, bu ağı korumada önemli ve aktif bir role sahip. Rus rejimi kurumlara bağlı değildir, bunun yerine güçlü adam Putin ile kurulu gayri resmi ağlara bağlıdır. Putin güçlü olduğunda, bu yaklaşım bir dereceye kadar işe yarıyor. Ancak zayıfladığında, herkes zarar görebilir. İçeride durum böyle, Ukrayna’daki savaşa gelince, içeride yaşananların sonuçlarının özellikle Wagner gücünün askeri denklemin dışında kalmasıyla Moskova’nın savaş hedeflerini olumsuz etkilemesi bekleniyor. Wagner ister Rus ordusuna katılmış ister dağıtılmış olsun, üyeleri kısmen farklı birliklere yeniden dağıtıldılar. Ama ordu liderlerine olan güvenini kaybettiğinde askerlerin moralinin ve savaşma ruhunun sarsılması ihtimal dışı değil.

Moskova’ya yönelik isyanın olumsuz sonuçları arasında, Putin’in Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında, isyanı bir “iç mesele” olarak nitelendiren Kazakistan gibi komşuları ve müttefikleriyle ilişkilerinin baltalanması da yer alıyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın tutumu da Kazak mevkidaşından pek farklı değildi. Bu veriler Kremlin’in Orta Asya ve Güney Kafkasya’daki gücünün azalmasına, buradaki ülkelerin başta Washington olmak üzere Batı, Çin ve Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istemesine yol açabilir.

Prigojin’in ayaklanması, Rusya’nın Afrika ülkeleri ile ve özellikle de Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Sudan başta olmak üzere Wagner’in geniş bir varlığa sahip olduğu ülkelerle ortaklığını da etkileyecek.

Çin’in pozisyonuna gelince, Putin’i terk etmeyecek. Ancak Moskova’da koşullar bozulursa, Çin’in ana stratejik ortağını kaybetmesinin, ABD ile siyasi veya ekonomik uzlaşma yerine ona karşı güvensizliği ve onunla gerilimi derinleştirmesi daha muhtemel.

Öte yandan Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO liderleri zirvesinin, Moskova’ya rağmen Finlandiya ve İsveç’i de dahil ederek genişlemesini sürdürmesi, Ukrayna’nın geleceğinin ittifak içinde olduğunu teyit etti. Özellikle de zirvenin Rusya’nın tehditlerine karşı Kiev’e desteği teyit eden bir adımla “Ukrayna-NATO” Konseyi’nin kuruluşunu deklare ettiği göz önüne alındığında. Ancak bu adım, Kiev’i NATO’ya dahil etmek anlamına gelmiyor, nedeni de Atlantik ittifakının Moskova ile doğrudan bir savaşa girmekten korkması.

Buna ilaveten alınan kararlar NATO’nun ve genel olarak Batı’nın Rusya’ya ve Ukrayna’daki savaşa yönelik parametrelerini teyit etmekle birlikte sabır, diyalog ve çözüm arzusunun işaretlerini de taşıyordu. CIA Direktörü William Burns’ün Prigojin ayaklanmasının ardından Rus mevkidaşı Sergey Narışkin ile telefonla görüşmesi, Biden’ın Helsinki’deki zirveden sonra Ukrayna’nın karşı taarruzunun “müzakerelerle” ve krizin çözülmesiyle sonuçlanacağını açıklaması, Batı’nın Rusya’da yaşanacak bir kaos ve boşluktan duyduğu korkunun bir ifadesinden başka bir şey değil. Keza bu, Batılı ülkelerin çoğunluğunun, Putin’in kazanmasını engellemeye ne kadar kararlı olsalar da, onun yenilmesini istemediklerinin de teyidi.
Sam Mensa
şarkulavsat

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir