Sisi Moskova’yı ziyaret etti

SELÇUKLU ÇAĞLARINI ANLAMAK

Rusya’nın amacı Türkiye’nin Suriye politikasını ortadan kaldırmak

Rus uzman: Türk helikopterinin düşürülmesinin arkasında Amerika var

Sait Ebinç: KAVURMADAN KAVURGAYA: VAN’DA UZUN KIŞ GECELERİ

Gündem 17 Kasım 2020
67

Uzakta kalan o günlerden zihnimde hâlâ tadını duyduğum ve hayalimden geçirdikçe yutkunmaktan kendimi alamadığım hatıralardan biri de Van’da kış manzaralarıdır. Van’da karla birlikte ruhu okşayan bir beyazlık cihana saltanatını kurdu mu. Babam sabahın köründe pek erken kalkar, abdestini alır sabah namazını kılar zikr ederdi. Çocukluğumun kış sabahları zikir seslerini yatağımda dinleyerek geçmiştir. Namazı bitince seccadesini kaldırırdı. Anam çayını hazırlar anam sürekli ona hizmet ederdi. Öğlene doğru Erek dağının tepesinden eteklerine doğru yaldızlanmış şevk içinde parlayan karın beyazlığı unutulmuş güzel şarkılar gibi ruhumuzu yeniden canlandırır. Kendimizi doğduğumuz eski evlerin penceresinde buluverirdik. Bu pencerelerde ruha samimiyet, yüreğe sıcaklık veren Erek dağını seyre dalarız. Bu öyle bir hatırlayıştır ki ziyâ gibi insanın ruhunu aydınlatır. Bana öyle geliyor ki o kışlar ruhumuzu katarına takıp behemahâl gurbete giden trenler gibi hep içimizden gelip geçer. Bu hatırlayış insanın iç âlemine doğru kendisini götüren yollardan geçerek ıssız yüce dağ başlarından, sahralardan ruhun derin vadilerinden geçerek insanı eski ömrüne yani kendi sılasına götürür. Çünkü doğduğumuzdan beri kendi varlığımızın gurbetinde sürgündeyiz. İşte bizleri hâyal ve hafızada uzun sürgünlerden çağıran Van’ın bu kış akşamlarının büyüsüdür ki nerde olursak olalım bu davete bigâne kalınmaz.
Efendim nenemin o nefâseti ve lezzeti bütün muhitte nâm salmış turşularından sonra okuyucuların damağında geçen haftadan çok esâslı bir lezzet kaldığını tahmin ettiğim için biraz insafsızlık da olsa şimdi de sıkı durun nenemin kavurmalarından bahs edeceğim.
Van’ın o vakit ki kadınları ev idaresindeki sanat ve hünerleri sayesinde evde büsbütün zahire kalmasa bile en imkânsız şartlarda bile her şeyi yeni baştan tesis ve tanzim edecek derecede bu sahada mahir ve ehl-i hüner sahibi hanımlardı. O zaman eve gelecek misafirler ya Tanrı misafiri ya da çat kapı gelen misafirlerdi. Bugünki gibi öyle eve gelecek misafirler bir hafta önceden haber vermek gibi adetler ahir zaman adetleriydi. Bugünkü modern zaman kadınlarının belki senede bir kez kabul ettikleri misafirleri annemin ve nenemin kuşağı onca işin ve yükün yanında neredeyse her gün ağırlayacak kadar sabır ve hüner sahipleriydi.
Aman efendim, bu kadınlar neler bilmezler, neler bilmezlerdi. Onların bildikleri ve büyük bir mâharetle tatbik ve icra ettikleri şeyleri şimdi söylesem ortalıkta gelin diye geçinen zamanelerin tüyleri diken diken olur. Sözlerime inanacak insan az bulunur. Hele Van’ı tanımayanlar ve alelhusus yabancılar bunları mutlaka efsâne zan edebilirler.
Van’da kış hazırlıklarından birisi de kışlık kavurma yapmaktı. Kışın başlangıcında herkes olmasa bile bittabi bir kısmı bu saadetten haricti. Kışa girmeden bir iki koyun alınır. Bunların etleri kavrularak büyük küplere kazanlara basılırdı. Yağların fazlasını da ayrıca çömleklere doldururlardı. Çömleklere ve tenekelere doldurulan kavurmalar evin serin kilerine ya da bodrumuna taşınarak üstüne ağır sal taşlar konulmak suretiyle kavurmayı ğarap edecek kedilerden muhafaza edilmiş olurdu. Bu ihtiyat, kışın şiddetli günlerinde ev içinde hazırca yemek yapmak için her zaman elzem ve zaruri olan bir malzeme idi. Bu kavurma bozulmadan taa bahara kadar dayanır ve bu suretle yemeklere medâr olurdu.
Hazırlıklardan biri de erişte kesmek idi. Gerek kavurma gerek erişte kesmek çok defa aynı ev halkanın kudret ve zamanı kâfi gelmezdi. Onun için bu işler için mahâlle kadınları arasında teşkilatlanma ve kollektif bir cemaat dayanışmasını gerektirirdi. Komşuluğun tesanüdü ile bu işler hep birbirine yardım suretiyle yapılırdı. Bir gün Müseyer Bibiye, yarın Nigar Ezeye Öbür gün Möhbet ablaya yardım edilirdi.
Bir de uzun kış günlerinin vazgeçilmez yemeği olan bulgur pilavı için bulgur hazırlamak lazımdı. Evvela bulgur kazanlarda kaynatılarak bulgur olur, sonra bunun kepeğini ayırmak için her sokakta sokağın ortak malı sayılan taş dibeklerde ağaç tokmaklarla döğülürdü. İki kişi karşı karşıya geçer, ellerindeki tokmakları münavebeli ve âhenkli bir surette dibekteki su ile ıslatılmış olan bulgur yığının üzerine indirirlerdi. Bu da bittikten sonra güneşe sererek kurutulmuş olan bulguru yassı taş değirmenlerde çekmek kalırdı. Bunun için de komşular bulguru çekilecek olan evde toplanırlar, sıra ile hem bulgur çekerler, üstteki taşı kolundan tutarak çevirirler, hem de bir taraftan mani söylerlerdi. Bulgur bu suretle çekilirken bir kısmı un gibi incelmiş olurdu ki onu biz çocuklara verirlerdi. Biz çocuklar bu en incelmiş şeyi kavut niyetini yerdik. Çocuklar bunu çok severdi. Velhasıl Van’da bunlar gibi gerek yiyeceğe, gerek giyeceğe vasaireye müteallik bütün hazırlıklar yapılıp bittikten sonra bütün evler artık kemâli emniyetle kışın hükmünü icra etmesine hazır bulunurdu. Bu hazırlıklar bittikten sonra kış hükmünü icra etmekte gecikmez. Ereğin zirvesine ilk kar düştümü bir haftaya kalmaz bağ ve bahçelerimiz karın beyaz gelinliğiyle kaplanırdı. O zamanki, yani benim çocukluğuma tesadüf eden kışlar şimdikilerden çok pek daha şiddetli idiler. Öğle sonu başlayarak akşama doğru gittikçe artan kar fırtınası geceye kadar dehşet ve şiddetiyle devam eder. O devirlerde Van sokaklarında pek çok bulunan köpeklerin gecenin derinlikleri içinde uzaktan uzağa kısık kısık ulumaları gecenin sessizliğini bozardı. Bu kar fırtınalarına rağmen uzun kış gecelerinde mahallenin muhabbetlerine mahâlle içtimalarına toplantılarına yine hâlel gelmez yine toplanmalar, ziyafetler olur dışarıdan içeriye girenler serapa (tepeden tırnağa) kar ile örtülmüş olurdu. Akşam üzeri saat beşte altıda işlerinden kendi evlerine dönenler, evin reisleri yarım metre kalınlığında yağmış olan kar tabakasının içinde bocalaya bocalaya gâh düşerek gâh kalkarak gâh karlar içine yuvarlanarak velhasıl bin bir zahmetle evlerine girerlerdi. Derhal sobalar yakılıp sobanın tatlı ve neşe verici bir gürültü ile yanması etrafındakileri hem ısıtır, hem de soğuktan emin ve müsterih bir hale getirirdi. Artık dışarda isterse kıyamet kopsun kimin umurunda!!
Kar hükmünü icra etmiş bütün yeryüzü beyazın örtüsüyle kaplanmıştır. Kışın bu derin sessiz gecelerinin sükûnu içinde bir ses işitilir. Saatin tik takları ve sobanın alevinin sesi halâ kulaklarımda çınlayan ve ne zaman tahattür etsem o hayatın tatlı ve romantik günlerini hüzün ve merâret ile yâd ettiren o ses “tik tak, tik tak”. Nihayet sabah olur ve yataktan kalkar kalkmaz hemen soba tutuşturulur ve mektebe gitmek için icap eden hazırlıklar yapılır ve yola revan olunurdu. Her taraf göz kamaştırıcı bir beyazlık içinde, yerler, sokaklar, damlar, ağaçlar, kubbeler ve minarelerin bir yanları hep kar. Bizden evvel geçenlerin açmış oldukları ayak çizgilerinden sendeleye sendeleye mektebe vasıl olurduk.
Fakat damlar ne olacak? O vakitler Van evlerinin yüzde doksanı hep düz toprak damlı evlerden ibaretti. Kar yağdığında evlerin damların üzeri müthiş bir kar kitlesi ile yüklü bulunurdu. Bu karları mutlaka küremek yani kürekler ile sokağa atmak lazımdı. Bir çok adamlar kendi evlerinin damlarını kendileri kürerlerdi. Fakat yine bir kısmı da bu pek yorucu iş için sokaktan kar küreyenlere bağırarak geçen kürekçiler ücret vererek damlarındaki karları temizletirirlerdi.
Şimdi düşünmeli, sokaklar zaten bütün bir gece devam eden kar ile yarım metre fazladan karla dolmuştur. Bir de onun üzerine iki taraftaki evlerin damlarından atılan büyük kar kütleleri ile öyle dolmuş öyle dolmuştur ki artık duvarların ve damların tamamen hizasına kadar yükselmiştir. ve hırsızların evler girmesi için pek büyük bir kolaylık hasıl olmuştur. Bu kar birikintileri
Bahri Yıldızbaş
hocanın anlatmasına göre Altmışlı yılların ortalarında ergen aşıkların uzaktan sevdiği fakat asla konuşmadığı sevdiği bir kız için kur yapma adına damdan özünü yerdeki kar yığının üstüne atarken baş aşağı kara saplanıp az kalsın boğulmaktan kurtulduğu türden vakıaların da yaşandığı kışlardı.. Yağan bu karlardan sonra bir iki gün sonra fırtına durur, karlar müthiş bir süratle erimeye başlar, güneş açar, karlar erimeye başlar bunlardan husule gelen büyük su kütleleri sokakları çamur deryasına çevirir bir çok yerlerden geçmek imkansızlaşır. Gece olup yine soğuk hükmünü icraya başlayınca şoratanlar ve saçaklar donmaya başlardı.
Vaktaki akşam olur uzun kış gecelerinde herkes evlere kapanınca misafirler birer ikişer sökün eder sofralar kurulur yemekler yenilirdi. Bu kışın bu şeb-i yelda gecelerinde yemekten çok sonra yani dağılma zamanlarına yakın haizi ehemmiyeti olan yemişler çerezler kayısı kurusu, erik kurusu elma dut kurusu, ceviz üzüm pestilleri getirilerek ortaya konur ve eğlence kabilinden yenilirdi. Kış gecelerinin en hoşuma giden ciheti gayet hoş ve yanık kokan kavurganın sacdaki kokusuydu. Bunun bilhassa hoşa giden ciheti gayet hoş yanık kokan kavurganın kokusu yanında çedenenin dişler altında çatırtı yaparak ezilmesiydi.
Efendim Van’da kışın bu güzellikleri yanında bazende çekilmez tarafları da yok değildi. Van’da kış aylarında tahammül edilemeyen dertlerden biri toprak damlı evlerin damlama belasıydı. Toprak damlarda yağan karların eriyerek şoratanlardan akmaksızın dam tarafından emilerek aşağıya evin içine damlaması kış aylarının en büyük dertlerinden biriydi. Umumiyet bu damlama belasının sebebi sulu sepgen (şılopa) dedikleri karın yağmasıydı. Yarı erimiş olarak yağan bu kar bir nevi şoratanların önünü kapatmak suretiyle kar suyunun dışarı akmayarak toprak tarafından emilerek aşağıya odalara damlamasına sebep olurdu. Bir iki yerden damlasa bari iyi. Fakat hayır üç beş on yerden oda içinde yer kalmaz leğenler, kovalar, tencereler, çanaklar, sahanlar, tabaklar, hatta bütün tepsileri velhasıl içine alacak her ne var damla altına konulduğu halde yine yetişmez, her taraf damla altında kalırdı. Çok defa bu evlerin hep güzelliğinden bahs etmişimdir. Bu kerpiç evlerin büyük belalarından biri de bu damcı belasıydı.

Yorumlar