Şimdi yükleniyor

Sahib Kerimli: Elçibey’e niçin iftira atılıyor

Bu metnin içeriği oldukça sert bir eleştiri ve siyasi analiz barındırıyor. İşte bu metnin doğal ve akıcı bir Türkçe ile çevirisi:
Elçibey ve Halk Hareketi Üzerine Eleştiri
Nemət Pənahlı’ya, Elçibey’in Halk Hareketi’nin paralarını zimmetine geçirdiğini söyletiyorlar. Ayıptır, yapmayın böyle! Siyasi çıkar uğruna, birilerinin gözüne iş bitirici görünmek için toplumun tüm değerlerini ayaklar altına almaya değer mi?
Değerleri kalmayan, vicdani örnekleri bulunmayan, abartılı da olsa gelecek nesillere aktarılacak hikayeleri korunmayan bir toplum; boşluğa, hiçliğe yuvarlanır. Sonunda bu durum bir kaos yaratacak ve bizzat siz hedef olacaksınız. Siz olmasanız bile varisleriniz hedef olacak. O zaman geldiğinde ise “Durun, merhametli olun, büyüklük gösterin” diyecek kimse kalmayacak.
Birincisi; eğer Elçibey milyonları zimmetine geçirdiyse, oğlu neden Kemaleddin Heydarov’un insafına muhtaç kalıyordu?
İkincisi; eğer bunu Güney meselesi (Güney Azerbaycan) güncel olduğu için yapıyorsanız, boş işlerle uğraşıyorsunuz demektir.
AXC (Azerbaycan Halk Cephesi) ve Müsavat adı altında kimlerin ne yanlışlar yaptığını kendileri bilir; yaptıklarının cezasını çekiyorlar ve çekecekler de. Ama şunu unutmayın: Resulzade başkanlığındaki Cumhuriyet kuruculuğu da, Elçibey başkanlığındaki Halk Hareketi de bir İstiklal mücadelesidir; tarihi mührü vardır, külliyatı vardır, siyasi bir mirastır. Bugün bu isimler altında faaliyet gösterenlerin hepsinin KGB’deki gizli dosyalarını çıkarsanız da, kendilerini siyaseten tamamen çirkinleştirseniz de; 30 yıl, 50 yıl sonra birisi bir siyasi parti kurmak isterse, İstiklal tarihi olan, mirası olan bu siyasi kimlikleri kullanmaya yönelecektir.
1918 yılında ülke nüfusunun mutlak çoğunluğu feodal köylülerden oluşuyordu ama küçük bir grup adeta bir zeka fırtınasıydı. İdealleri, eserleri ve faaliyetleri, gelişmiş toplumların elitleriyle başa baş rekabet edebilecek güçteydi. Bu tarihi görkem yadsınabilir mi?
1988’deki Halk Hareketi’nde de, başındakiler kim olursa olsun, Halk muhteşemdi. Bu tarihi gerçeği de silemezsiniz! SSCB gibi dünyanın yarısına hükmeden bir imparatorluğun, totaliter bir sistemin karşısında Lenin’in yüzüne karşı “Özgürlük” diye haykırmak her halkın harcı değildir.
* 1918’in kahramanı elit kesimdi, halk henüz yoktu, formalaşmamıştı.
* 1988’in kahramanı ise Halktı, elit kesim yoktu, kalmamıştı; hala da bir elit tabaka oluşmuş değil.
Bu eski hareketçileri kanal kanal gezdirip boşboğazlık ettirerek elde ettiğiniz siyasi rantlar geçicidir. Eğer onlarda kendilerine saygı olsaydı; siyasi rekabette 30 yıldan fazla süredir mağlubiyet alan, sonuç üretemeyen, fayda sağlamayan, bir okul oluşturamayan, kadro yetiştiremeyen bir parti başkanının ekranlarda siyasi yorumculuk veya uzmanlık yapmaması gerektiğini anlarlardı. İktidar onlarla alay ediyor, düştükleri bu rezil durumdan mevsimlik faydalar sağlıyor.
AXC-Müsavat iktidarının yüksek rütbeli memurları, Halk Hareketi’nin tanınmış simaları; gidin anılarınızı yazın, bırakın artık bu işleri. Yayınlardan sonra yazılan yorumlara bakmıyor musunuz, rahatsız olmuyor musunuz? Toplumun size olan bakışından haberiniz yok mu?
İktidarın yetersizliğinden bıkan halk, baskı görmekten çekindiği için memurlardan çok sizi lanetliyor. Bunu çeşitli gerekçelerle yapıyorlar: Bazıları halkın size verdiği iktidarı layığıyla yönetemediğiniz için, bazıları yönetimi şimdikilere devrettiğiniz için, bazıları 30 yıldır iktidara gelemediğiniz için, bazıları ise 30 yıldır parti başkanlığından gitmediğiniz için en çok sizi suçluyor.
Birçoğu da diyor ki; “Ülkenin asıl sorunu bu muhalefettir, bu sivil toplumdur.” Elbette ben de üzerime düşen payı alıyorum ve sorumluluğumun farkındayım. Ama ben Cephe-Müsavat iktidarında temsil olunmadım, o zamanlar öğrenciydim. Parti başkanı olmadım; olmak istediğimde ise iktidarlı muhalefetli birleşip üzerime çullandılar. Siyasi faaliyetlerde bulundum; hesap sorana verecek kamusal cevaplarım ve örnek olarak gösterecek faydalı işlerim var.
Sizin gibi, faaliyetlerim ve kararlarım yüzünden yüzlerce insan hayatını kaybetmedi, binlerce insan hapse düşmedi. On binlerce vatanseverin birinci ve ikinci özelleştirme programlarının dışında kalmasına, 30 yıl fakirlik içinde yaşamasına sebep olmadım; aksine ben de o on binlerden biri oldum. Halk Hareketi’ne destek veren milyonların boşa çıkan umutlarını ise yazmıyorum, yazı çok uzar.
Toplum da iğneyi kendine batırmayı becermeli. Kendini eğitmezse sefalet devam edecek. Mademki ilgili ve iş yapmak isteyen aktif çoğunluk, en büyük sorunun bu sivil toplum sektörü olduğunu düşünüyor ve iktidara karşı faaliyetleri riskli buluyor; o halde risksiz ve akıllıca işler yapmak gerekir.
Elbette bu yazdıklarım istisnasız herkes için geçerli değil. İstisnalar var; küçük bir azınlık faydalı işler yaptı, bundan sonra da yapabilir. Ancak onların kim olduğunu belirlemek, onları kokuşmuş çoğunluktan ayırt etmek, aktif ve fedakar kesimin ferasetine bağlıdır. Eğer bu feraset yoksa, sosyal devlet ve halka hizmet eden siyaset beklemeye değmez.
Ülkemizde aktivist sayısı çok az ancak ilgili kesim oldukça kalabalık. Bunların bugüne kadar gerçekleşmemiş olan ortak faaliyeti mümkündür. Örneğin; ekranda manipülasyon yaptığı, toplumsal fayda sağlamadığı ve zarar verdiği açıkça görülen bir siyasetçiye hakaret etmek yerine, bir kampanya ile onu etkisizleştirmek mümkündür. Bir veya iki kelimelik bir talebi (örneğin: “Faydasızsın – git”) tüm konuşmalarının ve sosyal medya paylaşımlarının altına kitlesel olarak yazarak, yani belirlenen bir ifadeyi trend haline getirerek bu yapılabilir.
Bu arada, hevesi olanlar bu etkili söz veya sözlerle ilgili önerilerini yorum kısmına yazarlarsa güzel bir başlangıç olur.

Yorum gönder