Rus askeri uzman: Türkiye güçlü ülke, öyle kolay şekilde zayıflatamazsınız

Эксперт: около 60% граждан Турции поддержат переход к президентской системе

Иран и Китай договорились чтобы начать модификацию тяжеловодного реактора в Араке.

8 Mayıs 1992 Albert Şehit ve Şuşa Düştü…

SAFEVİ DEVLETİ İLE TÜRK DÜNYASINDAKİ AYRIŞMAYA GENEL BİR BAKIŞ

Gündem 27 Temmuz 2020
179

GİRİŞ

İran’da neredeyse 1000 yıllık 1 Türk hakimiyetinin önemli bir bölümünü oluşturan Safevi Devleti, İran’ın batısında yüz yıldan daha uzun süre hakimiyet kuran Ak-Koyunluların yıkılması üzerine kurulmuş Türk devletidir. Safevi Devleti, Doğu Anadolu, Azerbaycan, Batı İran ve Horasan bölgesinde hakimiyetini sürdürmüş, özellikle Anadolu Türkleri sayesinde yükselerek gerek kültür, gerek askeri yapısı bakımından Türk devlet kimliği ile ön plana çıkarak Orta Çağ’ın önemli devletlerinden biri olmuştur. 2
Göçebe yahut yerleşik Anadolu Türkleri tarafından kuruluşun temeli atılmış, Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd tarafından hazırlanmış, babası Şeyh Haydar tarafından teşkilatlandırılmış, Şah İsmail’in 1501’de Ak-Koyunlu ordusunu yenmesi, 12 imam adına hutbe okutması ve para bastırmasına müteakip resmen kuruluş süreci tamamlanmıştır. 3
Zeki Velidi Togan,4 Ahmet Kesrevi 5 gibi tarihçiler Safevi Devleti’nin menşeinin Kürt ya da Fars olduğunu ispatlamaya çalışmış olsalar da, Safevi Devleti, Anadolu Türkmen aşiretleri ve konar göçer kökenli Türkmen Kızılbaş oymakları ile ilk olarak Azerbaycan’da teşekkül etmiştir. Safevi adı da merkezi Erdebil’de bulunan Safeviyye tarikatının piri Şeyh Safiyyüddin’den gelmektedir. Safiyyüddin de Türk’tür. Kendi zamanında ‘Türk Oğlu’ yahut ‘Türk Piri’ olarak anılmaktaydı.6 Ayrıca V.V. Barthold, M.S. İvanov ve İ.İ. Petruşevski gibi yabancı bilim adamları Safevi sülalesinin Türk olduğunu savunarak bu konuda bir çok çalışma yapmışlardır.
Safevi Hanedanının menşei her ne kadar tartışmalı da olsa örneğin Şah Abbas’ın Türkçe şiir yazan bir çok şair yetiştirmesi, Şah İsmail’in Farsçadan çok Türkçe şiir yazması ve ana dilinin de Türkçe olması, Köroğlu Destanı, Dede Korkut Destanları gibi Anadolu Türklerinin milli destanlarının Türkiye, İran ve Türkmenistan sahasının ortak milli destanı haline gelmesi, devletin iç politikası, devlet teşkilatı, kültür ve dil bakımından Safevi Devletini kuşkusuz bir biçimde Türk devleti olarak tanımlamak için sadece küçük birkaç örnekten biridir.
Türkçe, Safeviler döneminde sadece saray ve ordu dili olmamış, bütün Azerbaycan ve İran sahasında kullanılan ortak ve resmi dil konumuna da gelmiştir. Selçuklular dönemi boyunca devam eden İran’ın Türkleşme süreci Safeviler döneminde de devam ederek Farsçanın rağbeti gittikçe düşmüştür. Türk tarihi araştırmalarında yahut halkın nazarında mezhepçi anlayıştan mütevellit Osmanlı-Safevi ilişkilerinde Osmanlı yanlısı bir tutum her ne kadar yaygın olsa da çoğu zaman örneğin Türkçeye hizmet bakımından Safevilerin hanedan mensupları bu konuda daha hassas olmuştur. Örneğin Yavuz Sultan Selim, Selimi mahlasıyla neredeyse bütün şiirlerini Farsça yazmıştır. Oysa Şah İsmail’in, Hatayi mahlasıyla bir sürü Türkçe divanı mevcuttur. 7 Tabii ki İran’da Türkçenin Safeviler döneminde yükselişi Safevi Devleti’nin Farslaşma sürecinden önceki döneminde gerçekleşmiştir. Yine de II.Şah Abbas’ın döneminde dahi gönderilen mektupların dili Türkçedir 8 ve Safevi dönemi boyunca bastırılan sikkeler de Türkçedir.9
Merkezi Erdebil’de olan Safevviye tarikatı başlangıçta Sünni itikattaydı fakat daha sonra Şeyh Safiyyüddin’in Şiiler için mühim bir önemi olan seyidlik iddiasında bulunması üzerine dönüşüm süreci ile Şiiliğe geçilmiştir. Şeyh Safiyyüddin, Sünni inanca sahipken dahi Anadolu’daki ve Suriye’deki Türkmen aşiretleri arasında nüfuz sahibiydi. Aynı dönemde Osmanlı Devleti Osman Bey ile kuruluş aşamasındayken Şeyh Safiyyüddin de tasavvuf alanında Türkmenler arasında hızla yayılmaktaydı. 10
Şiiliğe geçiş sürecinden sonra ise tarikat siyasi bir propaganda aracı halini alarak devlet politikası da bu doğrultuda gelişmiştir. Şiiliği tam olarak benimseyen ise Şeyh Cüneyt olmuştur. Şeyhlik unvanına şahlık unvanını da katmak istemesi ve aktif siyasi faaliyetlerde bulunması üzerine Kara-Koyunlular tarafından sınır dışı edilmiş, Osmanlı topraklarına giderek burada örgütlenmeye başlamıştır. 11 Şeyh Cüneyt burada hiç ummadığı kadar yayılma şansı bulmuş ve hatta 5-10 bin kişilik silahlı kuvvet oluşturmayı başarmıştır. 12 Bu sıralarda Osmanlı tahtında bulunan II. Murat, Anadolu’da hızla yaygınlaşan Şiiliği tehlikeli görmeye başlaması üzerine Şeyh Cüneyt’i uyarmış ve bir süre sonra Şeyh Cüneyt burayı terk etmek zorunda kalmıştır.
Tarih boyunca her ne kadar Sünni-Şii gruplar arasında tartışmalar görülse de çoğu zaman iki grubun bir arada yaşadığı da olmuştur. Oysa Safevi Devleti ile bu radikal mezhepçilik sadece Sünni-Şii dünyasını derinden etkileyip daha da çıkmaza götürmemiştir, aynı zamanda Türk halkları arasında da kutuplaşmaları arttırmıştır.
Safevi döneminde Şiiliğin radikal bir biçimde yükselişi I. Şah İsmail zamanında olmuştur. Başlangıçta siyasallıktan uzak olan tarikat zamanla katı politikalar eşliğinde Şii olmayan halka dayatılmaya başlanmıştır.13 Bu da gittikçe Osmanlıların ve Safevilerin arasını açmaya başlamış, iki devlet arasındaki artan rekabet doğal olarak iki ayrı Türk halkının ayrışmasına da neden olmuştur. Şah İsmail’in yaptığı katliamlar ise döneme ait birçok kaynak tarafından ispatlanmıştır. Bazı kaynaklara göre sadece Tebriz’de din adamları, kadınlar ve çocuklar dahil 20 bin civarında kişi öldürülmüş, bazı kaynaklara göre ise 40 – 50 bin civarında kişi öldürülmüştür. 14 Sadece Sünni din adamlarını değil aynı zamanda bütün Sünni din kitaplarını da yaktırdığı bilinir.15 Oysa ilk başlarda Safeviler ile Osmanlıların arası açılmadan önce iki devlet arasındaki ilişkilerin çok daha ılıman olduğunu görüyoruz. Örneğin Şah İsmail, Elbistan bölgesinden geçmek zorunda kaldığı sırada Osmanlı payitahtına özür dilediği bir mektup yazmış, “Padişah benim babamdır, onların devletinde gözüm yoktur” demiştir. 16 Şah İsmail’in ilerleyen zamanlarda yürüttüğü politikalara karşılık yine de onda Türklük bilincinin yoğun olduğunu görmekteyiz.
Safevilerin yükselişi ve iki devlet arasındaki çekişmelerin bir neticesi de Osmanlıların Orta Asya ile bağlantısının kopması olmuştur. Hem Osmanlı Devleti hem de Safevi Devleti Horasan’a hakim olmak istiyordu. 17 Osmanlı Devleti’nden hızlı davranan Şah İsmail, 1510-1511 yıllarında rotasını Türkistan ve Horasan bölgesine çevirmişti. Horasan hükümdarı Özbek Şibani Han’ın, Safevi hükümdarı Şah İsmail’e yenilmesi üzerine Türk dünyasında yeni bir ayrışmanın kapıları açılmıştır. Şah İsmail, Buhara, Semerkant ve Hive’yi işgal ederek Sünni halka son derece katı baskılar uygulamış, 18 Şibani Han’ın kafatasından kadeh yapacak kadar ileri gitmiştir. Böylece Sünni Özbek Türkleri ile Şii Azerbaycan Türkleri arasında düşmanlık kaçınılmaz olmuştur.
Hüseyin Baykara hakimiyeti sırasında Herat’ta Safeviler ile Özbeklerin arasının nispeten biraz daha yumuşadığı görülür. Hatta bazı kaynaklara göre Baykara ile Şah İsmail baba-oğul ilişkisi dahi kurmuştur. 19 Ayrıca Babür’ün Şah İsmail’e verdiği söz için Şia usulünde Şah İsmail adına hutbe okutturması ve bastırılan paraların üzerine On İki İmam’ın adının yazılması üzerine Özbek Türklerinin kendi arasında da kırılmalar meydana gelmeye başlamıştır.
Aynı dönemde Anadolu’da ekonomik sıkıntılar ve otorite bozukluğu nedeniyle çıkan Şah Kulu Baba önderliğindeki Şah Kulu İsyanı ile Osmanlı birlikleri defalarca yenilgiye uğratıldı ve Anadolu’da korkunç bir kıyım meydana geldi. Binlerce insan öldürüldü ve birçok bölge yağmalandı. Şah Kulu’nun amacının sadece Şah İsmail adına isyan çıkarmak değil aynı zamanda Osmanlı hakimiyetine son vermek olduğu da görülüyor.20 Her ne kadar isyanı Kızılbaş Türkmenler çıkarmış olsa da sadece isyan nedeninin mezhep olduğunu söylemek yanlış olacaktır. İsyana birçok Sünni köylü de katılmıştır. Ayrıca isyanın bizzat Safevilerin kışkırtmasıyla çıktığı da kesin değildir 21 fakat Şahkulu, Safevi Devleti adına çıkardığını söylemiş ve onlara sempati duyarak himayelerinde yaşamak istediğini belirtmiştir.22 Anadolu’da gittikçe artan Safevi hayranlığı ve Şah İsmail’in burada yaşayan Kızılbaşların manevi liderleri haline gelmesi Osmanlı Devleti gözündeki Safevi düşmanlığını da iyice arttırmıştır. Şahkulu İsyanının sonuçlarından biri de Anadolu’daki bazı Türkmenlerin Safevi Devleti’ne iltica etmeleri olmuştur. Bazı kaynaklara göre Anadolu’dan Safevi Devleti’ne iltica eden Türkmen sayısı 15 bin civarındadır.23
1512 yılında Osmanlı tahtına Yavuz Sultan Selim’in çıkması üzerine Osmanlı-Safevi ilişkileri daha farklı bir hal almıştır. Özellikle Sultan Selim’in tahta çıktığı sırada Safevilerin kutlamak için elçi göndermemesi kötü ilişkilerini körükleyen ilk sebeplerden sadece biridir. Şah İsmail sadece bununla kalmamış, aynı zamanda Sultan Selim’in bir şeyler yapacağı korkusuyla Nur Ali Halife’yi Anadolu’ya göndererek buradaki Kızılbaşların ayaklanmasına neden olmuştur. 24 Şah İsmail’in bu hareketi Yavuz Sultan Selim’in Safevilere giderek kinlenmesine neden olmuş ve babası Beyazıt’ın Safevilere karşı ılımanlık politikasını bırakarak daha sert politikalar izlemeye başlamıştır. Başlangıçta sadece Safevilere kuvvetli bir darbe vurmak için yaptığı politikalar zamanla Safevi Devletini tümüyle ortadan kaldırmak hedefine dönüşmüştür. 25 Yavuz Sultan Selim ile karşı karşıya gelmek istemeyen Şah İsmail, kendisine gelen mektuplara yumuşak cevaplar vermiş, ittifak arayışına girerek diplomatik görüşmeler düzenlemiştir.26 Ancak Çaldıran Savaşı ve Şah İsmail’in mağlubiyeti kaçınılmaz olmuştur. Başarıdan başarıya koşan Şah İsmail’in bu yenilgisi onun yenilmezliğine dair inancını yok etmiş, Kızılbaşların ölümsüz gördükleri Şahlarına karşı güvenlerinin sarsılmasına neden olmuştur. 27 Ayrıca Çaldıran Savaşı, Anadolu’daki ve İran’daki Türklerin birbirlerinden tamamen kopmasını da simgeler.
Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı ile gücü Safevi Devletini komple yok etmeye yetmedi. Ancak Şah İsmail’in yenilgiyi hazmedememesi ve içine kapanmasıyla Safevi Devleti de eski gücünü kaybetti. Sultan Selim’in apar topar İran’dan çıkması üzerine Şah İsmail, ülkesini geri almış olsa da burada eskisi gibi bir varlık gösterememiştir ve genç yaşta ölümünün ardından on yaşındaki oğlu Tahmasb tahta getirilir.

Sonuç

Anadolulu göçebe ve yerleşik Türkmenler tarafından teşekkül etmiş olan Safevi Devleti, I.Şah İsmail tarafından resmi olarak İran coğrafyasında kurulmuştur. Hanedanın ve kurucu boyların Türk olmasının yanında askeri ve mülki teşkilat bakımından sistemi, kendisinden önce gelen Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu Türk devletlerinin sistemine dayanmaktadır. Hatta Özbek, Çağatay ve Osmanlı devletlerinin sistemlerinden de yararlanılmıştır. Sadece saray ve ordu değil aynı zamanda bütün İran-Azerbaycan bölgesinde Türkçe konuşulmaya başlanmış, resmi yazışmalarda da Türkçe tercih edilmiştir.
Başlangıçta Sünni olan Safevviye tarikatının Şialığa yönelmesi ve Safevi Devleti’nin resmi mezhebi kabul edilmesinin ardından devletin bütün politikaları mezhep üzerinden şekillenmiştir. Şah İsmail ile başlayan katı politikalar sadece İran ve Azerbaycan halkının arasındaki bozulmalara ve ayrışmalara neden olmamış aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin bile din ve mezhep anlayışını derinden etkilemiştir. Sadece Azerbaycan ve Osmanlı coğrafyasında yaşayan Türklerin birbirleriyle arasının açılmasına neden olmamış, Özbek Türklerinin de hafızasında derin izler bırakmasına neden olmuştur. Şah İsmail’in bu fanatikliği Türk dünyasını derinden yaralamış ve hala günümüzde bile bu yara kanamaya devam etmektedir. Elbette ki Safevi Devleti’nin Şiilik yolundaki bu mücadelesi ve Osmanlı Devleti ile savaşı Türk tarihindeki Türk’ün Türk ile yaptığı ilk savaş örneği değildir ancak bugün hala komşu olan Azerbaycan ve Türkiye Türklerinin birbirlerinden kültür olarak kopmasına ve birbirlerine yabancılaşmasının nedenlerden biri olmuştur. Ancak asla unutulmamalı ki, Azerbaycan ve Türkiye Türkleri bambaşka ulusların parçalanmasıyla meydana gelmiş ayrı halklar değil, yüzyıllarca varlığını devam ettirmiş köklü Türk halkının devamıdır. Coğrafya her ne kadar dillerinde farklılıklara yol açmış olsa da her iki dil de Türkçedir. Osmanlı Devleti bugün atamız olduğu kadar Safevi Devleti de atamızdır.
——————————-
Gökçe ÖZBAŞ,
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü. [email protected]

1 İran’da 1000 yıllık Türk hakimiyeti olarak aktardığımız bu cümle Türklerin İran’a ilk defa yerleştiklerini değil, Türk devletlerinin kurulduğunu ifade eder. Aslında Türklerin İran’a ilk girişleri ve burayı yurt edinmeleri Hunlar döneminde M.S. 310-374 yılları arasında batıya göç eden kabileler ile olmuştur. Bkz. Mehmet Kaya, İran Türkleri, TDAD/Mayıs-Haziran, İstanbul 2009, s.112
2 Behset Karaca, “Safevî Devleti’nin Ortaya Çıkışı ve II. Bayezid Dönemi Osmanlı – Safevî İlişkileri” Türkler
Ansiklopedisi, C. IX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 409
3 Ali Kafkasyalı, İran Türkleri, Bilge Oğuz Yayınları, İstanbul 2010, s. 58
4 Ayrıca Zeki Velidi Togan, Safevilerin eski Türk hükümdar hanedanlarının itibarını düşürmek amacıyla han ve kelimesini efendi manasında herkese hatta Türk olmayanlara karşı kullanması nedeniyle Türkmenlerin Büyük İran Selçuklularını hiç sevmediklerinden de bahsediyor. Bkz. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1984 s. 194
5 Faruk Sümer’in A. Kesrevi’den naklettiğine göre hanedanın seyitlik ile alakası olmayıp, Firuz Şah adlı bir Kürt’ün neslinden gelmiştir. Bkz. Faruk Sümer, Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, s.1
6 A.g.e.
7 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi , Türkiye Yayınevi, İstanbul 1984, s.57
8 Recep Albayrak, Türklerin İranı, C.I., Berikan Yayınevi, Ankara 2013, s.496
9 A.g.e., s.588-593
10 Behset Karaca, a.g.e., s.410
11 Ali Kafkasyalı, a.g.e., s. 56
12 Faruk Sümer, a.g.e., s. 10
13 Taha Akyol, Osmanlı’da ve İran’da Mezhep ve Devlet, İstanbul 1999, s. 114-115
14 Jean Aubin, Sah Ismail et les Notables de I’Iraq Persan, Journal of Economic and Social History of the Oriant, Leiden 1959, s. 31-81
15 Mustafa Ekinci, Şah İsmail ve İnanç Dünyası, İstanbul 2010, s. 127
16 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2016, s. 228
17 Ahmet Hilmi Şehbenderzade, İslam Tarihi (I-II), (neşr: Mümin Çelik), Doğan Güneş Yayınları, İstanbul 1971, s. 499
18 Mazlum Uyar, İmâmiyye Şiası’nda Düşünce Ekolleri Ahbârîlik, İstanbul 2000, s. 135-147
19 Namıq Musalı, I.Şah Ismayilin Hakimiyyəti, Azərbaycan Milli Elmlər Akademiyası Məhəmməd Füzuli adına Əlyazmalar İnstitutu, Bakı 2011, s. 188
20 Faruk Sümer, a.g.e., s. 35-36
21 Ahmet Yaşar Ocak, Yeniçağlar Anadolu’sunda İslam’ın Ayak İzleri “Osmanlı Dönemi Makaleler-Araştırmalar”, Kitap Yayınevi, İstanbul 2012, s. 126
22 Baki Öz, Osmanlı’da Alevi Ayaklanmaları, Ant Yayınları, İstanbul 1992, s. 169
23 A.g.e., s. 172
24 Faruk Sümer, a.g.e., 36-37
25 A.g.e., s. 39
26 Eli Ekber Vilayeti, Şah İsmayıl Sefevi Dövründe İranın Xarici Elaqeler Tarixi, Elhuda Neşriyyatı, Bakı 1998, 164-165
27 Nesib Nesibli, Azerbaycan Tarihi: Millet-Devlet-Siyaset, Altınordu Yayınları, Ankara 2019, s. 160

Yorumlar