Alman uzman: Türkiye ekonomisinin çökmesi Almanya’nın da zararına olacaktır

Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Sadr Ailesi: İran ile ilişkileri ve Irak siyasetindeki yeri

Gündem 23 Mayıs 2018
76

Irak’ta Şii lider Mukteda es Sadr yanlısı çok sayıda gösterici, dün hükümet binalarının bulunduğu korunaklı Yeşil Bölge’yi ihlal ederek, meclis binasını bastı. Olayların ardından Bağdat’ta olağanüstü hâl ilan edildi.
Şii lider Mukteda es Sadr yanlıları Irak’ın başkenti Bağdat’ta, hükümetin yolsuzluklarını protesto etmek için bir süredir sokak gösterileri düzenlemekteydi. Peki, çok sayıda Iraklının desteğini almayı başaran Mukteda es Sadr kimdir, Sadr ailesinin Irak siyaseti üzerindeki etkisi nedir ve İran ile ilişkileri ne boyuttadır?
SADR AİLESİ
Irak’ta son gelişmelerin ardından olağanüstü hal ilan edildi. Mukteda es Sadr’ın Irak’ın mevcut durumundaki pozisyonunu daha iyi bir biçimde anlayabilmek için 36 sene öncesine, Saddam Hüseyin’in Irak idaresini ele geçirmesi ve bundan sonraki muhtemel rakiplerini tasfiye sürecine bakmak gerekir.
1980 yılında Mukteda es Sadr’ın dedesi Muhammed Bakir es Sadr dönemin güçlü Şii liderlerinden öne çıkan bir isim olmasından ötürü Saddam yönetimi tarafından öldürüldü. Bundan on iki yıl sonra yani 1992’de diğer bir önemli Şii lider olan Ayetullah Abdul Kasım el-Khoei’nin doğal nedenlerden dolayı ölmesi, Irak’taki Şii blokta bir boşluk oluşmasına neden oldu.
MUHAMMED SADIK ES SADR
Irak hükümeti Khoei’nin ölümünün ardından doğan bu boşluğu kendine yakın durabilecek ve Şiileri bu sayede kontrol altında tutabileceği bir Şii lider ile doldurma arayışına girdi. Irak hükümetinin arayışları sırasında Muhammed Sadık es Sadr öne çıktı. Sadık es Sadr diğer adaylar arasında Necef Havza’sı dışında çok fazla tanınmayan bir kişiydi. Ancak güneydeki gelir seviyesi düşük aşiretler arasında da bir popülerliğe sahipti.
Sadık es Sadr, Necef’in etkili din adamlarından Ayetullah Ali Sistani’nin sükutçuluk anlayışına karşı çıkmaktaydı. Kendisini bir tehdit olarak görmeyen Iraklı Şii din alimleri, Baasçılar ve İran’ın küçümsemelerine rağmen dinî temeller üzerine yükselen bir Irak devleti kurma amacını güdüyordu. Milliyetçi ve İran karşıtı bir duruşa sahipti.
Sadık es Sadr’ın yükselişe geçtiği dönemde Irak İslam Konseyi liderini ve üyelerini bünyesinde barındıra el Hakim ailesi ve Dava Partisi lider ve üyelerinin Irak dışında Tahran, Şam ve Londra’da sürgünde bulunmaları Sadık es Sadr’ın önünü açan en önemli etken oldu.
Irak rejimi tarafından öne çıkarıldığı dönemlerde tedbiren çok fazla rejim aleyhtarı duruş sergilemeyen Sadık es Sadr, 1998’de Necef ve Kufa’daki vaazlarında rejim karşıtlığını dile getirmeye başladı. Sadık es Sadr ve çevresinin giderek keskinleşen rejim aleyhtarlığı 19 Şubat 1999’da Sadr’ın arabasının rejim askerleri tarafından taranarak iki oğlu ile birlikte öldürülmesi ile sonuçlandı.
MUKTEDA ES SADR’IN ÖNE ÇIKIŞI
Sadık es Sadr’ın oğulları arasında, kendi yerini alabilecek son aday olarak görülen Mukteda es Sadr, olay günü babası ve kardeşleri ile aynı arabada bulunmadığı için böylece tek varis olarak kalmıştı. Bipolar rahatsızlığı olduğu söylenmekteydi. İçine kapanıktı ve etrafındakilere göre liderlik özelliklerine sahip değildi. Babasının ölüm şekli ve Irak’ın o dönemde içinde bulunduğu çalkantılı siyasi durum Sadr’ın bipolar rahatsızlığı ile birleşen paranoyalarını arttırdı. Ki bu durum Sadr hareketinin 1999 yılından 2003 yılına kadar faaliyetleri yeraltından yürütmesinin etkenlerinden biri olarak gösterilebilir
ABD İŞGALİ SONRASI-MEHDİ ORDUSU
ABD’nin 2003 yılındaki işgalinin ardından Irak’taki Şii politikasına üç grup hakimdi: Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi, Dava Partisi ve Mehdi Ordusu.
Bu üç grup arasında İran’a en yakın ve yakınlığı en belirgin olanı Yüksek Konsey’dir. Konsey, İran’a çok yakın durmakla birlikte ABD ile de iyi ilişkiler teşkil etmiştir. Öyle ki işgalden hemen önce Londra’da düzenlenen muhalifler toplantısına iştirak etmiştir. Her ne kadar kullandığı ılımlı dil sayesinde ABD ve koalisyon güçleri ile yakın ilişkiler kurmayı başarsa da, bu durumun Irak halkı üzerindeki yansıması çok olumlu olmamıştır. İran’la olan tarihi, ideolojik ve finansal bağlarına rağmen ABD ile kurduğu yakınlık, Irak halkının Sadr’a ve dolayısıyla Mehdi ordusuna yakınlaşmasına sebep olmuştur.
Irak halkı, Konsey ve Dava Partisi ileri gelenlerinin sürgünlerini Irak dışında geçirmelerinden ve ülkede kalıp Saddam rejimine karşı direnmemelerinden ötürü bu gruplara kırgındı. Sadr’ın Irak’ta kalması, ABD işgaline karşı sesini açıkça yükseltmesi, milliyetçi bir dava gütmesi ve İran’dan bağımsız olduğu algısını oluşturması popüler desteği arkasına almasını sağladı.
Konsey her ne kadar Sadr hareketinden daha fazla maddi kaynağa sahip, daha iyi organize olmuş ve dinî meşruiyeti daha köklü olsa da Sadr fakir ve kendini temsil şansı olmayan geniş Iraklı Şii kesimin desteğini almıştı.
İRAN’IN MUKTEDA ES SADR’A YAKLAŞMASI
Bu halk desteğine rağmen Sadr’ın en büyük açığı dinî açıdan yetkinliğe sahip olmamasıydı; fetva verme yetkisi yoktu. İşte bu durum İran’a Sadr’a yaklaşmak için çok büyük bir fırsat verdi.
7 Nisan 2003’te ABD güçleri ile Bağdad’da bulunan ve Devrim Muhafızları ile sıkı bağları olan Ayetullah Kazım Hüseyni el-Haeri, Mukteda es Sadr’ı Irak’taki vekili ilan etti. Haeri ile Sadr arasında filizlenen bu ilişki İran’a, Irak’ın en popülist, en milliyetçi ve en savaşçı Şii liderini etki altına almak için önemli bir yol açmıştı. Bu birlikteliğin başka bir anlamı daha vardı: Haeri, Mukteda Sadr’ın amcası Ayetullah Bekir Sadr ölmeden önce onun öğrencisiydi. Mukteda Sadr’ın babası Muhammed Sadr, Saddam tarafından öldürülmeden önce Haeri’yi dinî halefi ilan etmişti. Haeri, Mukteda Sadr’ın vekili ilan ettikten sonra Iraklı Şiilere “Irak şehirlerinde yönetim kademelerinde meydana gelen iktidar boşluklarını doldurma”ları yönünde baskı yapmaya başladı. Bu açıklamanın ardından Mukteda Sadr, Irak’taki yönetim kademelerini yavaş yavaş ele geçirdi; özellikle de Bağdad’ın, sonra Sadr şehri ismini alacak olan, gecekondu kesimlerinde tam kontrolü ihdas etti.
Haeri ve Mukteda arasındaki ilişkinin tam anlamıyla tesis edilmesinin ardından Sadr, ilk kez Tahran’a davet edildi. İran, Haeri vasıtasıyla dönemin en etkili Şii liderini tam olarak olmasa da etkisi altına almayı başarmıştı. Ayrıca bu adımla İran Irak’ta Lübnan Hizbullah’ına benzer siyasî, dinî ve askerî bir üçlü saç ayağına dayanan bir yapı oluşturmaya yönelik planının ilk tohumlarını atmış oldu.
Sadr’ın ABD karşıtı tavırları, ABD’nin Konsey ve Dava Partisi üzerine onaymasına yol açtı. Her iki grup da söz konusu ülke ile iş birliği yapıp Irak seçimlerinde ABD’nin planlarını destekledi.
Bu sırada Sadr’ın giderek keskinleşen tavırları ABD’yi bölgedeki kendi kontrolünde olabilecek bir Şii lider aramaya itti. Bu noktada Ayetullah Sistani sükutçu tavrı ile ilgileri üzerinde topladı. 2003 yılında ABD Özel Kuvvetleri, sürgün yıllarını Londra’da geçirmiş olan Ayetullah el-Khoei’yi Necef’e getirdi. Khoei, ABD ile Sistani arasında güçlü ilişkilerin geliştirilmesinde kilit kişi olarak görülüyordu. Ancak Khoei Necef’e getirilişinden birkaç gün sonra 2003 Nisan ayında İmam Ali türbesinde suikaste uğrayarak hayatını kaybetti. İran suikastin sorumlusu olarak Sünnileri gösterirken, Sadr’a karşı yöneltilen iddialar ağır basmaktaydı.
Khoei’nin öldürülmesinden birkaç ay sonra 29 Ağustos 2003 tarihinde Konsey’in dinî ve siyasî lideri Ayetullah Muhammed Bakir el-Hakim, Necef’te öldürüldü. Hamaney, 3 gün yas ilan etti ve suikasttan ABD’yi sorumlu tuttu. ABD ve Irak güçlerinin yaptığı soruşturmalar sonucunda suikastın sorumlusu olarak Zarkavi’nin grubu Tevhid ve’l Cihad ilan edildi.
Konsey’de ise Bakir el-Hakim’in yerine, uzun yıllar Bedir Tugayları’nda görev yapmış kardeşi Abdülaziz el-Hakim geçti. Liderliğin değişmesi Konsey ile İran arasındaki ilişkilerde herhangi bir değişikliğe sebep olmadı.
Önce Sistani ile ilişkileri kurması planan Khoei’nin ardından da ılımlı kanattan Bakir el-Hakim’in öldürülmesi ABD’nin, Sadr’a karşı oluşturmak istediği taraftar cephenin hasar görmesine ve bu bağlamdaki planlarının akamete uğramasına sebep oldu. Buna karşın Sadr giderek keskinleşiyordu.
2004 yılı baharında Bağdat’ta Sadr hareketine bağlı bir gazetenin kapatılmasının ardından Mehdi ordusu Necef ve Kerbela’da yoğunlaşan ayaklanma çıkardı. Mehdi ordusu ve ABD güçleri arasında haftalar süren çatışmalar yaşandı. Eş-Şarkü’l Evsat gazetesinin haberine göre bu ayaklanmalar sırasında İran, Sadr’a 80 milyon dolarlık maddî yardımda bulunmuş ve bunun yanında Mehdi Ordusu’na temel askerî eğitim vermek için İran-Irak sınırında kamplar kurmuştu. Bu sayede İran bir yandan rakiplerini zayıflatmak için bir müttefik elde etmiş olurken diğer taraftan da ABD işgalinin ilerleyeşine bir darbe vurmuş oluyordu.
Tam çatışmaların sona erdiği düşünülür olmuştu ki Ağustos ayında Sadr ve Mehdi ordusu İmam Ali Türbesi’nin işgal etti.
Bu gelişmeler 2005 Ocak ayında yapılması planan Irak seçimlerinin ertelenmesi meselesini gündeme getirdi. İran, seçimlerin iptal edilmesi durumunda ABD’nin Irak’taki etkisini pekiştirmesinden çekinmekteydi. Bu yüzde İran Ağustos 2014’te araya girererek Sadr’dan saldırılara son verip anlaşmaya varmasını istedi. Arabulucuk için Tahran’dan Bağdad’a gelen arabulucular görüşmeleri yürütürken Muhammed Hatemi, Sadr’ın saldırılarını eleştirerek faaliyetlerinin Şiiliğe ve kutsal yerlere zarar verdiğini açıkladı.
İran, işgal sonrası Irak’ta iki yönlü bir politika izliyordu. Bir yandan Sadr’ın çatışmacı faaliyetlerini destekleyerek Irak’taki mezhepçi ayrılıkları besleyerek istikrarı bozuyor; diğer taraftan seçimlerde ılımlı kanattaki ve baştan beri desteğini gizlemediği Irak İslam Konseyi’ni desteklemeye devam ediyordu. Konseye verdiği destek ile Irak’ın gelecekteki siyasî hayatında kendine yer edinmeye çalışıyordu.
İran’ın görüşmelerde arabulucuk yapması ABD’yi harekete geçirdi. O sırada tedavi için Londra’dan bulunan Sistani Irak’a getirildi. İran’ın dahline rağmen Sistani Necef’te kontrolü eline geçirmeyi başardı. Sadr’ın kuşatmayı kaldırıp saldırıları sonlandırmasını başardı. Böylece Sistani Irak’ın siyasî sürecine dahil olmuş oldu. Söylemlerinden demokrasi ve anayasa taraftarı olduğu anlaşılan Sistani, ABD’nin seçim planlarına destek verdi. Ancak o seçimlerde ve sonrasında kurulacak hükümette ABD’nin değil Irak halkının egemen olmasını istiyordu.
30 Ocak 2005’te gerçekleşen seçimlerde Konsey ve Dava partisi toplamda 275 sandalye kazanırken, Sadr’ın partisi sadece 23 sandalye kazanmıştı.
SADR’IN LİDERLİĞİ MESELESİ
Necef’te yaşanan bu olaylar Sadr’ın liderliği noktasında soru işaretlerinin oluşmasına sebep oldu. İran’da yaşayan ve 2003 yılında Sadr’ı Irak’taki temsilcisi olarak atayan Ayetullah Kazım Hüseyni el-Haeri, bundan sonra Sadr’ın vekili olmadığını açıkladı. Bu açıklamadan sonra İran, Sadrcı harekete karşı yeni bir siyasî duruş sergilemeye başlamıştır.
Necef olayları, İran’ın Şii milislere destek vermek üzerine kurduğu Irak siyasetine öncelik vermesi gerekliliği ortaya çıkardı. Hamaney, Devrim Muhafızları ve Kudüs Güçleri’nden Irak’taki faaliyetleri Ocak 2005 seçimlerinin sonuna kadar yer altında tutmalarını emretti. Seçimden sonraki planları ise Irak’ta kurdukları ağı Sadr’ın Şii milisler üzerinde kurduğu etkiyi azaltmak ve oluşturulan yeni grupları desteklemekti.
İleri çıkan isim ise Necef olayları sırasında Sadr’ın sözcülüğünü yapan Qais el-Khazali’ydi. Sadr’ın babasının öğrencisi olan Khazali kriz boyunca her ne kadar Mukteda Sadr ile aralarında anlaşmazlık olsa da olayların sonuna kadar onun yanında kaldı. Aralarındaki ayrılığın sebebini Khazali’nin kriz boyunca yetkisi olmadığı halde verdiği emirlerdi. Daha sonra Asaib-i Ehlil Hakk örgütünün lideri olarak göreceğimiz Khazali 2007 yılında ABD güçlerince rehin alındığında, Sadr kendisi ile ilişkilerini 2004 yılında kesmiş olduğunu açıkladı.
Levent Kemal

Yorumlar