Rusya Güvenlik Konseyi’nin son kararı önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Moskova, Güney Kafkasya’daki nüfuz kaybını artık daha açık şekilde hissediyor.
Rusya Güvenlik Konseyi’nin son toplantısında Güney Kafkasya’ya daha fazla odaklanılması ve bölge ülkeleriyle iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde alınan karar dikkat çekici. Bu karar yalnızca son gelişmelere verilen rutin bir tepki olarak değil, aynı zamanda Moskova’nın Güney Kafkasya politikasını yeniden değerlendirmeye başladığının işareti olarak da okunabilir.
Özellikle Ermenistan’da Nikol Paşinyan’ın iktidarını koruması ve Batı ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmesi, Rusya’nın uzun süredir uyguladığı bölgesel stratejinin beklenen sonuçları vermediğini gösteriyor. Bugün Moskova açısından temel soru, Güney Kafkasya’daki etkisinin neden giderek azaldığıdır.
Bu sorunun cevabı çoğu zaman Batılı aktörlerin bölgedeki faaliyetlerinde aranıyor. Oysa daha temel bir neden bulunuyor: Rusya ile bölge devletlerinin egemenlik anlayışları arasındaki uyumsuzluk.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan yeni devletler, bağımsızlıklarını yalnızca hukuki bir statü olarak değil, dış politika alanında serbest hareket edebilme hakkı olarak da gördüler. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan farklı yönelimlere sahip olsalar da ortak bir noktada buluşuyorlardı: Rusya ile iş birliği yapmak istiyorlar, ancak dış politikalarının Moskova tarafından belirlenmesini kabul etmiyorlardı.
Buna karşılık Rusya, uzun yıllar boyunca eski Sovyet coğrafyasını özel nüfuz alanı olarak değerlendirdi. Kremlin açısından bölge ülkelerinin Batı ile geliştirdiği ilişkiler veya çok yönlü dış politika girişimleri çoğu zaman normal diplomatik faaliyetler olarak değil, Rus etkisini sınırlandırmaya yönelik jeopolitik hamleler olarak algılandı.
Taraflar arasındaki temel görüş ayrılığı da burada ortaya çıktı. Bölge devletleri çok yönlü dış politikayı egemenliklerinin doğal sonucu olarak görürken, Moskova bunu stratejik uzaklaşma olarak yorumladı.
Benzer bir yaklaşım farkı bölgesel güvenlik meselelerinde de ortaya çıktı. Güney Kafkasya’da yıllarca devam eden ihtilaflar ve güvenlik sorunları konusunda bölge ülkeleri ile Rusya’nın beklentileri giderek farklılaştı. Bölge başkentlerinde zamanla, Moskova’nın bazı sorunları çözmekten çok yönetmeyi tercih ettiği yönünde güçlü bir kanaat oluştu. Çünkü çözülemeyen krizler, Rusya’nın bölgesel güvenlik mimarisindeki merkezi rolünü korumasına yardımcı oluyordu.
Bölge ülkeleri ise aynı sorunlara farklı bir açıdan bakıyordu. Onlara göre devam eden çatışmalar ekonomik kalkınmayı yavaşlatıyor, siyasi istikrarsızlık yaratıyor ve dış politika seçeneklerini daraltıyordu. Bu nedenle zamanla ya kendi çözümlerini üretmeye ya da bölge dışı aktörlerin desteğini aramaya başladılar.
Sonuçta ortaya paradoksal bir durum çıktı. Rusya, etkisini korumak amacıyla uyguladığı politikalarla bölge ülkelerinde Moskova’ya yönelik güvensizliğin artmasına katkıda bulundu. Güvenlik ve istikrar sağlaması beklenen aktör, giderek daha fazla sorgulanan bir aktöre dönüştü.
Bugün Güney Kafkasya’da yaşanan dönüşümün arkasında büyük ölçüde bu süreç bulunuyor. Rusya’nın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca Batı’nın artan etkisi değil. Asıl mesele, Moskova’nın uzun yıllar boyunca bölge devletlerinin değişen egemenlik anlayışını ve dış politika beklentilerini doğru okuyamamış olmasıdır.
@SabirAskeroglu

