Almanyanın yeni savunma bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer

Fransız Fariba Adelkhah İran’da kayıp

Gürcustan Azərbaycan qonşuluqu və tərəfdaşlıgı hər zaman dostluq münasibətlərlə secilmişdir

Azerbaycanın populer şarkıcısından mükemmel performans

Rusya’nın Suriye politikası konusunda uzmanımız Yaroslav Samoylov’un kitabı

Gündem 14 Kasım 2018
227

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşı tetikleyen nedenleri iç ve dış nedenler olarak iki gruba ayırarak analiz edilebiliriz. Suriye’de mezhep farklılıkları, ekonomik zorluklar ve siyasi baskılar (otokratik rejim) krizin başlıca iç nedenleri olarak sıralanabilir. Özellikle yıllardan beri devam eden “siyasi baskı” ülke içinde güçlü muhalefetin oluşmasına neden olmuştur. Arap Baharı süreci ile birlikte muhalefetin rejime karşı ayaklanması Şam yönetimi tarafından bastırılamayacak seviyeye gelmiştir. Buna rağmen ülke geneline yayılmış ve azımsanamayacak boyuta ulaşmış ayaklanmalar rejimin devrilmesi için yeterli olmamıştır. Suriye krizinin sadece iç nedenlerin bir sonucu olduğunu söylemek isabetli bir değerlendirme olarak kabul edilemez. Bu bağlamda krizin nedenlerini daha kapsamlı bir şekilde ortaya koyabilmemiz için Suriye’de uzun yıllardır belirli etkiye sahibi olan küresel ve bölgesel güçlerin iç savaştaki rollerini analiz etmemiz gerekmektedir.
Batı’nın da desteğiyle; Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye Suriye rejimine muhalif olan gruplara finansal ve askeri destek/eğitim sağlayan en önemli aktörlerdir. Hiç şüphe yok ki, yurtdışından gelen mali, istihbarat, siyasi ve askeri destek olmadan Suriye rejimi muhalefeti bastıracaktı ve çatışma tam ölçekli bir iç savaşa dönüşmeyecekti. Dolayısıyla dış aktörlerin Suriye’nin iç savaşındaki rolü en az iç nedenler kadar önemlidir.
2011 yazından itibaren Beşar Esad’ın istifa etmesi yukarıda saydığımız devletlerin Suriye politikasının hemen hemen tek hedefi haline gelmişti. Ne var ki Esad’ı devirmek için eğitilen on binlerce muhalif militana ve onlar için harcanan milyarlarca dolara rağmen rejimi değiştirme girişimleri başarısız olmuştur. Bu bağlamda muhalefete destek veren aktörlerin Suriye devlet sisteminin gücünü ve İran ile Rusya’nın rejime askeri ve diplomatik desteğinin önemini göz ardı ettikleri görülmüştür. 2011 sonbaharında NATO ve Körfez ülkelerinin Libya’ya müdahalesi sonucunda ülkenin lideri Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi, Esad muhaliflerine Suriye rejimin de hızlı bir şekilde devrileceğine dair gerçekçi olmayan ümitler vermiştir. Bununla birlikte İran ve Rusya’nın, Libya deneyiminden gerekli dersleri çıkarması Suriye’de Arap Baharı’nın domino etkisinin gerçekleşmesine engel olmuştur. Bu çalışmada Rusya’nın Suriye krizine doğrudan katılması ile bölgesel ve küresel güç dengesinin nasıl değiştiği analiz edilmektedir.
Tek kutuplu dünyanın çok kutupluluğa evrilmesi sürecinde son zamanlarda yerli aktörlerin daha bağımsız tutum sergilemeye başlamasına rağmen Orta Doğu bölgesinde Amerika merkezli sistemin üstünlüğünü muhafaza ettiği görülmektedir. ABD son yıllarda Orta Doğu’da yapılan taktik hatalara rağmen Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgede, özellikle askeri-teknik anlamda, önde gelen oyuncu olmaya devam etmektedir. ABD merkezli sistem içinde Körfez monarşileri, Mısır, Ürdün, Türkiye ve İsrail gibi ülkelerin yer aldığını söyleyebiliriz.
Rusya Orta Doğu’ya enerji açısından bağımlı olmaması nedeniyle Orta Doğu’yu hayati bir bölge olarak değil de ABD ile karşı karşıya geldiği bir çevre bölgesi olarak görmektedir. Rusya’nın Orta Doğu adımlarını ABD’nin bölgedeki siyasi manevra alanlarını sınırlandırma ve dengeleme hedefiyle bölgede kendi etkisini arttırma olarak okuyabiliriz. Söz konusu politikayı, ABD ile tüm resmi işbirliği mekanizmalarını saklı tutarak ABD’nin bölgede yayılmasını önleme stratejisi olarak tanımlayabiliriz.
Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümde öncellikle çalışmanın teorik çatısı oluşturulmuştur. Çalışmanın teorik çerçevesi “saldırgan realizme” dayanmaktadır. Teorin en önemli özelliklerinden biri uluslararası alandaki tüm devletlere odaklanmamasında yatmaktadır. «Tüm devletlerin kaderi, hem büyük hem de daha küçük güçlerin, en çok güce sahip olan devletlerin kararları ve faaliyetleri tarafından» belirlendiğinden dolayı saldırgan realizm sadece ABD, Çin, Rusya gibi büyük güçlere odaklanmaktadır. Örneğin 2003’te Irak’ın kaderi ABD tarafından belirlenmiştir. Günümüzde ise Suriye’nin geleceği başta Rusya ve diğer büyük güçler tarafından şekillendirilmektedir.
Çalışmanın ikinci bölümde Rusya Federasyonu’nun Suriye politikasına açıklık getirmek için Rusya Federasyonu’nun/ Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu politikası ortaya konmaktadır. Rusya Federasyonu için Orta Doğu diğer bölgelere göre ikincil bir yere sahip olup çok kutuplu dünyayı yaratma ve söz konusu dünyada Rusya’nın bir kutup olma hedefine ulaşması için yardımcı olan bir unsurdur. Orta Doğu Rusya açısından ABD’nin tek kutuplu dünyayı yaratma hedefini engelleme politikasıyla yakından ilgilidir.
Çalışmanın üçüncü bölümde ise Rusya Federasyonu’nun Suriye politikası ele alınmaktadır. Bu bağlamda öncellikle Suriye’nin Rusya için stratejik öneminin ne olduğu ve Rusya’nın Suriye krizine angajmanını tetikleyen faktörlerin neler olduğu ele alınmaktadır. Aynı zamanda bu bölümde muhalefete destek veren dış aktörlerin tutumu de analiz edilmiştir. Son olarak Rusya’nın krize angajmanının küresel ve bölgesel güç dengesindeki yansımaları incelenmektedir.
Kafkassam

Yorumlar