ABŞ-İran savaşının “cəbhə xətti” – İraq

«Ամերիկյան կողմը խնդիրներին մոտենում է իր շահերի տեսանկյունից, սակայն պետք է հաշվի առնվեն նաև ՀՀ շահերը»

Lavrov’dan Almanya’ya Deniz Yücel tebriği

Pekin müxtəlif “vasitələrlə” Qazaxıstana ərazi iddiası irəli sürür

Rusya ve Çin’e Güvenenler Hayalkırıklığı Yaşayacaklar”

Gündem 24 Haziran 2020
175

İran nükleer faaliyetlerine yönelik Obama döneminde yapılan uluslararası antlaşma, Trump tarafından geçersiz sayıldıktan sonra aşama aşama yeni ambargolar ve yaptırımlar kısmen de olsa uygulamaya başladı. Aslında ABD başkanlığını yürüten Trump yapılan antlaşmadan ilk çekildiği andan itibaren yeni bir uzlaşmaya hazır olduğunu ve hatta bunu ısrarla istediğini beyan etti. Fakat İran yetkilileri çok iyi biliyorlardı ki yeni antlaşma, yeni şartlar ve koşullar demektir. ABD yönetiminin 12 maddelik yeni şartları çok geçmeden kamuoyuna açıklandı ve İran yönetiminin neden yeniden müzakereye hazır olmadığı da tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmış oldu.
Trump’ın esas isteği 2 önemli konuyu kapsamaktaydı. Birincisi İran’ın uzun menzilli balistik füze programının kısıtlanması ikincisi ise bölgede yayılmacı politikasının(Yemen, Suriye ve Irak) sona erdirilmesi. Bunun üzerine Hameneyi tamda bu iki konuyu İran İslam Cumhuriyetinin kırmız çizgileri olduğunu açıklayarak devrimin vazgeçilmezleri olarak değerlendirdi. Tüm kapıları yeni bir müzakereye kapatan Hameneyi’nin bu beyanlarından sonra dış işleri bakanlığı ve hükümet aynı çizgide hareket etmeğe başladı, daha doğrusu yeni bir dış politika çizgisi, belirleyici ve son sözü söylemeğe tek yetkili ağızdan kesin olarak belirlenmiş oldu. Muhafazakar kesim ve bir nevi devrimin radikal güçleri zaten ilk baştan bu antlaşmaya karşı olduklarını Hameneyi’e rağmen her fırsatta dile getiriyorlardı. Fakat Trump antlaşmadan çekildikten sonra bu kesime adeta fırsat doğdu ve daha gür bir sesle karşı tarafı eleştirmeğe başladılar.
Başta dini-siyasi lider Hameneyi olmak üzere rejim yetkilileri, ABD’nin “Yumuşak Kahramanlık” ve büyük başarı olarak nitelendirdikleri antlaşmadan tek taraflı çekildiği tarihten bu güne kadar uluslararası kamuoyunu kendi lehlerine çevirmek için baş vurmadıkları yöntem, çalmadıkları kapı kalmadı.
Pandemi öncesi İran dış işleri bakanı ve antlaşmada yer alan İran müzakere heyeti özellikle nükleer antlaşmanın Avropa ayağını oluşturan özellikle üç ülke liderleri ile görüşmek için deyim yerindeyse başkentler arasında mekik dokudu. Konu İran rejimi için o kadar hayati önem arz ediyor ki içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde bile hükümet diplomasisi salgın meselesini bile bu doğrultuda kullanmaktan çekinmedi.
Neden İran için bu kadar hayati önem taşıyor?
İran yeniden müzakere masasına oturduğu taktirde kırmız çizgileri olarak nitelendirdiği en az 2 konuda kısmende olsa geri adım atmak durumunda kalacağını biliyor. Öte yandan yeni dönem yaptırımların sonucunda kullanmakta olduğu paralel firma ve şirketler deşifre edilip ve ambargoya dahil edilmiş ve bir nevi uluslararası ticaretten eli kolu kesilmiştir, petrl ve doğal gaz satışları yarıdan bile aza düşen İran’ı bu durumda sadece sıcak para kurtarabilir, fakat bu pandemi döneminde bile tüm girişimlerine rağmen istenilen sonucu alamayan İran’a geçen hafta güvendiği avropalı dostaları ters köşe yaparak Atom Enerjisi Ajansının raporu esasında karar hazırlattılar. Şimdiye kadar Avropa ayağını ara bulucu olarak gören İran büyük hayal kırıklığına uğradı. İran meclis başkanının iki gün önce “Amerika ile uzlaşma yasaktır, Avropa ile azami güvensizlikle müzakere” demesi Avropa’ya karşı oluşan güvensizliğin açık göstergesidir.
İran’ın yakın diplomasi tarihinde(İslami devrimden sonra) ABD karşıtı olarak dizayn edilmiş dış politikanın bir tarafında Çin ve Rusya’ya hep yakın durulmuş, dost ve müttefik olarak görülmüştür fakat yakın dönemde bir çok hassas aşamada gereken destek alınmamış. İran Irak savaşı süresince Çin İran’ın silah aldığı en önemli ülke konumundaydı fakat İran’a sattığı silahın üç katını Irak’a satmış olması gerçeğide ortadadır. O dönemde 1 milyar 843 milyon dolar değerinde İran’a silah satan Çin 5 milyar dolar değerinde Irak’a silah ve füze ihrac etmiştir.
Şimdiye kadar BMT güvenlik konseyinde İran aleyhine çıkarılan kritik kararların neredeyse hepsinde Rusya ve Çin olumlu oy kullanmışlardır. 2006 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Yönetim kurulunda oylanan İran’ın nükleer dosyası BMT Güvenlik Konseyine gönderilmek için oylanarak, 35 olumlu, 3 olumsuz ve 5 çekimser oyla onaylanmış oldu. Çin ve Rusya bırakın olumsuz oyu çekimser bile kalmayarak İran aleyhine oy kullandılar. Bu durum sonraki dönemlerde de aynı şekilde devam etti. 1969 No(2007), 1737 No(2007), 1747 No(2008), 1803 No(2008), 1835 No(2009), 1887 No(2010) ve 1929 No(2011) kararların hepsinde İran aleyhine oy kullandılar.
Son olarak 8 yıl sonra İran’ın nükleer dosyası Almanya, İngiltere ve Fransa’nın doğrudan girişimleriyle Uluslararası Atom Enerjisi Yönetim Kurulunda oylanarak bir nevi Güvenlik konseye gitmesinin yolu açılmış oldu. İran yönetiminin büyük çoğunluğunun doğu blokta yer alan sözde dostlarına güvenerek çokta ciddi almaması dikkat çekicidir fakat kısık ve etkisiz olsa bile İran politika sahnesinde İran dış politikasını eleştiren sesler duyulabiliyor. “Heşmatollah Falahat Pişe” İran meclisi eski millet vekillerinden “İran dosyasının BMT Güvenlik Şurasına gitmesini önlemeliyiz” dedi.
Eski vekil Çin ve Rusya’ya güveni saflık olarak değerlendirerek: “İran dosyasının Güvenlik şurasına gitmesi halinde Çin ve Rusya veto hakkı koruması mevcuttur diyen kesime şunu söylemek gerekir, bunlar saflar ve bu saflık ve pozitif bakış açısı tarihsel olarak reddedilebilir”.
Kısık sesle olsa bile dile getirilen bu uyarılar maalesef İran siyasi ortamında özellikle dış politika sahnesine ciddiye alınmadığı görülmektedir.

Celal RUŞEN- KAFKASSAM İRAN MASASI

Yorumlar