Kürdistan Devlet Tasavvuru Ve Barzani’nin Tutarsızlığı

Oryantalizm ve İslam

Գազային շանտաժի բուն իմաստը

İran’da ‘İrfan Halkası’ liderine 5 yıl hapis

Rusya ne yapmak, Ermeniler ne yapmak istiyor

Azerbaycan, Ermenistan, Gündem, Rusya 28 Eylül 2020
348

12 Temmuz`da Ermenistan silahlı güçleri Azerbaycan`ın Batı sınırındaki Tovuz bölgesine saldırdı. Milli Güvenlik Doktrini`nde yapılan değişiklikle “tehdit” ilan edilen Azerbaycan`a Ermeni silahlı güçlerinin saldırısı birkaç açıdan manidardı. Zira Tovuz bölgesi, ayrılıkçı terörist güçlerin Ermenistan`ın desteğini alarak yaklaşık otuz seneden beri işgal altında tuttukları Karabağ dışında olup, saldırı Azerbaycan`ın sınırlarının doğrudan ihlaliydi. Azerbaycan ordusunun gereken cevabı vermesine rağmen Türkiye`de askeri eğitim görmüş başta Tuğgeneral Polad Haşimov`un ve üst rütbeli altı silah arkadaşının (onlar da Türkiye`de askeri eğitim almışlardı) şehit olması milletimizin sabrını taşırdığı gibi Türkiye liderliğinin de sert tepkisine neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın, Milli Savunma Bakanı Akar`ın, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu`nun Ermenistan`ı kararlı biçimde uyarıp Azerbaycan`a destekleyen açıklamalarından sonra Orgeneral Hulusi Akar`ın başkanlığında Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının dahil olduğu heyetin Bakü`de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi ve ardından başlayan iki ülke silahlı kuvvetlerinin geniş çaplı askeri tatbikatları Osmanlı kuvvetlerinin 1918`de Azerbaycan`ın bağımsızlığına verdiği askeri desteği ve 1992-1993`de Karabağ`ın bölücülerden, teröristlerden, soykırımcılardan temizlenmesi operasyonlarına Ankara`nın sunduğu katkıları hatırlattı. Karabağ`daki Ermeni bölücülerin, teröristlerin ve soykırımcıların 27 Eylül günü sabahın erken saatlerindeki (Anadolu topraklarında Türklere yapılan soykırımın devamı olarak 26 Şubat 1992`de Karabağ`ın Hocalı kasabasında Azerbaycan Türklerine yapılan soykırım) saldırısına Azerbaycan ordusunun verdiği karşılığı ilk destekleyen İbrahim Kalın`ın mesajlarını da aynı çerçevede değerlendirmek gerekir. Aynı gün içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın konuyu hiç gündeminden düşürmemesi Ermenistan`ın tarihten bugüne süregelen demagojik tavırlarını panik içinde yeniden sahnelemesine neden oldu.

ERMENİLER NE YAPMAK İSTİYOR

Hafızalarımızda zaten diri olan geçtimiz yaz olaylarını bir araya getirdiğimizde “Ermeniler ne yapmak istiyor?” sorusu da beraberinde geliyor.Uluslararası hukuğun ve BM Güvenlik Konseyi kararlarının Karabağ`ı kesin biçimde Azerbaycan toprağı olarak görmesine rağmen bölücü.terörist,soykırımcı yönetimin buna uymaması bir yana,Ermenistan yönetimi de işgalci emelleriyle sürekli Bakü`nün sinirlerini test ediyor. Kah Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenistan Milli Güvenlik Kurulu toplantısını Hankendi`nde yapıyor, kah Azerbaycan`ın ünlü yazar, şair, bilim adamı, müzisyenlerinin yetiştiği Şuşa kentimizde konyak içip halay çekiyor, kah Paşinyan`ın karısının Kalaşnikof`lu fotoğrafları yayınlanarak hem bölücülüğe, teröre, soykırımcılığa bir daha kapı aralanıyor ve hem de adeta işgali meşrulaştırırcasına Azerbaycan`ın sinir uçlarıyla oynanıyor. Bir ülkenin sınırları içindeki topraklarının %20`nin ilelebet işgal altında kalması, haliyle sözkonusu olamayacağı için Azerbaycan`ın yerinde kim olsa, eninde sonunda kendi toprak bütünlüğünün temin etmenin gereğini yerine getirir. 12 Mayıs 1994`te imzalanmış Bişkek Protokolüyle Karabağ`daki bölücülerin, teröristlerin, soykırımcıların yarattığı sorunun çözümünün AGİT Minsk Grubu`na devredilmesine rağmen Ermenistan ve bölücüler bu süreci Azerbaycan topraklarında yeni devlet kurup güçlendirme namına kullanmaya çalıştılar. Bir anlığa gözünüzün önüne getirin: Ermenistan`ı ve Karabağ`daki bölücü güçleri koşulsuz destekleyen Rusya, Ermenilerin en güçlü olduğu iki ülke ABD ve Fransa, AGİT Minsk Grubu üyeleri olup bölücülerin ve işgalcilerin ortaya koyduğu Karabağ sorununu barış görüşmeleriyle adil şekilde çözüme kavuşturacaktı. Türk siyasetinin unutulmaz ismi merhum Necmettin Erbakan`ın tarzında bir “Haydi ordan” çekerek Azerbaycan`ın toprak bütünlüğü meselesini ve Ermenistan`ın da Karabağ bölücülerinin de son saldırılarını farklı bir açıdan değerlendirelim.
RUSYA NE İSTİYOR

12 Temmuz`da başlayan saldırılar sürecinde önce Rusya`nın Ermenistan`a yüklü miktarda silah ve muhimmat gönderdiği ortaya çıktı ve Azerbaycan devlet başkanı İlham Aliyev bunu açık şekilde devlet başkanı Putin`e söyledi. Ardından Sırbistan`dan Ermenistan`a silah sevkiyatı yapıldığı belirlendi. Rusya menşeli o silahların Akdeniz üzerinden Gürcüstan`a, oradan Ermenistan`a sevk edildiği anlaşılmıştı.Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, Kafkasya`daki askeri birliklerin iki deniz arasında -Karadeniz ve Hazar denizi- geniş kapsamlı askeri tatbikatının 17 Temmuz`da başlamasını emrini 13 Temmuz`da imzaladı. Ağustos ortalarından itibaren Doğu Akdeniz`de Yunanistan eliyle Türkiye`yi sıkıştırma girişimlerine başvuruldu. Fakat aynen 1918`de olduğu gibi Türkiye bu kez de Azerbaycan konusunda katiyetli davrandı. Ve bunun sonucunda iki kardeş ülke Akdeniz-Hazar denizi çizgisinde paradigmatik bir işbirliği cizgisi yakalama noktasına geldi. Görünen o ki bu çizgiyi azami derecede kuvvetlendrmek için bir dizi şey yapılmıştır ve Azerbaycan`a karşı Ermeni işgali altındaki topraklardan yapılan saldırılara verilen kararlı cevapların da bu çerçevede okunması gerekir. Türkiye`nin desteği Azerbaycan`ın hem Ermeni saldırılarından kendisini korumak ve hem de topraklarını işgalden kurtarmakta kardeş ülke için büyük moral kaynağı teşkil etmiştir. Öte yandan son 6 yılda cereyan eden süreçler sonucunda, özellikle Ermenistan`ın 12 Temmuz Tovuz saldırısı sonrasında Türkiye`nin bölgede bulunmasının elzem olduğu da ortaya çıkmıştır. Zira bulunmaması Türkiye için çok sıkıntılı gelecek vaadedebilirdi. Neden mi? Soruyu yanıtladığımızda “Rusya neden son iki ayda Karadenz-Hazar denizi arasında iki büyük askeri tatbikat yaptı” diye sormamız gerekecektir. Biraz geriye gedip baktığımızda Mart 2014`te Rusya`nın Kırım`ı ilhak ettiğini görüyoruz. Uluslararası bir sürü yaptırımı göze alarak Rusya bu adımı niçin attı? Bunun sebebi yeni imparatorluk hevesi ve planlarıdır. Evet, Rusya Kırım merkezli yeni Bizans kurmanın peşinde olup hem etnik hem de dini temeller üzerinde hayata geçirilmesi planlanan bu tasarı Yunanistan`dan Gürcüstan ve Ermenistan`a, Ukrayna`dan Sırbistan`a, Bulgaristan`dan Polonya`ya kadar geniş bir coğrafyayı içine almanın yanısıra özellikle Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki bölgeyi tamamile kontrol etmeyi amaçlıyor. Bu durum ise bölgede Azerbaycan`ı yalnızlaştırmanın yanı sıra Türkiye`nin çıkarlarına ciddi tehdit oluşturuyor. Ermenistan zaten belli, örneğin Gürcüstan Patrikhanesi`nin kışkırtmalarıyla karayolunun veya demiryolunun bloke edilme olasıkllarının artması,boru hatlarının sabotajlara maruz kalması örnekleri çoğalabilir. Bir etnik-dini ittifak düşünün ki,işgal altındaki Azerbaycan topraklarını da kendi içine alarak kuruluyor ve sonra Türkiye`nin dünyadaki en iyi müttefikini Hazar denizi kıyısına sıkıştırmayı amaçlıyor.İşte bunun için 12 Temmuz`dan sonra Türkiye`nin göstermiş olduğu kararlılık tamamen yerinde olup tabir-i caizse, Türkiye`yi bulunması gereken yere götürmüştür.

Geldiğimiz noktada Türkiye`nin Doğu Akdeniz`de savunduğu politika ne kadar doğruysa, Azerbaycan`ı koşulsuz destekleme karrarlılığı da o kadar doğru ve gereklidir. Bunun anlaşmalarla desteklenmesi gerekir.

Mayis Alizade

Odatv.com

Yorumlar