Atalarımızın kılınc hakkıyla kazandığı topraklara yine adaleti Türkiye getirecek.

Moskova Atatürk’ü Anma Programı

Doğu ve Güneydoğu’da Katliam Yapan Kim?

KARAÇAY-ÇERKES CUMHURİYETİ’NDE NELER OLUYOR?

RUSYA KARŞISINDA TÜRKİYE’NİN ORTA ASYA POLİTİKASI

Gündem 20 Ekim 2020
151

Rusya’nın önce Kafkasya’da tatbikat yapması sonra da Hazar Denizinde tatbikat kararı almış olması, bize Ruslar tarafından bu işin ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor. Görünen o ki; bölgede Türkiye ve Rusya endeksli yeni bir perspektif ortaya çıkmak üzere.
Türkiye’nin Orta Asya coğrafyasına geliştireceği yeni vizyon bir Turancılık “hayali” değil. Orta Asya’da büyük enerji kaynakları var ve bu kaynaklardan bazıları Ruslar tarafından sömürülmekte, bazılarının da Ruslar tarafında dünyaya arz edilmesi engellenmektedir.
Bu doğal kaynaklar Türkmenistan ve Türkiye’nin kültürel bağlarını kuvvetlendirmeye yönelik bir araç olarak kullanılabilecek kaynaklardır. Ancak özellikle Türkmenistan’da var olan muazzam büyüklükteki enerji rezervlerinin boru hatlarıyla Avrupa’ya iletilmesi ile bölgedeki statükonun değiştirilebileceği bir vizyon, Türkiye’nin bahsettiğimiz “TURAN” perspektifinin en azından ekonomik hedefler konusunda bir kısmını açıklamaktadır.

Bu bağlamda Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ı alarak Orta Asya Türk devletleri ile kara yolunun tamamen bağımsız olması ve kesintisiz bir şekilde ilerleyebilmesi “TURAN” harekatının ‘ekonomik, kültürel ve askeri açıdan bağımsız olması Türkiye’nin hedefini başarı ile gerçekleştirdiği anlamına gelmektedir.

Ürettiğimiz tüm fikirler Türkiye’nin dış politikasında daha güvenli ve daha etkili adımlar atması için üretilmektedir. Yanlışları, doğruları; hatalı kısımları veya eksikleri olabilir. Lakin kesin doğru olan şey şudur ki bu fikirler Türkiye’nin yönünü kabaca şablon edebilmektedir.
Tabii bu fikirlerin icraate geçebilmesi için Türkiye’nin Avrupa Birliği ve ABD ile evvelden uzlaşması gerektiği aşikardır.

AB’nin Rus yayılmacılığından daha net eylemlere başvurabilecekleri şekilde rahatsız olmasının sağlanması halinde bu fikirlerin uygulanabilirliği de artar.
Rusların bu tehdidi gördükleri ve ciddiye aldıkları bellidir. Aynı şekilde Türkiye’nin Orta Asya vizyonunu gerçekleştirebilmesi için bölgede güçlü bir Azerbaycan devletine ihtiyaç duyduğu…
Orta Asya’dan Avrupa’ya İran veya Rus izni olmadan karayolu ile geçilebilecek tek toprak olan ve aynı zamanda geçtiğimiz günlerde de haydut Ermenista’nın hedefi olan Azerbaycan’ın Gence Şehri’nin güvenliği ve elde tutulması tabii ki çok önemlidir.
Bu şehir Türkiye için her ne kadar önemliyse, AB için de Orta Asya’ya karayolu ile ulaşabilmek açısından Rusya veya İran’a bağlı kalmadan kullanabilecek tek toprak parçası olması hasebiyle önemlidir.
AB’nin tutunduğu tavır belki de Rusya’yı direkt karşısına almamak için biraz daha tarafsızdır. Ya da düşük bir ihtimal de olsa Gence şehrinin önemini Avrupa Birliği olarak birlik halinde kavrayamamış olabilirler.
Dolayısıyla Türkiye’nin Orta Asya politikası esasen Türkiye’nin sırtını batıya dayayarak oluşturabileceği bir politikadır. Bunun için batıdan gelen potansiyel tehditler bertaraf edilmeli, ortak bir düzlemde buluşulmalıdır.
Birkaç gün önce ise Merkel’den AB’yi temsilen Türkiye ile AB işbirliğinin her iki tarafın da faydasına olacağına dair bir açıklama gelmişti.

Bu açıklama, mahiyeti itibarıyla önemli bir açıklama elbette.
Aynı şekilde Yunanistan ise birkaç zamandır, bu açıklamadan da önce, Merkel’i eleştirmekte; hatta bazı Yunan gazetelerinde “Türkiye Merkel’i parmağında oynatıyor” tarzı ifadeler yer almaktadır. Tabii ki bunların gerçekliği yoktur. Yunan vesvesesidir. Ortada çıkarlar vardır.
Her ne olursa olsun, Türkiye’nin sırtını batıya dayayabilmesi için Yunanistan tarafından gelen tehditlerin bertaraf edilmesi, Rus yayılmacılığının hem doğuda hem Kuzey Avrupa’da hem de Kuzey Afrika’da daha fazla başa bela olmaması için ortak çalışmalar oluşmalıdır.
Bu sayede Türkiye’nin geliştireceği Orta Asya vizyonunun da Güney Kafkasya’dan; Azerbaycan-Gürcistan-Ermenistan üçgeninden güç alarak zıplayacağı bellidir. Bu vizyonun buradan sonraki hedefi de Hazar’dır.

Rusya bu yüzden sırasıyla Kafkasya ve Hazar’da tatbikatlar yapmaktadır.
Rus yayılmacılığı Belarus’ta hâlâ durdurulamazken, AB’nin almaya çalıştığı tedbirler aşikar biçimde yetersiz kalırken; Belarus’tan sonra Kuzey Akım-2 projesinin de etkisiyle Rusya’nın bir sonraki hedefinin Polonya olacağı çok bellidir.

Bu Avrupa için aslında bir felaket olurdu.
Polonya tehdidin farkında olduğu için Kuzey Akım-2 projesine muhalefet eden Avrupalı ülkelerin en başlarında geliyor. Ayrıca ABD ile sıkı ilişkiler geliştirme yoluna giderek; hatta ülkesine ABD askerlerini davet ederek kendini bir şekilde güvence altına almak istiyor.
Aynı şekilde Kuzey Avrupa ülkeleri de Rusya tehdidini en net hisseden ülkelerden.
Türkiye, Avrupa’ya sırtını dayamak ve bu şekilde Rus yayılmacılığı ile mücadele etmek istiyorsa, bu işe Polonya ve Kuzey Avrupa ülkelerinden başlamalıdır.
Haliyle Türkiye’nin geliştirecek olduğu vizyonda bu ülkelerin önemi bu kadar ortadayken buralara bir diplomat çıkartması yapması ve meramını bıkmadan, yılmadan anlatması gerekir.

Mücahit Pıçak kafkassam

Yorumlar