İlker Başbuğ’un dostu James Norman Mattis Suriye’den ABD ordusunu çekecek!

Hakkâniyet Hâkanlığı: “TANRI SENİ ADALET İÇİN BURAYA DİKTİ”

PYD güçlerini Kuzey Irak’ta Türkiye mi eğitti?

Rusya ve İran, birbirini kandıran tilkiler

RUSLAR VE TÜRKLER

Gündem 9 Nisan 2020
273

Ruslar, tarih boyu Türklere çok şey borçludur ve onlardan çok şey öğrenmişlerdir. Bilhassa Rus aydınlarının, siyasilerinin ve din adamlarının Müslüman ve Türk dünyasına karşı önyargılarında ve düşmanlıklarında etkili olan en temel unsur; Rusların gerek Ortodoksluğu aldıkları Yunan ve Bizans kültürünün ötekileştirici ve kendilerinden başkalarını barbar gören zihniyeti, gerekse yine buradan beslenen ve Doğu’yu devamlı aşağılayan Avrupa oryantalizminin etkisidir. Yazılı kültüre bile 10. yüzyıldan başlayarak geçen Rusların bu etkiyle Avrupa medeniyeti karşısında, hayranlığın ötesinde, büyük bir aşağılık kompleksiyle hareket ettiği de bilinmektedir. Bu yüzden de hiçbir zaman Rus siyasiler, aydınlar ve din adamları, kendilerinin de yaşadıkları Asya’yı hiçbir zaman kabullenememişler ve hep Avrupalı olmak istemişlerdir.
Rusların Türklere karşı, genelde yenilmelerine rağmen, tarihteki esas galibiyetleri, Putin’in bahsettiği, 12. yüzyıldaki kısmi başarıları değil, 16. yüzyıldaki Kazan Hanlığı’nı yıkmalarıyla başlayan ve Petro ile gelişen süreçtir. Çünkü Ruslar, 12. yüzyıldan sonraki dönemde, 13. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın sonlarına kadar, yaklaşık 250 yıl, Altınorda hâkimiyeti altında kalmışlardır. Meşhur Rus yazar Barthold’un dediği gibi, Ruslar, olumsuz bir şekilde çarpıtarak, sözde Avrupa medeniyetinden uzaklaştırıldıklarına inandıkları ve “Tatar boyunduruğu” dedikleri bu dönemde gerçekte milli kimliklerini ve dini hüviyetlerini ve hatta devlet anlayışlarını kazanmışlardır. Bu da tabii Türk devletinin müsamahalı ve insancıl siyaseti sayesinde olmuştur. Rusların bu dönemde kendi liderlerini bile “kağan” diye adlandırdıkları, Rusça’daki, para/dengi kelimesi de dahil olmak üzere, birçok kelimenin bu dönemlerden itibaren, Türkçe’den geçtiği ve Rus diye bilinen birçok meşhur yazarın ve ailenin aslen Türk kökenli olduğu bilinen bir husustur. Yani Ruslar bu dönemlerde de, uzun bir süre Türklere öykünmüşlerdir. Bu arada şunu da belirtelim ki, Rusların 12. Yüzyıldaki Türklere karşı aldıkları galibiyetler de, 16. yüzyılın Kazan Hanlığı’nı yıkmaları da hiçbir zaman tek başına olmamış, genelde bazı Türk boylarını yanlarına almışlardır. Ruslar 1550’li yıllardan sonra İdil boyundan başlayarak 300 yılda bütün Türkistan ve Sibirya’ya hâkim olmuşlar ve bu dönemde, en son da Stalin döneminde, pek çok Rus ve Batılı tarihçinin bile “çok büyük bir zulüm” dediği ciddi anlamda birçok katliam yapmışlardır. Bu süreçten sonra öykünme bitmiş, Türklere karşı, hep aşağılayıcı ve ötekileştirici olmuşlardır. Hâkim oldukları süreç boyunca Türklerin, ilmi ve medeni gelişmelerine, bilhassa 19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl başında, hep engel olmuşlardır. Yüzyıllar boyu yoğun bir Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma yapılan topraklarda, Rasonyi’nin aktardığına göre, neredeyse bir tane bile Müslüman Türk’ün kalmadığı Kasım (Ryazan) şehrindeki 17. yüzyıl mezar taşlarında Müslümanların, Rusları ve dinlerini protesto mahiyetinde yazdıkları şu ayetler ne kadar anlamlı ve özenle seçilmiştir:
“Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, “Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” diye sordu. Havâriler, “Allah’ın dininin yardımcıları biziz; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız” (Âl-i İmran 3/52). İbrahim Maraş

Yorumlar