Ruslan Beşirli: Türkiye Artık Pasif Bir Gözlemci Değil, Bölgesel Bir Oyuncu
Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Salı günü resmi Anadolu Ajansı’nda yayımlanan makalesinde Afrika’yı Ankara’nın stratejik hedefi ilan etti. Ankara’nın kıtanın sorunlarına “Afrika sorunlarına Afrikalı çözümler” yaklaşımıyla çözüm aradığını belirten Kalın; Türk istihbaratının Libya’da istikrarın sağlanması, Somali’de terörle mücadele ve Sudan’daki operasyonlarıyla dikkat çektiğini vurguladı.
MİT Başkanı makalesinde, “Türk istihbarat diplomasisinin olumlu sonuçları; Çad’dan Nijer’e, Togo’dan Burkina Faso’ya, Tanzanya’dan Kenya’ya kadar tüm Afrika’yı kapsıyor” ifadelerine yer verdi.
Türk istihbaratının bölgedeki operasyonlarının kökleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki hakimiyet dönemine kadar uzanıyor. 1911’de Trablusgarp’ta savaşan ve daha sonra modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk de dahil olmak üzere pek çok Türk subayı ve askeri bu bölgede görev yapmıştı.
Ancak sonraki on yıllarda Ankara’nın Afrika’ya olan ilgisi azaldı; 2000’lerin başına kadar Türkiye daha çok Avrupa gündemine ve NATO odaklı güvenlik önceliklerine yoğunlaştı.
Buna rağmen son on yılda Türkiye’nin Afrika ile ilişkileri, ekonomik yatırımlardan diplomatik temsilciliklerin artırılmasına kadar yükselen bir ivmeyle gelişiyor. 2022 verilerine göre, Ankara ile “Kara Kıta” arasındaki ticaret hacmi 2003 yılından bu yana yaklaşık sekiz kat artarak 40,7 milyar dolara ulaştı. Kıtadaki Türk büyükelçiliklerinin sayısı ise 2002’de 12 iken bugün 44’e yükseldi.
Batılı uzmanlara göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türk hükümeti, son on yıldır “saha odaklı” istihbarat raporlarına dayanarak çok yönlü bir Afrika politikası yürütüyor. MİT’in Libya, Somali ve Sudan’daki çok boyutlu faaliyetlerinin yanı sıra; 2020 yılında Somali’de terör örgütü Eş-Şebab’ın elinde yaklaşık iki yıl esir kalan İtalyan insani yardım görevlisi Silvia Romano’nun kurtarılması, en karmaşık operasyonlardan biri olarak öne çıktı. Bu olay, MİT’in yetenekleri konusunda Avrupa’da büyük bir şaşkınlık yaratmıştı.
Uluslararası Kriz Grubu Afrika Programı Direktörü Murithi Mutiga, 54 Afrika ülkesiyle kurulan bağlar sonucunda Ankara’nın kıtadaki en önemli aktörlerden biri haline geldiğini düşünüyor. Mutiga’ya göre Türkiye, Afrika halkının dilini iyi anlıyor ve kıtaya ilginç bir yaklaşımla nüfuz ediyor.
Afrika Programı Direktörü, “Ankara; sert gücünü güvenlik alanındaki destekle, yumuşak gücünü Türk üniversitelerinde ağırlanan binlerce Afrikalı öğrenciyle ve ticaretini ise sembol haline gelen Türk Hava Yolları ile sunuyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Ancak son yıllarda Türkiye’nin kıtadaki varlığı daha çok askeri ve güvenlik alanına odaklanmaya başladı; Ankara, Sahel ülkelerine silahlı insansız hava araçları (SİHA) tedarik etmeye başladı ve hatta Nijer ile askeri bir anlaşma imzaladı.
Uzmanlar, Ankara’nın Nijer, Burkina Faso ve Mali gibi uzun yıllar darbeler sonrası askeri rejimler tarafından yönetilen eski Fransız sömürgelerine yönelik tutumunun, Türkiye’nin pragmatik yaklaşımını yansıttığına inanıyor. 2014 yılından bu yana Batı’nın Afrika’daki etkisinin zayıflamasıyla birlikte, Rusya ve Çin’in yanı sıra Türkiye’nin de varlığını genişlettiği görülüyor. Bununla birlikte bazı analistler, Washington’ın da Rusya ve Çin’in artan etkisine karşı NATO üyesi Ankara’yı desteklediğini savunuyor. Yine de Türkler, şimdilik güç boşluğunun olduğu bölgelere orta ölçekli bir güç olarak nüfuz ediyor.
Batılı analistlere göre Ankara’nın Afrika’daki diğer güçlerden farkı, ülkelerin iç politikasına karışmaması; aksine terör ve ayrılıkçılıktan muzdarip Kara Kıta’ya bir güvenlik modeli sunmasıdır. Bunun en çarpıcı örneği, Ankara’nın 2024 yılında 210 milyon dolar değerinde SİHA sattığı Mali’dir. Nijer’de ise güvenlik alanındaki iş birliği ekonomik alana da sıçramış durumda. Türkiye Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, geçen ay yaptığı açıklamada Ankara’nın 2026’nın ilk çeyreğinde Nijer’de altın madenciliğine başlamayı planladığını duyurdu.
Bunun yanı sıra Ankara’nın Sudan’dan Etiyopya’ya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne kadar uzanan çatışmalarda taraf tutmaktan kaçınıp arabulucu rolünü seçmesi, kıtadaki konumunu güçlendiriyor.
Analistlere göre, Türk istihbarat şefinin en zengin insan kaynaklarının yoğunlaştığı Afrika’daki hedeflerini ilk kez bu kadar açıkça ifade etmesi, Ankara’nın bölgedeki gücünün “caydırıcılık” seviyesine ulaştığını gösteriyor. Bu mesaj, öncelikle rakip istihbarat servislerine ve bölgesel güçlere yönelik. Analistler, Kalın’ın son açıklamalarıyla şunu ilan ettiğini düşünüyor: Türkiye artık Afrika’da pasif bir gözlemci değil, bölgesel bir oyuncudur.


Yorum gönder