Ruslan Başirli: Patlamalar İran’ı Sürükleyip Götürecek
Washington ve Tahran arasındaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Bölgedeki Amerikan askeri yığınağına bakılırsa (ABD son 24 saat içinde Orta Doğu’ya 50’den fazla F-35, F-22 ve F-16 savaş uçağı sevk etti), Pentagon, Başkan Donald Trump’ın emir vermesi durumunda birkaç hafta sürebilecek kapsamlı bir operasyona hazırlanıyor. Geçmişteki gerginliklerden çok daha ciddi sonuçlar doğurabilecek bir çatışma ihtimali, artık ürkütücü bir gerçekliğe dönüşüyor.
Bununla birlikte, bölgenin önde gelen analistleri İran’ın kendi içinde de tansiyonun yüksek olduğunu belirtiyor. Bilindiği üzere, geçen yılın sonunda Tahran başta olmak üzere ülke genelinde binlerce kişinin katıldığı protesto dalgaları yayıldı. “Yeşil Hareket” ve Mahsa Amini olaylarından sonra İran’ın modern tarihindeki en kanlı eylemler haline gelen bu gösteriler, Ayetullah rejiminin iç dinamiklerini temelinden sarstı.
Giderek Daha Fazla Amerikan Savaş Uçağı İran’a Yöneliyor İslam Cumhuriyeti’nin son on yıldır zaten istikrarsız olan ekonomisi de derin bir krizden geçiyor. Ülke, 2018’de uygulanan “maksimum baskı” yaptırımlarından henüz belini doğrultamamışken, Haziran 2025’te İsrail ile yaşanan kısa süreli savaş ekonomik çöküşü daha da derinleştirdi. Güvenlik harcamalarını yüzde 150 artıran mevcut bütçe tasarısı; şehirli orta sınıftan rejimin geleneksel muhafazakar tabanına kadar geniş halk kitlelerinde huzursuzluğu artırdı. Son protestolara 30 yaş altı gençlerin yoğun katılımı, ülkenin siyasi sisteminin sosyolojik temellerinin hızla aşındığını gösteriyor. Gösterilerin sert bir şekilde bastırılması toplumsal gerilimi zirveye taşıdı ve İran adeta “saatli bir bombaya” dönüştü.
Ankara merkezli İRAM (İran Araştırmaları Merkezi) araştırmacısı Oral Toğa, son protestoların yönetici elitin temelini oluşturan muhafazakar kanadı bile üç gruba ayırdığını düşünüyor:
1. Ultra-muhafazakar fraksiyon: Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın grup. Örneğin Meşhed Milletvekili Nasrullah Pejmanfer, parlamentodaki konuşmasında eski Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Batı ile diyalog çabaları nedeniyle idam edilmesini talep etti. Bir diğer vekil Emir Hüseyin Sabeti ise Pezeşkiyan hükümetini Umman’daki ABD müzakerelerine katıldığı için sertçe eleştirdi. Bu grup, protestoları bir “ABD-İsrail projesi” olarak görüyor ve her türlü müzakereye karşı çıkıyor.
2. Pragmatistler: Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf etrafında kenetlenen grup. Galibaf taraftarları, “dış güçlerin protestocuların taleplerini kaosa dönüştürmeye çalıştığını” savunsa da ülkede ciddi sorunlar olduğunu kabul ediyor. Galibaf, 3 Şubat’ta Humeyni’nin türbesini ziyareti sırasında, “dışarıdan atılan taşların” kontrol edilebileceğini ancak asıl tehlikenin “rejimin motorunun bozulması” olduğunu söyledi. Oral Toğa’ya göre bu, iç reformlar ile dış tehditler arasında denge kurmaya çalışan pragmatik muhafazakarların ikircikli tavrını gösteriyor.
3. Sadık Laricani Grubu: Doğrudan Dini Lider’e bağlı Güvenlik Konseyi Başkanı Laricani’nin grubu. “Eleştiri halkın hakkıdır ancak düşmana sinyal vermemelidir” yaklaşımı, kitlelerin hoşnutsuzluğunu kabul eden ama bunu devlet güvenliği sınırları içinde tutmaya çalışan geleneksel muhafazakar tutumu yansıtıyor.
Oral Toğa’ya göre, ekonomik taleplerle başlayıp rejim karşıtı sloganlara evrilen protestolar reformcu kanadı da böldü. Pezeşkiyan’ın 2024’teki zaferi reformcular için yeni fırsatlar açmış olsa da tutulmayan sözler desteği hızla eritti. Pezeşkiyan, son protestolarda önce uzlaşmacı bir tavır takınsa da eylemler rejim değişikliği talebine dönüşünce sert bir retoriğe geçerek dış güçleri suçlamaya başladı. Bu durum, reformcu kampta “Pezeşkiyan da sistemin bir parçası” algısını güçlendirerek hayal kırıklığı yarattı.
Musavi Gözler Önünde Radikalleşiyor Ocak ayı sonuna doğru reformcu hareket içinde rejime yönelik açık tepkiler arttı. Ev hapsindeki eski Başbakan Mir Hüseyin Musavi, güvenlik güçlerine silah bırakma ve dış müdahale olmaksızın protestocuların tarafına geçme çağrısı yaptı. Bir diğer reformcu lider Mehdi Kerrubi ise ev hapsinden çıkar çıkmaz, İran’ın düştüğü bu ağır durumun Ali Hamaney’in yıkıcı iç ve dış politikalarının bir sonucu olduğunu açıkça ilan etti.
Sonuç olarak bugün reformcu hareket fiilen üç parçaya bölünmüş durumda:
• Sistemden kopuş ve rejim değişikliği isteyen Musavi-Kerrubi çizgisi;
• Hala kademeli reform ümidi taşıyan ancak etkisi hızla azalan Pezeşkiyan destekçileri;
• Kendi vaktini bekleyen eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin “sessiz kampı”.
Özetle, İran siyasi sisteminde son olaylar ışığında beklenen gerçekleşiyor: Protestolar toplumsal gerilimi dindirmedi, aksine yeni bir patlamaya zemin hazırlayacak şekilde iyice kızıştı. Neticede İran toplumu; rejime olan desteğin hızla düştüğü ama tamamen yok olmadığı, muhalefetin güçlendiği ancak parçalanmış kaldığı ve dış baskının iç dinamikleri her geçen gün daha fazla tehdit ettiği bir süreçten geçiyor.
Kafkassam’ın bu tür sert ve içeriden analizleri



Yorum gönder