Şimdi yükleniyor

Ruslan Başirli: ABD, Türkiye’ye güveniyor

ABD, Türkiye’ye güveniyor: Ankara krizleri yönetecek

Washington’daki önde gelen dış politika uzmanlarının değerlendirmelerine dayanan Dış İlişkiler Konseyi’nin “2026’da İzlenmesi Gereken Çatışmalar” raporu, önümüzdeki yıl küresel güvenliğe en büyük tehdidi oluşturabilecek 30 çatışma senaryosunu sıralıyor. Bu listeden ortaya çıkan genel tablo açık: Orta Doğu ve çevresindeki bölgeler küresel risklerin merkez üssü olmaya devam ediyor.

Rapor, ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri perspektifinden yazılmış olsa da, Ankara’da da önemli yankı buldu. Bunun nedeni basit: Türkiye’nin doğrudan etki alanı içinde veya yakın jeopolitik komşuluğunda önemli sayıda potansiyel kriz yaşanıyor. Bu anlamda, belge Ankara’nın siyasi ve uzman çevrelerinde dış politika stratejisinin oluşumunu ve genişlemesini doğrudan etkileyen bir faktör olarak algılanıyor.

Ortadoğu ve çevresindeki bölgeler küresel risklerin merkez üssü olmaya devam ediyor.
Rapor, Rusya-Ukrayna savaşının daha da tırmanmasını en büyük risk olarak tanımlıyor. Özellikle Ukrayna altyapısına yönelik saldırıların artmasına ve NATO ile Rusya arasındaki gerilimlerin doğrudan çatışmaya dönüşebileceği bir senaryoya vurgu yapıyor. Böyle bir senaryo, Karadeniz bölgesini kaçınılmaz olarak küresel güvenlik gündeminin merkezine yerleştirecektir.

Türkiye için bu senaryonun tamamen pratik sonuçları var. Geçen yılın sonlarında Türk hava sahasında iki Rus insansız hava aracının düşürülmesinin ardından, Ankara’da Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın artık sadece bir “Avrupa meselesi” olmadığı fikri giderek daha fazla dile getiriliyor. Karadeniz güvenliği, enerji yolları, tahıl ticareti ve Türkiye’ye Boğazlar, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi üzerinde kontrol hakkı tanıyan Montreux Sözleşmesi’ne uyum, ülkenin ulusal çıkarlarını doğrudan etkiliyor.

Ankara’nın dengeli politikası, Karadeniz havzasının tamamen militarize edilmesini önlemede bugüne kadar kilit rol oynamıştır. Ancak Türk analistler, NATO ile Rusya arasında doğrudan bir çatışma durumunda, bu tür manevra alanının önemli ölçüde daralabileceğine giderek daha fazla dikkat çekmektedir. Bu koşullar altında, Türkiye’nin temel stratejik avantajı, karmaşık Karadeniz bölgesini kontrol altında tutma ve krizi kısmen yönetme yeteneğinin yanı sıra diplomatik manevra araçlarını da koruyabilmesidir.

Ankara, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın uzun zamandır artık yalnızca “Avrupa meselesi” olmaktan çıktığına inanıyor.
Raporda Gazze’deki durum ve Filistin-İsrail çatışması özel ve önemli bir yer tutuyor. Amerikalı uzmanlar, Gazze’de düşmanlıkların yeniden başlaması ve bunun daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşmesini 2026 için en tehlikeli senaryolar arasında gösteriyor.

Ankara için Gazze Şeridi, iç kamuoyunu, bölgesel ilişkilerini ve diplomatik duruşunu doğrudan etkileyen bir konudur. Gazze’deki savaş, Ankara’nın İsrail ile ilişkilerini ciddi şekilde karmaşıklaştırmış, ancak aynı zamanda Türkiye’nin Hamas üzerinde gerçek bir etkiye sahip birkaç oyuncudan biri olarak rolünü güçlendirmiştir. Bu nedenle Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Arap devletleri ve uluslararası arabulucular için önemli bir muhatap haline gelmiştir. Bununla birlikte, Türk analistler, 2026’daki ana riskin Gazze’nin kendisinden ziyade, çatışmanın Lübnan, Suriye ve İran’a yayılma potansiyelinde yattığını vurguluyor; bu senaryolar Ankara’nın güvenlik ve diplomatik yeteneklerini bir kez daha test edecektir.

Rapor ayrıca Suriye’yi yeniden çatışma alanı olabilecek potansiyel bir bölge olarak tanımlıyor. CFR’ye göre, on beş yıldır süren iç savaş tamamen “donmuş” değil ve istikrarsızlık ve dış müdahale kaynağı olmaya devam ediyor. Türkiye için Suriye sorunu, sınır güvenliği, mülteci sorunu, terörle mücadele, bölgesel güç dengesi ve iç siyasi dinamikler gibi birçok kritik boyutu kapsıyor. İsrail saldırıları, İran’ın askeri varlığını sürdürme isteği, Trump yönetimi içindeki Suriye konusundaki anlaşmazlıklar ve Rusya’nın intikamcı tutumu Şam’ın konumunu daha da zayıflatıyor.

Gazze’deki savaş, Ankara’nın İsrail ile ilişkilerini ciddi şekilde karmaşıklaştırdı, ancak aynı zamanda Türkiye’nin Hamas örgütü üzerinde gerçek anlamda etkisi olan az sayıdaki oyuncudan biri olarak rolünü de güçlendirdi.
Raporda belirtildiği gibi, Suriye’de devlet otoritesinin aşınması, yalnızca askeri değil, Türkiye için de ciddi sosyo-politik sonuçlar doğurabilecek yeni radikal grupların ortaya çıkma riskini artırmaktadır.

Ayrıca belgede, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ateşkesin ardından Güney Kafkasya’da yaşanabilecek potansiyel gerilimlerin yanı sıra Sudan, Yemen ve Afganistan-Pakistan ekseni boyunca yaşanan krizlerden de bahsediliyor; bu bölgelerdeki gelişmeler Ankara’nın çıkarlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir.

Raporda, Türkiye’nin kilit oyuncu olduğu Doğu Akdeniz’e özel önem verilmektedir. Bu bölge, deniz yetki alanı, enerji politikası ve bölgesel ittifaklar sistemi açısından Ankara için stratejik öneme sahiptir. Rapor, buradaki güç dengesinin sadece enerji kaynaklarıyla değil, Türkiye, Yunanistan, İsrail ve Avrupa Birliği arasındaki daha geniş bir jeopolitik dengeyle de şekillenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Doğu Akdeniz bölgesi Ankara için stratejik öneme sahiptir.
Doğu Akdeniz’deki potansiyel gerilimler, yalnızca deniz sınır sorunlarını değil, aynı zamanda NATO’nun iç dengesini ve genel Avrupa güvenlik mimarisini de etkileyebilir. Bu nedenle, bu bölge şu anda bir sıcak nokta olmasa da, stratejik bir kör nokta olarak kalmaktadır.

Ankara’da, CFR raporu Doğu Akdeniz için olası senaryolara ilişkin erken bir uyarı sinyali olarak algılanıyor. Türk uzman çevreleri, raporun sadece riskleri belirlemekle kalmayıp, dolaylı olarak Türkiye’nin genişleyen kapasitesine de işaret ettiğini vurguluyor. 2026’ya girerken, Ankara zaten kriz yönetimine katılabilecek bir devlet olarak görülüyor. Bu rol hem sorumluluk hem de yeni etki araçları getiriyor.

Bu bağlamda, Ankara için kilit soru, bir sonraki krize hangi aşamada yanıt vermek zorunda kalacağı değil. Önemli olan, Türkiye’nin diplomasiye, istihbarata ve siyasi öngörülere dayanarak, potansiyel çatışmaların akut bir aşamaya tırmanmasını beklemeden önleyici hareket edebilme yeteneğine sahip olup olmadığını anlamaktır.

Yorum gönder