KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Racih Huri: Viyana müzakereleri İran halısı gibi mi dokunuyor?

Racih Huri: Viyana müzakereleri İran halısı gibi mi dokunuyor?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 8 dk okuma süresi
91 0

Tahran, nisan ve haziranda başlayan müzakerelerin durmasının ardından beş buçuk ay kazandı. Viyana’da nükleer müzakereler yeniden başladığında ise daha fazla zaman kazanmak amacıyla üç meseleyi gündeme getirdi. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetini hızlandırması ve oranı yüzde 60’a çıkarması dışında hiçbir sonucun alınamadığı altı oturum gerçekleştirildi. İran’ın da gayet iyi bildiği üzere müzakereleri aksatmak ve yavaşlatmak amacıyla öne sürdüğü talepler ve şartlar hiçbir şekilde kabul edilmeyecek. Özellikle Tahran’ın nükleer emellerine karşılık Batılı ülkelerin tutumlarına daha yakın görünen Rusya ve Çin göz önünde bulundurulduğunda bu daha aşikâr bir şekilde görünüyor.

Bu kez İran heyeti, radikal Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin de gelişinin ardından hiç olmazsa ‘yerine getirilmesi imkânsız’ denebilecek üç meseleyi gündeme getirdi. Bundan amaç, uranyum zenginleştirme faaliyetini hızlandırmak için daha fazla zaman kazanmaktır. Öte taraftan Natanz Tesisi’ndeki kameralara erişimi reddedilen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (IAEA) bu husustaki denetleme işlevine ilişkin tartışmalar artarak devam etmektedir.

İlk mesele, İran’ın müzakere heyeti başkanı Ali Bakıri Kani’nin ilk oturumda, müzakerelerin sıfırdan başlatılmasına, yani önceki altı oturumda ulaşılan tüm sonuçların iptal edilmesine dair talebiyle birlikte yanında dev bir silgi taşıyan biri gibi görünmesiydi. Avrupa ülkelerinden gelen eleştirilerin ve Amerikan tarafından gelen sert bir reddiyenin yanında, Rus delege Mikhail Ulyanov ve Çinli delege Wang Chun bile bu talep karşısında şaşkınlığa uğradı.

İkinci mesele, uygulanması mümkün olmayan iki talepte bulunmasıdır. İlki, Tahran’ın ABD’den kabulü imkânsız şartları talep etmesidir. İran bununla, yaptırımların bir an önce kaldırılmasının yanı sıra kendisine kabul veya itiraz hakkı verecek bir ‘doğrulama mekanizması’ imzalanmasını talep ediyor. Ayrıca ABD’nin anlaşmayı iptale gidemeyeceğini yazılı belgeyle taahhüt etmesini istiyor. Bu, Biden’in üstenip kendisinden sonraki yönetimleri uymaya mecbur bırakamayacağı bir şeydir. İran’ın talep ettiği bir diğer taahhüt ise, Avrupalı ​​ortakların kendisine karşı uygulanan yaptırımlara katılmaya zorlanmamasıdır.

Üçüncü mesele, İran’ın ilk adımı atmayı reddetmesi ve aynı zamanda ABD Başkanı’nın “uyum adımı karşılığında uyum adımı” mekanizmasına göre gerçekleşmesini önerdiği süreci de kabul etmemesidir. Ayrıca İran, ister anlaşma metnini genişletme ister ona ek bir anlaşma bağlamında olsun, balistik füze geliştirme ve istikrarsızlaştırıcı bölge politikasının tartışılmasını reddediyor.

İran’ın müzakereleri sekteye uğratmayı amaçladığı söz konusu tutumundan bu yana müzakere sürecinde bir çıkmaza girildi ve kendisine yönelik ‘müzakere sürecini başarısızlığa sürüklediği’ suçlamaları arttı. Ayrıca ABD’nin ‘alternatiflere’ başvurmak gibi bir askeri harekata işaret eden tehditlerinin yanı sıra, yaptırımların genişletilmesine yönelik konuşma yeniden gündeme geldi. Buna, İsrail’in İran nükleer tesislerine saldırı düzenleyerek gerilimi daha da tırmandırması eşlik etti. Bunun üzerine Ali Bakıri Kani’nin “Her şey tartışmaya açıktır” diyerek geri adım atmaya hazır olduklarını ihsas etmesiyle birlikte İran heyeti, daha fazla zaman kazanmak için çalışılmış bir manevra yaptı. Açıkça bir sabır ve süre oyunu oynanıyor ya da daha doğrusu açık ve gizli dikişleriyle bir halı dokuma süreci takip ediliyor. Böylece zenginleştirme işlemi hızlı bir şekilde devam ederken ve nükleer silah edinmenin eşiğinde daha fazla zaman kazamaya çalışıyor.

İranlı bir yetkili müzakerelerin çıkmaza girmesiyle şunları söyledi: “Anlaşmayı kim ihlal etti? Amerikalılar… Bunu kim telafi etmeli ve esnek olmalı? Tabii ki Amerikalılar.” Bu sözler, İran tutumunun veciz ve eksiksiz ifadesidir. İran, Washington’a ve Avrupalı ​​müttefiklerine şartlarını dayatmak istemekle yetinmiyor, bilakis yaptırımlar dolayısıyla çöken ekonomisi için onlardan tazminat talep etmek istiyor.

Öte taraftan son iki hafta içinde ve özellikle İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ın Washington ziyaretiyle birlikte bir askerî harekât durumu da ortaya çıktı. Gantz, yetkililere, “İsrail ordusuna İran’ı vurmaya hazırlanmaları için verilen talimatlar ve bu operasyonların tarihi hakkında” bilgi verdiğini açıkladı. Bu, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in “İranlılar Viyana’da oynuyor ve Avrupa bunu biliyor” açıklamasının ardından geldi.

ABD Hava Kuvvetleri, lazer güdümlü sığınak delici bombası GBU-72’nin başarılı bir şekilde test edildiğini duyurdu. Bu bomba, dağların derinliklerinde sağlam beton bariyerleri delmek üzere tasarlandığından, İran söz konusu olduğunda büyük bir önem taşıyor. Ancak İran, Simnan bölgesinden bir füze fırlatmaya hazır olduğunu ilan ederek yanıt vermekte gecikmedi. Washington, İran’ın “nükleer silah taşıma kapasitesine sahip herhangi bir balistik füze faaliyeti” yürütmemesini öngören Güvenlik Konseyi kararına dikkat çekerek bu tür bir adımın söz konusu kararın ihlali olacağı değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in birkaç gün önce bilinçli bir şekilde, Şam ve Humus yakınlarında, geleneksel olmayan silahları kullanarak 8 Haziran’da düzenlediği bir operasyonu duyurmasının sebebi de muhtemelen buydu. İsrail bu saldırılarda, kimyasal gazlar üreten yeraltı bölgelerini hedef aldı ve büyük kalınlıktaki betonlara nüfuz edebilecek bombalar kullandı. Bu, İran’a doğrudan bir uyarı mesajı olarak değerlendirildi.

Ancak, müzakere masası, müzakerecilerin önemli ve etkili açıklamalarının kesiştiği uluslararası bir satranç tahtası gibi bir şeye dönüştüğü için, tüm bu gösteri ve güç tehdidi, artık gerçekte Viyana’daki müzakerelerin doğasıyla uyumlu değil. Örneğin, Mihail Ulyanov tarafından ifade edilen Rus pozisyonundaki değişikliği okumak abartı olmaz.

İranlıların ‘bugün bir şeyi kabul edip yarın geri adım atmak’ olarak ifade edilebilecek akrobatik bir oyun oynadıkları ve acem halısı örneğinde olduğu gibi -bazen gizli bazen de açık dikişlerle- ‘nükleer pazarlığı’ bu türden bir stratejiyle yürüttükleri açıkça görülüyor. Ancak İran, ekonomik anlamda nefes alamaz bir hale geldi. Birkaç gün önce açıklanan yeni devlet bütçesi bunun açık delilidir. Bu, İran’ı boğulmadan önce anlaşmaya geri dönmeye sevk edebilir!
Racih Huri
Lübnanlı yazar
şarkulavsat

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.