Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Putin “Büyük Petro”yu mu izliyor?

Rusya 28 Şubat 2016
544

Putin “Büyük Petro”yu mu izliyor?

Bu aralar “Osmanlı-Rus savaşları”na odaklanmış bulunuyorum. 1711’deki “Prut Savaşı” karmaşık devletler oyununda ilginç bir örneklik teşkil ediyor. “Devletler Oyunu”nda, ister müttefik olsunlar, isterse olmasınlar her bir devletin kendi çıkarları önde gelir. Osmanlı’nın Rusya ile savaşa girmesini destekleyenlerin başında İsveç Kralı Demirbaş Şarl geliyordu.

1709’da Poltava’da Rus Çarı I. Petro’ya yenilen Demirbaş Şarl, Osmanlı ülkesine sığınmıştı. Kurtuluşunu Osmanlı-Rus savaşında gören Şarl, bu savaşın olması için büyük çaba içindeydi. Avrupa’nın bir diğer büyük devleti Fransa’ysa İngiltere ve Hollanda’yla savaşmaktan bitap düşmüştü. İngiltere ve Hollanda’nın Baltık Denizi’ndeki Rus limanlarından büyük gelir elde etmesinden rahatsızdı. Bu yüzden Fransa, Şarl’ın Osmanlı nezdindeki girişimlerini destekledi.

Saldırgan bir politika izleyen Petro “Büyük Rusya”yı kurmak için Osmanlı Devleti’ni paramparça etmeyi kafasına koymuştu. Bizans’ı, Doğu Roma İmparatorluğu’nu canlandırmak istiyor, Osmanlı egemenliği altındaki Ortodoks Hıristiyan azınlıklarıysa isyan etmeye çağırıyordu. Kışkırtma gayet başarılıydı, Balkanlar’da Osmanlı’ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Kesenin ağzını açan Petro, Osmanlı’ya zarar veren her unsuru ihya ediyordu.

Osmanlı Devleti 1683’teki başarısız “Viyana Kuşatması”ndan sonra birkaç cepehede, tam 16 yıl savaştı. Ruslar bu zayıf anımızda Azak Kalesi’ni geçirdiler ve Osmanlı sınırlarını sürekli taciz ettiler. Burnu havadaki Petro, Kuzey Avrupa’nın en güçlü devleti olan İsveç’i yenmenin gururu içindeydi. Ancak Osmanlı bu savaşa çok iyi hazırlanmıştı. Eski Romalıların dediği gibi, zafer hazırlığı sever. Sefer öncesinde Osmanlı ordusunun ikmal hatlarında Rus yanlısı Rumlar, Ulahlar birçok sabotaj ve saldırı gerçekleştirdiler. Hatta Osmanlı’nın Eflak-Boğdan Prensi yaptığı Dimitri Kantemir bile alelacele Ruslara iltihak edecektir. Ancak İsveçliler, Ukrayna Kazakları, Polonyalılar, Kırım Tatarları, Nogay Tatarları ve Kiev muhafızı Josef Pototsky’nin komuta ettiği bir Leh-Tatar ordusu da Osmanlı Devleti’yle aynı safta yer aldılar.

Kibri sebebiyle yavaş hareket eden Petro ve ordusu 20 Temmuz 1711 Prut Nehri kıyısındaki bataklık araziye sıkıştırıldı. Bu savaşa katılan Yeniçeri Katibi Hasan Efendi’nin günlüğüne aktardığı ifadeyle, Çar ve ordusu azap çengeline asılı Çil kuşu gibi kıvranıyordu. “Büyük Rusya” hayali Prut bataklıklarına gömülmüştü. Ne olduysa oldu ayrı bir hikaye, ama Osmanlı ordusu başkomutanı Baltacı Mehmet Paşa, Petro’nun aman dilemesini kabul etti. Demirbaş Şarl ve Kırım Hanı Devlet Giray’ın yalvarmaları sonuç vermedi. Osmanlı’yla savaşmaktan büyük nedamet duyan “Büyük Petro”nun arkasına bile bakmadan hızla ülkesine dönmesini izin verildi. Osmanlı hudutlarına pervasızca giren Petro canını kurtardıysa da gururu kırıldı. Sonuç itibariyle Osmanlı, savaş meydanında kazandığı zaferi birkaç küçük taviz karşılığında masada kaybetti. Ama Prut’tan sonra Petro da bir daha Osmanlı’yla savaş yapmayacaktır.

Prut Barış Anlaşması Rusya’ya hiç de hak etmediği ölçüde can suyu verdi. Adeta Rusya yeniden hayat bulmuş oldu. Putin de “21. Yüzyıl’ın Büyük Petro’su” olmak istiyor ve çılgınca işlere kalkışıyor. Ama Putin, Karl Marks’ın 1850’lerde I. Napolyon ve III. Napolyon için söylediği şu ibretli sözü aklından çıkarmasa Rusya için daha hayırlı olur:

“Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.”

Yorumlar