KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Prof. Dr. Cemil Hasanlı: SSCB, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’den kendisi için çalışacak tek kişi bile bulamadı

Prof. Dr. Cemil Hasanlı: SSCB, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’den kendisi için çalışacak tek kişi bile bulamadı

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 14 dk okuma süresi
95 0

Mayis Alizade, Independent Türkçe için Londra Üniversitesi Tarih Araştırmaları Enstitüsü misafir araştırmacısı Prof. Dr. Cemil Hasanlı ile konuştu

Londra Üniversitesi Tarih Araştırmaları Enstitüsü misafir araştırmacısı Prof. Dr. Cemil Hasanlı’nın son kitabı ‘Stalin and Soviet Early Cold War Policy. Southern Neighbours in the Shadow of Moscow’ (Stalin ve Sovyet Erken Soğuk Savaş Politikası) adlı son kitabı üç gün önce yayımlandı.

Dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Cemil Hasanlı ile İngilizce yayımlanan yeni kitabıyla ilgili Independent Türkçe için konuştuk.

“Ermenistan Komünist Partisi’nin Kars İl örgütü kurularak başına adam da atanmıştı”

– Hocam, öncelikle hayırlı olsun diyoruz. ‘Stalin and Soviet Early Cold War Policy. Southern Neighbours in the Shadow of Moscow’ kitabınız Londra’da ışık yüzü gördü. Daha önce ABD’de kitaplarınız basılmıştı. Bugüne kadar İngilizce ve Rusça kaç kitabınız yayımlandı?

Teşekkür ediyorum. Bir seneden bu yana Londra Üniversitesi Tarih Araştırmaları Enstitüsü’nde bu kitabın üzerinde çalışmaktaydım. Gerçi bu süre içinde devam eden pandemi ve İngiltere’de senenin yarısını kapsamış kapanma ortamında kitabı yayına hazırlayarak yayınevine sunmak asla kolay olmadı.

İsimleri saklı tutulan üç uzman akademisyen kitapla ilgili görüş belirtti. Batı dünyasında bilimsel kitap ve makalelerin alanının uzmanı bilim insanlarından olumlu görüşler alınmaması durumunda basılması imkanı bulunmamaktadır.

Bu kitabımı gizli şekilde görüş belirtmeleri için üç uzmana verdikleri halde bir Amerikan dergisi için kaleme aldığım ‘Sovyetlerin Sibirya’daki Ruslaştırma politikası ve Yakut kimliği: 1945-1852’ başlıklı makalemi gizli görüş ortaya koymaları için altı uzmana göndermişlerdi. Makaleme de olumlu görüşler geldi ve muhtemelen yakın zamanlarda bilim dünyasının çok nüfuzlu dergilerinin birinde ışık yüzü görecek.

Bahsettiğiniz son eserim benim farklı ülkelerinde (Azerbaycan, ABD, İngiltere, Rusya, Türkiye, İran, Hong Kong) çeşitli dillerde yayımlanmış 39’uncu, ABD ve İngiltere’de ise 8’inci kitabımdır. Ama yanlış anlaşılmasın lütfen; bunlar 30 farklı araştırma kitabı olmayıp, kimi zaman aynı kitabım birkaç farklı dilde yayımlanmıştır, istatistik bundan dolayı uzun gözükebilir.

Geçtiğimiz sene Harvard Yayınları ve dünyaca ünlü Hong Kong Üniversitesi yayınları benim geçtiğimiz yüzyılın 30-40’lı yıllarında Doğu Türkistan’daki Sovyet siyasetine ilişkin kitaplarımı bastı. Tevazudan uzak olacak, ancak büyük ilgiyle karşılandığını söylemem gerekir. Müslüman Türkü Uyguların ulusal mücadelesinin ve verdiği kurbanların dünya tarafından bilinmesi gerekirdi.

– Dünya tarih bilimciliği sizi, 20’nci yüzyılın bağımsızlık mücadeleleri ve Soğuş Savaş alanlarında en önemli uzmanlarından biri olarak tanıyor. En son kitabınızın isminden ‘Soğuk Savaş’ kavramının tarihini biraz daha geriye götürdüğünüzü görmekteyiz. Bilgi verir misiniz lütfen?

‘Soğuk Savaş’ olgu ve sürecini araştıran merkezlerin Batı’da ortaya çıkmasından dolayı bu savaşın başladığı yerin aslında Doğu olduğu gerçeği arka planda kalmış ve Doğu’da cereyan etmiş olaylar sanki dikkatlerden kaçmıştı.

Ben Soğuk Savaş’ın, Türkiye, İran Azerbaycan’ı ve bir kadar da Doğu Türkistan’la ilgili kısımlarını araştırmaya çalıştım. Bunlar Soğuk Savaş sürecinin ilgi dışında kalmış alanlarıydı.

Oysa Soğuk Savaş’ın startı isimlerini zikrettiğim bu bölgelerdeki gelişmelerin üzerinden verilmişti. ABD’li tarihçi Bruce Kuniholm, 1980’lerde yayımladığı ‘The Near East Connection: Greece and Turkey in the Reconstruction of Europe, 1946-1852’ isimli kitabında sürece ilk kez bu açıdan bakmıştı.

Fakat o zaman arşiv belgeleri daha saklı tutulmaktaydı ve işte bundan dolayı Kuniholm bazı konulara ihtiyatlı bir yaklaşım sergiliyordu. Bay Konholm’un Türkiye ve Yunanistan bağlamındaki gelişmeleri ön plana çıkarmasına rağmen, iki kutbu temsil eden güçlerin Türkiye, İran ve Uygur bölgesindeki niyetleri farklıydı.

Rusya Devlet Arşivleri’nde 1941-1953 yıllarını kapsayan belgelerin az daha tamamı muhafaza edilmektedir. İkili ilişkilerden dolayı o zaman Sovyetler Birliği’nin, Yunanistan’dan herhangi toprak talebi olmadığı halde Türkiye’den vardı.

2006-2020 yılları arasında benim o dönemin arşiv belgelerini esas alarak kaleme aldığım birkaç kitabım Harvard Yayınları’nın ‘Soğuk Savaş’ serisinde yayımlanmıştır (At the Dawn of the Cold War: The Soviet-American Crisis over Iranian Azerbaijan, 1941-1946; Stalin and the Turkish Crisis of the Cold War, 1945–1953; Soviet Policy in Xinjiang Stalin and the National Movement in Eastern Turkistan).

İşte bu yayımlardan sonra Batı’da ‘Soğuk Savaş’ kavramına bakışın değiştiğini söylememden dolayı okurlardan özür dilemek durumundayım.

– Soğuk Savaş tarihinin dünya çapındaki önemli bir uzmanı olarak, günümüzde Batı ile Rusya arasında Ukrayna bağlamında cereyan eden gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni bir Soğuk Savaş tehlikesinin var olduğunu söyleyebilir miyiz?

Biliyor musunuz, idare şeklinin değişmesine ve SSCB’nin de komünizm ideolojisinin tarihte kalmasına rağmen, Rusya’nın değiştiğini söyleyemiyoruz. Kremlin’in Soğuk Savaş retoriğini günümüzde de görmekteyiz.

Rusya bağlamındaki kimi özelliklerin yönetim şekliyle değil ulusal yapıyla ilintili olduğunu söylemek durumundayız. 1949-1952 yılları arasında SSCB hangi metotları kullanarak Türkiye’nin NATO üyeliğini engellemeye çalışmıştıysa, şimdi aynı şeyler Ukrayna ve Gürcistan’ın, NATO üyeliği bağlamında cereyan etmektedir.

Dönemde Güney komşuları Türkiye, İran ve Doğu Türkistan’ı korkunç baskılar altında tutan SSCB’nin fonksiyonunu, günümüzde Rusya Federasyonu aynı rolü Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan’a karşı icra etmektedir.

Dikkat ediniz, Sayın Vladimir Putin’in “Eski Sovyet coğrafyası ülkeleri NATO üyesi olamaz” söylemi Soğuk Savaş dönemi Stalin-Molotov stratejisinin aynısıdır.

– İkinci Dünya Savaşı’nın ortalarından sonra Stalin SSCB’sinin Türkiye’ye karşı ağır baskıları söz konusuydu. Türkiye bu baskıları nasıl bertaraf ederek hiçbir zarar görmeden durumdan çıkmıştı?

Belki çoğu insan farkında değil, Türkiye o zaman SSCB sınırına yerleşmesine rağmen Sovyet baskılarından zayıf düşmeyip, tersine-güçlenen yegane ülkeydi.

Türkiye’de iktidar, muhalefet, yaşlı, genç Sovyet baskılarına karşı tek yumruk olarak birleşmişti. Örneğin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 1946 yılında Kars’a gitmişti. SSCB lideri Stalin’in o zamanlar Türkiye’den toprak taleplerinin merkez vilayeti Kars’tı ve Cumhurbaşkanı İnönü’nün gezisi Türkiye’nin Şark bölgelerindeki vatandaşlar için büyük bir moral desteği olmuştu.

Kıyaslama yapmak gerekirse, örneğin, komşu İran’da SSCB Büyükelçisinin herhangi bir bakanla buluşmasında İranlı bakanlar “Siz benim Başbakan olmam için yardım ediniz, ben her isteğinizi yerine getireyim” diye imada bulunuyordu.

Türkiye’de ise SSCB bu tür insanları; değil politikacıların arasından, toplumun içinden de bulamamıştı. O dönemde başta Cumhurbaşkanı İnönü olmak üzere, Türkiye hükümeti ipin üzerinde gidip-gelen ve elindeki ağaçla dengesini korumaya çalışan bir cambazı andırıyordu.

SSCB, Bükreş’teki, Sofya’daki hastaneleri boşalttığında Türkiye her hafta saldırı bekliyor, sabahlara kadar toplantılar yapan hükümet Balkanlardan, Kafkaslardan, İran’dan gelmiş gizli istihbarat bilgilerini tartışıyordu.

Ancak Türk hükümeti en zor anlarda bile baskıları göğüsleyerek boyun eğmedi. Kimi gazeteler Cumhurbaşkanı İnönü’nün, ‘Batı’dan destek almak için Sovyet baskısını abarttığını’ yazıyordu.

Ancak bu, tamamen yalandı ve Kremlin’de, SSCB Dışişleri bakanlığı odalarında hazırlanmış metinlerin basına servis edilişi dışında bir şey değildi. Rusya arşivlerinde çalışırken bunları görmüşüm.

Öte yandan SSCB Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’den 26 bin kilometrekare toprağın alınarak, 20 bin buçuk kilometrekaresinin Sovyet Ermenistan’ına, 5,5 bin kilometrekaresinin de Sovyet Gürcistan’ına verilmesine ilişkin resmi rapor hazırlamış; ama Kars’ta Ermenistan Komünist Partisi il örgütünün kurulması kararlaştırılarak Anton Koçinyan il başkanı olarak atanmıştı.

Türk hükümeti savaş ve savaştan sonraki yıllarda ipi iğnenin deliğinden geçiren bir politika izleyerek ülkeyi korkunç Sovyet baskısından kurtarabildi.

– Son kitabınızda gerek Stalin’in Türkiye politikalarında ve gerekse Türkiye’nin SSCB politikalarında şimdiye kadar karanlıkta kalmış hangi noktalara açıklık getirdiniz ve bu yöndeki çalışmalarınız sürecek mi?

Stalin SSCB’sinin Türkleri Anadolu’dan kovma projesi vardı. İngiltere Başbakanı Churchill, Ocak 1943’te Türkiye’nin dünya savaşına girmesini önerdiğinde Cumhurbaşkanı İnönü’nün yanıtı “Savaşa girmemiz durumunda Ruslar ülkemize ‘dost’ olarak gelecek ve bir daha çıkmayacaklar” olmuştu.

Cumhurbaşkanı İnönü, Doğu Avrupa’nın başına gelecekleri daha savaşın ortalarında görmüştü. Son kitabımda da çoğu ilk kez gün yüzüne çıkmış birçok arşiv belgesinden yararlandım, bilim dünyasının ve okurların ilgiyle karşılayacağına inanıyorum.

– Şimdiye kadar Türkiye’de hangi kitaplarınız çıktı? Okurlarımız mutlaka merak edecektir.

Kitaplarım ABD, İngiltere ve Rusya’da, Türkiye’den daha erken yayımlanıyor. Örnek vermek gerekirse, bugüne kadar Rusya’da dokuz, Türkiye’de üç kitabım yayımlandı: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dış Politikası, Soğuk Savaş’ın İlk Çatışması. İran Azerbaycan’ı ve Türk-Sovyet İlişkileri (1939-1953).Tarafsızlıktan Soğuk Savaş’a doğru. Önümüzdeki günlerde bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920) Parlamentosunun ilk başkanı Ali Merdan Bey Topçubaşı’nın hayatı ve siyasi faaliyetleri üzerine kaleme aldığım kitabım yayımlanacaktır. Güney Kafkasya Rusya-Türkiye-İran üçgeninde (1920-1923) Doğu Türkistan’da Sovyet Politikaları ve Çin Zulmüne Karşı Uygurların Mücadeleleri kitaplarımın da Türkiye’de ışık yüzü görmesini isterim.

– Türk Tarih Kurumu size Şeref Üyesi payesi verdi. Gazetemiz aracılığıyla Türkiye’deki meslektaşlarınıza, arkadaşlarınıza, öğrencilere hangi mesajlarınızı iletmek isterdiniz?

Kuşkusuz, temelini Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı Türk Tarih Kurumu’nun bana Şeref Üyesi payesi vermesinden çok mutluyum.

Benden önce bu payenin 20’nci yüzyıl dünya tarih bilimciliğinin efsane ismi Ord. Prof. Dr. Ziya Bünyadov ve Prof. Dr. Süleyman Aliyarlı’ya verilmesi sorumluluk duygumu daim artırdığı gibi, Hocalar hocası Ziya Bünyadov’un milletvekili olduğu dönemde evinin önünde katledilişinin içimde açtığı yara ömrümün sonuna kadar sızlayacak.

Türkiye’deki hocalarımızın ve meslektaşlarımızın kaleme aldığı çok değerli eserlerin Batı ülkelerinde yayımlanmasını yürekten istiyorum.

Dijital devrimin bilim alanında yaratmış olduğu fırsatlardan gençlerimizin en iyi şekilde yararlandığından eminim. Hepsini yürekten selamlıyor, başarılarının devamını diliyorum.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.