Министерство Нефти Ирана бросил вызов Американским санкциям

İdlib’te Bundan Sonra Ne Olacak?

Çavuşoğlu’dan Putin’e: Güzel çalışma oldu!

Cumhurbaşkanlığının dikkatine Resmi Gazete kapatıldı yalanını kim ortaya atıyor?

Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor

Gündem 2 Şubat 2017
539

Fırat Kalkanı Harekatı’nda ‘zafer ilanı’nın zamanı geldi
Bu yeni dönemde önemli adımların atılacağını ve sorunların çözüleceğini ummak oldukça zor. Yeni dönemin barışçı değil çatışmacı ve kutuplaştırıcı bir ortama doğru evrileceğini beklemek daha gerçekçi gözüküyor.

Başkanlığı döneminde Obama’nın barışçı, yumuşak üslubunu eleştiren ABD halkı son seçimle birlikte tüm dünyaya meydan okuyarak ABD’yi yabancılaştıran hatta “şeytanlaştıran” bir zihniyetin yönetimine geçti.

Donald Trump Beyaz Saray’a geçer geçmez seçim kampanyası sırasında dile getirdiği sert politika uygulamalarını tek tek hayata geçirmeye başladı.

Bu gidiş ABD’yi sadece dünya ile karşı karşıya getirmekle kalmayacak, ülkede zaten arttığı ifade edilen kutuplaşma ABD toplumunun kendi içinde de önemli fay hatları doğuracak gibi gözüküyor.

İnsanlık tarihi boyunca hem medeniyetlerin beşiği, hem çatışmaların merkezi olan Ortadoğu yıllardır kanıyor. Filistin-İsrail çatışmasının yarattığı savaş ortamı, bu soruna bir türlü çözüm bulunamadığı için giderek “medeniyetler çatışması” kehanetini doğrulayacak şekilde ilerliyor. Donald Trump’ın aldığı kararlar, imzaladığı kararnameler adeta yangına körükle gidilmesine yol açıyor.

Yedi islam ülkesinin vatandaşlarına vize yasağı uygulaması sadece islam aleminde değil, tüm dünyada, ama aynı zamanda Trump’ın kendi halkında da büyük tepki uyandırdı. Bu tepki aslında din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ve milliyet ayırımı yapılmaksızın insana verilen değeri gösteren erdemli bir davranış.

İnsani duygu ve davranışların önemsizleştirildiği, baskıcı, hor görücü ve-çoğulcu değil-çoğunlukçu, demokratik olmayan akımlarla karşı karşıyayız. Bu tehlikeli gidiş karşısında insani duyarlılıklara ve erdemli tepkilere tüm dünyada çok ihtiyaç var.

İslam karşıtlığı Trump’ın Ortadoğu politikasında, bu tür insani duygulardan yoksun olmanın da ötesinde, hakim unsur olarak ortaya çıkıyor. Bu özellik Obama döneminde olduğunun aksine İsrail odaklı Ortadoğu politikasıyla birleşince önümüzdeki yakın gelecekte bölgenin daha da keskin çatışmalara sahne olması olasılığı artıyor.

ABD’nin Irak ve Afganistan müdahalelerinden sonra Arap ve islam aleminde önemli imaj kaybına uğradığı, bu durumun düzeltilmesi için Obama döneminde olabildiğince ölçülü ve duyarlı davranıldığı gözden kaçmamıştı.

Obama döneminin atılımlarından biri de İran ile uluslararası toplum arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesine yönelik çabaların sonuçlanması ve nükleer konulardaki anlaşmanın imzalanmasıydı.

Trump’ın yönetime gecmesiyle birlikte İran ile imzalanan anlaşmanın geleceği sorgulanmaya başlandı. Bir yandan ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması eğilimi, bir yandan da İsrail’in Batı Şeria’da yeni yerleşim yerleri inşaatına devamının desteklenmesi ABD’nin Ortadoğu politikasının yeni parametreleri haline geldi.

Tüm bunlara müslümanlara karşı takınılan vize kısıtlayıcı adımlar da eklenince Trump’ın Ortadoğu anlayışının Obama döneminin tam zıttı bir kutupta olduğu ortaya çıktı.

Obama döneminde ABD ile iyi bir anlayış birliği yakalayamayan Türkiye’nin bu birlikteliği Trump döneminde yakalayabileceğini ummak gerçekçi görünmüyor.

Peki, bu koşullarda ne yapılmalı? Herşeyden önce, Türkiye’nin bölgedeki mevcut ortamı iyi değerlendirmesi ve önümüzdeki dönemde Ortadoğu’da ne gibi gelişmeler olacağını öngörerek buna göre politikalarını planlaması gerekiyor.

Türkiye Fırat Kalkanı harekatını Suriye’den kaynaklanan terörle mücadele maksadıyla başlattı. Altı aya yakın bir zamandır süren bu harekatın sonunda artık Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin istediği güvenlikli bölge oluştu. Bu da Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekatının başarıya ulaştığını gösteriyor.

Birkaç haftadır Şam rejiminin ve Rusya’nın İdlib’e yönelik hava harekatları yakında daha kapsamlı bir harekatın başlayacağının işaretlerini veriyor. Bu durumda, Suriye’de kalıcı barışın kurulmasına yönelik görüşmelere geçilmeden önce yine çatışmaların artacağı anlaşılıyor.

Türkiye’nin El Bab’ın varoşlarına kadar edindiği derinlik ve oluşturduğu güvenlikli bölge artık Fırat Kalkanı harekatının zaferle sonuçlandığının ilan edilmesini ve bu kazanımların korunmasını garanti edecek önlemlerin alınmasını gerektiriyor.

Önümüzdeki dönemde Ortadoğu bataklığı daha da emici ve gömücü bir hale gelecek. Türkiye’nin, vakit varken, bu bataklıkta daha ileri gitmek yerine kuru topraklarda sağlam ve muhkem konumunu koruma zamanı çoktan geldi.

Böyle sağlam bir duruş Suriye’nin geleceğine yönelik askeri olmayan çabalarda Türkiye’nin elini daha güçlü kılacaktır. Aksi takdirde bataklıkta boğulma riski var.
Ünal Çeviköz

Yorumlar