Abdurrahman Raşid: Biden, Körfez ve İran

ՀՀ-ը կարող է լինել այն հարթակը, որտեղ միգուցե ձևավորվի ԱՄՆ-Իրան երկխոսությունը

Emir Tahiri: İmparatorluk hayallerinin çarpışması

Трамп насадил Россию на шиитскую «ось»

Ömer KUL: Birileri ‘Kanal İstanbul’ mu dedi

Gündem 14 Mart 2021
141

Hemen hemen her zaman olduğu gibi sabahları elime telefonumu aldığımda ilk baktığım şey gelen mesajlara göz gezdirmek olur. Bu sabah da öyle oldu. Gelen mesajlar içinde bir tanesi dikkatimi çekince yazımızı bu konu üzerine yazmanın daha uygun olacağını düşündüm.
Gelen mesajda TGRT Haber TV spikeri “25 Mart’ta Türkiye’ye çok ama çok önemli bir isim geliyor” (bu linkten izleyebilirsiniz!..) sözleriyle başlayınca dikkatim biraz daha arttı ve sonuna kadar video haberi seyrettim. Spiker konuşmasının devamında özetle Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Türkiye’ye elinde bir dosya ile geleceğini, ziyaretin diplomatik bir seyahatten öte olduğunu ve o dosyada çok önemli konular bulunduğundan bahisle konuları sıralıyor. Video habere göre Yi’nin dosyasında;
Kanal İstanbul
Uygurlar, D. Türkistan
Aşı tedariği
İpek Yolu
Avrasya-Atlantik mücadelesi konuları varmış.
Spikere göre “Kanal İstanbul’un inşası için hem Çin’in mühendislik inşaat firmaları hem de Çin’in finansal gücü kullanılabilir…” miş ve… “dolayısıyla Çin sermayesi Türkiye’ye gelebilir, bu bir kenarda dursun ilerde karşınıza çıktığında Ekrem söyledi dersiniz…” diyerek diğer konu başlıklarına dair yorumuna devam etmekte.
Gelecek olan Bakan’dan ziyade bahsedilen her konu cidden çok ama çok önemli olsa da yazımıza sadece ilk maddesini konu edineceğiz.
Madem kenarda duracak birkaç kelam da biz edelim.
En sonda söyleyeceğimi, Karadenizliliğime verin, en başta söyleyeyim; ümid ederim “Kanal İstanbul projesini Çin almaz”.
Peki neden?
Tabi ki hamaset olsun veya Doğu Türkistan’da yaşattıkları dolayısıyla Çin’e düşmanlık edelim ve böylesi devasa bir projeyi Çin’e vermeyelim düşüncesiyle bu fikri söylemiyorum. Elbette “gönül arzu eder ki, Doğu Türkistan’da yaşanan onca mezalim karşısında Çin ile ilişkilerimizi ciddi gözden geçirelim”.
Lakin mesele Doğu Türkistan ile de sınırlı değil maalesef.
Çin’in dış ülkelerde yüklenici olduğu büyük projelerdeki uygulamaları ciddi ciddi üzerinde kafa yormayı gerektirecek kadar ehemmiyet arz etmekte…
Şöyle ki;
Şayet proje Çin’e verilirse neler olabileceğini gelin hep beraber sıralayalım.
Şayet proje Çin’e verilirse, ileriye yönelik Türkiye’nin Çin’e ciddi bir borçlanması olacak,
Şayet proje Çin’e verilirse işçisinden mühendisine çalışanların ekser çoğunluğu, en iyi ihtimalle %70’i, Çinlilerden oluşacak,
Şayet proje Çin’e verilirse, projede kullanılacak malzeme Çin’den getirilecek, yani satın almış olacağız,
Proje bitiminde alınan kredinin geriye ödenememesini ise Çinli dostlarımızın (!) dört gözle ve avuçlarını ovuşturarak beklediğini de ilave edelim.
Yani;
Borçlanacağız, borçlandığımız para ile Çinli işçilere istihdam sağlayacağız, yetmedi bir de Çin’in imalatını satın alacağız.
Sakın ha, “nereden çıkardınız bunları” demeyin sevgili dostlar.
Hani biz de güzel bir söz vardır ya; “ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye. Çin’in daha önce farklı ülkelerde yüklenici olduğu projelerdeki uygulamalarına bakarsanız ne demek istediğimi net bir şekilde görebilirsiniz …
Sri Lanka’daki Hambantota, Pakistan’daki Gwadar limanlarının veya Cibuti’deki askeri üssün dahası Kırgızistan’daki iki altın madeninin işletme hakkının alınması ile Tacikistan’ın borçlarına karşılık ülke yüzölçümünün %1’ini Çin’e devretmesi olaylarına göz atılırsa ne ile karşılaşabileceğimizi anlamak zor olmayacaktır.
Asıl şimdi yazacaklarım ise daha tehlikeli ve belki de Çin, şayet projeyi alırsa, daha önce hiçbir ülkede denemediği bir stratejiyi “Kanal İstanbul” projesinde hayata geçirecek.
Nasıl mı?
Buyurun senaryoyu beraber görelim.
Takip edenler bilir, Çin’in önümüzdeki 10 yılda Türkiye’de, 1 milyonu İstanbul’da olmak üzere, 10 milyon Çinli göçmen/vatandaş projesi bulunmakta. Dahası bir kısım heveslilerin “İstanbul’da bir Çin mahallesi kuralım” sevdasında olduğunu söylememe hacet olmasa gerek.
Proje kısa zamanda bitmeyeceğine göre ilk talebin projede çalıştırılmak üzere getirilenlerin “uzun süre ailelerinden uzak kalmasının insani olmayacağı” süslü cümleleriyle sunulup anlayış gösterilmesi talep edilince şöyle bir senaryoyu düşünmeden edemedim.
İyimser bir rakamla projenin hazırlık inşaat aşamasında 10.000 kişinin çalışacağı öngörüldüğünden ve bunun en az 7.000’nin Çinlilerden oluşacağı hesaba katıldığında gözümüz aydın, daha projeye başlamadan İstanbul’un göbeğinde 14.000 Çinli komşumuz oluverdi.
Sakın ha bununla biter sanılmasın, karı-kocanın en az 1’er evladı olduğunu da hesaba katalım, iddia ile söylüyorum Çin en az 2 çocuğu olanları İstanbul’a göndermek için planlarını şimdiden yapmıştır bile.
Hadi biz 1 çocuk diyelim.
Etti mi 21.000 Çinli komşumuz, gözümüz aydın demek istemiyorum bile çünkü “senaryo bununla bitse iyiydi” diyeceğimiz kısmına henüz gelmedik.
Sevgili dostlar; “nasıl yani” dediğinizi duyar gibiyim.
Bir şehrin göbeğinde 21.000 Çinli’nin şehrin her tarafına yayılacağını düşünüyorsanız ya Çinlilerin dünyanın her yerinde kendi gettolarını kurduğunu bilmiyorsunuz ya da çok iyi niyetlisinizdir. Ben ise olacağı görür gibiyim.
Güzel İstanbul’umuzun başlangıç itibariyle 21.000 kişilik 40. ilçesi “Küçük Çin” hayırlı olsun demeye dilim, yazmaya elim varmıyor.
Yetti mi peki,
Maalesef, yetmedi…
Bu çocukların okula, öğretmene, onu taşıyacak servise, sitelerinde güvenliğe, alışveriş yapacakları AVM’ye, manava, bakkala, eğlenebilecekleri merkezlere, çay-kahve içip sohbet edebilecekleri mekânlara ihtiyaçlarını Çinli dostlarımızın düşünmediğini mi sanalım?
Bence sanmasak iyi ederiz.
“Bu kadarı da çok fazla” demeyin lütfen…
Projenin sadece kazı aşamasının 4 yıl süreceği hesap edildiğinde emin olun kurulan 40. “Küçük Çin” ilçemizdeki, iyimser bir tahminle 40.000 kişilik göçmen/işçi Çinli komşularımız kanunen vatandaş olmaya da hak kazanmış olacaklar. Zaten nihai hedef de o değil miydi?
Dahası da var ama artık devam etmeyeyim. Sadece “Kanal İstanbul”un en güzide yerlerinde, hele de alınan krediler geriye ödenemezse, Çinli komşularımızın keyif süreceğini de hatırdan çıkarmayalım derim.
Umarım, yapılacaksa, Kanal İstanbul projesi milli kaynaklarımızla yapılır, şayet senaryodaki gibi proje Çinlilere verilirse ne mi olur dersiniz…
Aklıma “Kürşat ve 40 Çerisi” geldi ama onu da yazmayayım…
Doç Dr Ömer Kul
Ongunhaber.com

Yorumlar