Rus siyaset bilimci: Olası Kürdistan devleti Rusya için zararlı

İdlib Sonrası…

Ankara Berlin yakınlaşması Alman istihbaratını nasıl vurdu?

Liberman Ermənistana niyə getmədi?

OBAMA-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ: MÜTTEFİK Mİ KOALİSYON PARTNERİ Mİ?

Gündem 21 Şubat 2016
401

OBAMA-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ: MÜTTEFİK Mİ KOALİSYON PARTNERİ Mİ?ABD’nin Orta Doğu’da kurduğu ittifak ilişkileri mercek altına alındığında Avrupa’da kurduğu ittifak ilişkileri gibi istikrarlı olmadığı görülür. Öyle ki ABD’nin bölgedeki aktörlerle düşmanlık-müttefiklik karşıtlığında bir uçtan diğer uca varacak savrulmalar yaşadığı görülüyor. Son dönemde ABD’nin bölgedeki ilişkilerinde de değişmeler yaşanıyor. İran ‘düşman’ konumundan bir adım uzaklaşırken, Suudi Arabistan’ın tam tersi istikamette ‘tartışmasız müttefiklik’ konumundan geri düştüğü görülüyor.

Bu gelişmelerin yaşanmasında, İran’ın iş birliği yapılabilecek bir aktör olarak öne çıkmasıyla bölgede ABD’ye kazandırabilecekleri ile Suudi Arabistan’ın son dönemde ABD’yi, istemediği ve çıkarına uymayan bir savaşa sokma olasılığının önemli bir rolü var. Yani çıkar dengelerinin değişmesi ittifak ilişkilerine de yansıyor. Bu durum, ABD’nin benzeri bir yaklaşımı Türkiye ile PKK-YPG çerçevesinde de ortaya koyup koymayacağı sorusunu akla getiriyor. Ancak ABD’nin yaptığı açıklamalara bakılacak olursa Türkiye’nin Suudi Arabistan benzeri bir çizgide değerlendirilmediği açıkça görülecektir. ABD, ister Rusya gibi devletlerle isterse IŞİD gibi devlet dışı aktörlerle yaşadığı her kriz ve maruz kaldığı her saldırıda Türkiye’nin güvenliğine olan taahhütlerinin arkasında olduğunu yinelemiştir.

Dolayısıyla Türkiye ile ABD arasındaki ittifak ilişkisinde bir değişiklik olmadığı tekrar tekrar teyit edilmiştir. İttifak ilişkisi uzun vadeli savunma amaçlı bir ilişkidir. Bu ilişkide taraflar birbirlerinin güvenliği konusunda karşılıklı taahhüt altındadır. Ankara’da meydana gelen terör saldırısı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Obama arasında geçen telefon görüşmesi de bu çerçeveye oturmaktadır. Bu bağlamda ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’nin “ulusal güvenliğini destekleme konusunda mutlak kararlılığın” devam ettiği yönünde sözleri oldukça önemli. Obama bu görüşmede NATO ittifakı çerçevesinde Türkiye’nin güvenliğine yönelik sözlü taahhüdünü yinelemiştir. Sözlü açıklamalar -fiili adımlar kadar olmasa da- hem niyet ortaya koyar hem de verilen sözden geri dönmeyi zorlaştırır ki Türkiye’ye düşmanca yaklaşanlara karşı da caydırıcı bir etkisi olacaktır.

PYD-YPG, ABD açısından hangi konumda? ABD, PYD-YPG’yi Türkiye’ye tercih eder mi?

ABD ile Türkiye uzun süredir PYD-YPG konusunda bir fikir ayrılığına sahip. ABD, Suriye’ye kara birlikleri göndermek istemediği için IŞİD’le mücadelede bölgedeki aktörlerin bu rolü üstleneceği bir strateji benimsedi. ABD’nin güncellenen IŞİD’le mücadele stratejisinde daha spesifik olarak “savaşma gücü olan ve istekli” unsurlar olarak Kürtlere merkezi rol verilen bir tablo oluştu. ABD önceleri utangaç bir eda ve genel bir ifade ile “Kürtler” sözünü kullanıyordu ki bu hem IKBY hem de PYD’ye işaret ediyordu. Ancak Kobani’den sonra ABD’nin açıktan PYD-YPG’yi muhatap aldığı bir süreç başladı. Dolayısıyla PYD-YPG, ABD açısından bir koalisyon ortağı olarak konum aldı. Dolayısıyla, ABD’nin söz konusu yapı ile ilişkisi koalisyon ortaklığı çerçevesinde değerlendirilebilir.

Koalisyon ortaklığı belirli bir askeri müdahale çerçevesinde ‘saldırı’ amacıyla kurulan, geçici bir ilişkidir. Operasyon çerçevesinde karşılıklı destek söz konusu olsa da taraflar birbirlerinin güvenliği konusunda uzun vadeli taahhütler altında değildir. Dikkat edilirse ABD yönetimi YPG’yi, kendisinin öncülük ettiği IŞİD ile mücadele konusundaki katkısı çerçevesinde değerli bulmaktadır. Bu çerçevede Türkiye İncirlik’i açtıktan sonra PYD ile PKK arasında bir ayrım yaparak PKK’nın bir terör örgütü olduğunun altının çizilmesi dikkat çekicidir. Yine benzer bir şekilde PYD-YPG’nin Rusya’ya yakınlaşması sonrasında da ABD tarafında insan hakları ihlalleri konusunda eleştirilerin yükselmeye başladığı görülmektedir. Erdoğan-Obama görüşmesinde de YPG’nin kontrol ettiği alanı genişletmesi IŞİD ile mücadeleye ket vurması bağlamında eleştirilmektedir.

Ancak ABD ile PYD-YPG arasında IŞİD’e karşı kurulan ilişki de devam etmekte ve ABD açısından önemini korumaktadır. Yukarıda dile getirilen sınırlar ortaya konduktan sonra ABD, Suriye stratejisinde önemli bir yer verdiği ve yatırım yaptığı bir aktörü kaybetmek istemeyecektir. Çünkü bu durum, ABD’nin IŞİD ile mücadele yaklaşımının çökmesi anlamına gelir. Bu bağlamda ABD Başkanı Obama, Erdoğan ile görüşmesinde Türkiye’nin YPG’ye yönelik top atışlarını durdurmasını talep ediyor. Sözcü Mark Toner’in aksi ispatlanana kadar YPG’ye güvendiklerini dile getirmesi de bu çizgide değerlendirilebilir.

Bunlar söylenerek verilen mesajlar. Bir de ikili görüşmede konuşulması beklenirken yer bulmayan açıklamaların ortaya koyduğu mesajlar bulunuyor. Öyle ki konuşmada YPG’nin Ankara’daki terör saldırısının sorumlusu olduğuna dair herhangi bir ifade bulunmadığı gibi ABD’nin YPG ile ilişkilerini keseceğine veya ona karşı adım atacağına dair de bir ifade söz konusu değil. Anlaşılan o ki ABD, IŞİD’e karşı izlediği politikaya uygun olması için ortaya koyduğu PYD-PKK ayrımına benzer bir yaklaşımla YPG’nin saldırıyı yaptığını dile getirmiyor. Bu duruma, Batı’da meşruiyeti sorgulanmaya başlanan YPG’nin Rusya’ya daha fazla yakınlaşma ihtimalinden duyulan endişe sebep olmuş olabilir.

Sonuç olarak, ABD’nin müttefiki Türkiye ile koalisyon ortağı PYD-YPG arasında bir denge kurma istikametinde bir yaklaşım geliştirdiği görülüyor. Son dönemde Türkiye’nin ABD’yi müttefiki ile koalisyon ortağı arasında bir tercihe zorlamasına karşılık ABD’nin böyle bir tercih yapmamakta direndiği bunun yerine iki taraf arasında bir denge kurmaya çalıştığı görülüyor. ABD’nin Türkiye ile ittifak ilişkileri sürdürme isteğini teyit ettikten sonra koalisyon ortağından da vazgeçme veya ortağını başka bir aktöre kaptırma niyeti olmadığı görülüyor.
Mehmet Yeğin/Usak

Yorumlar