Serrac başkanlığındaki UHM: Libya Ulusal Ordusu bizi Türkiye’ye başvurmaya mecbur bıraktı

İgor Korotçenko, Türk ordusunun Afrin operasyonu başarılı ve profesyonel

Mustafa Fahs: İran ve Çin Seddi

İstanbulda barış möhkəmləndi

Nurettin Akçay: Ortadoğu’da ABD-Çin mücadelesinin kilit ülkesi: İran

İran 23 Aralık 2020
51

Ocak ayında Trump’tan başkanlık koltuğunu devralacak Joe Biden’ın Ortadoğu’ya yönelik politikası en fazla merak edilen konuların başında geliyor.

Konuyla ilgili şimdiye kadar çok sayıda yazı kaleme alınırken, yapılan yorumların geneli Biden’ın farklı bir yaklaşım içerisinde olacağı ve daha öngörülebilir, realist ve çok taraflı bir tutum benimseyeceği yönündeydi.

Bununla birlikte, Çin’in Ortadoğu’da her geçen gün artan etkisi ve Biden’ın bu konuyla ilgili nasıl bir tutum takınacağı da merak edilen bir başka konuydu.

Zira geleneksel olarak ABD etki alanında bulunan bölgede, Çin uzun süredir yeni bir oyuncu olarak varlık göstermeye başlamış ve her geçen zamanda Ortadoğu’daki varlığını kademeli bir şekilde artırmıştı.

Üstelik Çin, Ortadoğu’da birbirinin kanını içebilecek kadar düşman ülkelerle harika bir ilişki geliştirmişti. Ve hiçbir ülke Çin neden böyle yapıyor diye rahatsız olmuyor, kimse düşmanımın dostu düşmanımdır demiyordu.

Geçen on yılda Çin’in bölgedeki yatırım oranı yıllık 1 milyar dolardı. Fakat gün geçtikçe bu tablo değişiyor ve sadece 2018 yılında Çin’in Arap ülkelerine verdiği kredi sözü 23 milyar doları buluyordu.

Çinli şirketler 2019’un ilk yarısında İsrailli teknoloji şirketlerine 3,2 milyar dolarlık yatırım yaptılar. Çin İran’a olan desteğini ABD’nin tüm yaptırım kararlarına rağmen bir şekilde sürdürürken, son olarak iki ülke arasında 25 yıllık stratejik bir anlaşma yapıldı.

Suudi Arabistan Çin’in en büyük petrol sağlayıcılarından biri. İki ülke arasında Şubat 2019’da 28 milyar dolar değerinde 35 ayrı ekonomik, yatırım ve işbirliği anlaşması imzalandı.

Irak yine Çin’in en büyük petrol ithalatçılarının başında geliyor. Irak-Çin ticaret hacmi 2018’de 30 milyar doları buldu.

Üstelik Çin’in Kuzey Irak Kürt yönetimiyle de çok iyi ilişkileri bulunuyor. Hatta Pekin yönetimi Erbil’de konsolosluk açan ilk ülkelerden biri.

Suriye ile çok ciddi ekonomik ilişkileri bulunmasa bile siyasi anlamda tam olarak Esad’ın yanında duran bir Çin var.

Özellikle BMGK’dan çıkan olumsuz kararların tümünde Çin’in desteği var. Ve ilerde Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında en önemli aktörlerden biri yine Çin olacak.

Peki, Ortadoğu’da bariz şekilde artan Çin etkisine ABD nasıl bir önlem almayı düşünüyor? Biden yönetiminin tavrı nasıl olacak?

Açıkçası bazı tahminlerimiz olmakla birlikte, bu konunun hem ABD’yi hem de Ortadoğu’yu çok iyi bilen kişiler tarafından cevaplandırılması kafamızda daha somut bir düşünce oluşturacaktı.

Bu sebeple Pittsburgh Üniversitesi’nde “Orta Doğu Siyaseti” ve “ABD’nin Ortadoğu Politikası” derslerini veren Profesör Ross Harrison ve Atlantik Council’in kıdemli İran araştırmacısı, daha önce The Economist, USA Today, The Washington Times, The Los Angeles Times gibi yerlerde çalışmış, şimdi ise Al Monitor’un Washington muhabirliğini yapan Barbara Slavin ile bu konuları konuştum.

Sağ olsunlar beni kırmayıp sorularıma gerekli cevapları verdiler.

Biden dönemiyle birlikte ABD ve müttefiklerinin Çin’i Ortadoğu’da baskı altına almasını beklemeli miyiz? ABD, Çin’in bölgede artan etkisini nasıl kıracaktı?

Bu soruları sorduğumda Ross Harrison, Biden yönetiminin Çin’i bölgede baskılamaya çalışacağını fakat bunun tahmin edilenden zor olacağını söylüyordu.

Harrison’a göre, Çin, Ortadoğu’da daha çok ekonomik bir güç olarak bulunuyordu. Afrika Boynuzu ve Orta Asya’da askeri varlığı bulunan Çin’in Ortadoğu’da herhangi bir askeri faaliyeti bulunmuyordu.
Harrison, Çin’in bölgede olası bir askeri mevcudiyetine ABD’nin karşı duracağını ve buna izin vermeyeceğini söyleyerek, Çin’in İran’la ilişkilerine dikkat çekiyordu.

Harrison’a göre önümüzdeki dönemde ABD, İran’ın Çin’le olan ilişkisini zayıflatmaya çalışacak ve bunun için diplomatik angajman uygulayacaktı.

Fakat Harrison şuna da özellikle dikkat çekiyordu:

Amerika Birleşik Devletleri’nin İran nezdinde olan güvenilmezliği göz önüne alındığında, bu çabaların başarılı olacağını düşünmüyorum.

Barbara Slavin ise ABD ve Avrupalı müttefikleri için Çin’le Ortadoğu’da mücadele edebilmenin en iyi yolunun İran olduğunu vurguluyordu.

İran’a yönelik yaptırımların Çin’in Tahran’la ilişkilerini güçlendirdiğini söyleyen Slavin, Çin’le rekabet etmenin en iyi yolunun, İran’la diplomasinin yeniden canlandırılması ve bölgesel çatışmaların giderilmesi olduğunu ifade ediyordu.

Çin’in artan ekonomik gücüne rağmen bölgedeki birçok kişinin Batılı ülkeler ve şirketlerle güçlü bağlar istediğini söyleyen Slavin, bunun ABD’nin işini kolaylaştıracağını da özellikle belirtiyordu.

Hem Slavin hem de Harrison Çin’in bölgedeki etkisini kırmak için İran’ı işaret ediyordu. Aslında iki uzman da çok doğru söylüyordu; zira İran’la ilişkiler Çin’in Ortadoğu politikası açısından hayati öneme sahipti ve eğer Çin’i bölgede zayıflatmak istiyorsanız Tahran-Pekin ilişkisini zayıflatmanız en başta yapmanız gereken işti.

Fakat Profesör Harrison’ın şu sözü, bunun çok da kolay olmayacağını ve ABD’nin belki de treni kaçırmış olabileceğini anlatması açısından oldukça önemliydi:

ABD’nin İran nezdinde olan güvenilmezliği bu çabayı başarısız kılacak.

Değerli iki hoca da okları İran’a çevirmişken İran’la ilgili de bir iki soru sormak istedim.

ABD’nin İran’a karşı tutumuna nasıl olacaktı? Nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için herhangi bir plan veya yol haritası var mıydı?

ABD ve Avrupalı müttefikleri bu konuda iletişim kuruyor muydu? ABD, Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nda (JCPOA) değişiklik yapmayı düşünüyor muydu?

Harrison ABD’nin, İran konusunda Avrupalı müttefikleriyle görüşeceğini ve İran konusunda Trump döneminde uygulanan bazı yaptırımlardan geri adım atacağını beklediğini söylüyordu.

Muhtemelen İran ile daha geniş bir anlaşma sağlanana kadar Trump’tan önce uygulanan yaptırımların getirileceğini söyleyen Harrison, ABD’nin Avrupalı veya bölgesel müttefiklerini kullanarak İran’la diplomatik bir yol açmaya çalışacağını ifade ediyordu.

JCPOA’da düzenlemeye gidilmesi gerektiğini de söyleyen Harrison, ABD’nin olası İran senaryosunu ve bunun neden başarısızlığa uğrayacağını şu şekilde anlatıyordu:

Biden, İran’ın füze programı ve bölgesel faaliyetleri konusunda Tahran’ı ikna etmek için Trump dönemi yatırımlarını azaltmayı düşünüyor. Ancak İran’ın füze programını İsrail ve ABD’ye karşı caydırıcı bir unsur olarak görmesi ve bölgesel faaliyetleriyle stratejik derinlik yaratma ihtiyacının olduğu düşünüldüğünde, Biden’ın bu planının çok iddialı ve başarı ile sonuçlanmasının pek olası olduğunu düşünmüyorum.

İran’ı ve ABD’nin İran politikasını en iyi bilen kişilerden biri olan Barbara Slavin ise, JCPOA içerisinde kalan Avrupalı partnerleriyle koordinasyon halinde Ortak Eylem Planı’na karşılıklı bir dönüş olabileceğini söyleyerek, haziran ayında gerçekleştirilecek İran Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar çok ciddi bir ilerleme görülemeyebileceğini ifade ediyordu.

Slavin, önümüzdeki süreçte Biden’ın İran ile diplomatik yollarla bir normalleşmeye geri dönülebileceğini oldukça mümkün görüyor.

Fakat Ross Harrison’un çekincelerinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Harrison bu çekincelerini şu şekilde dile getiriyor:

ABD muhtemelen JCPOA’ya yeniden katılmak da dahil olmak üzere İran’la diplomatik bir yol açmak için bazı girişimlerde bulunacak. Ancak, İran’ın ABD Kongresi’nde herhangi bir desteğe sahip olmayışı ve Trump’ın nükleer anlaşmadan vazgeçtikten sonra İran dini lideri Ali Hamaney’de oluşan güvensizlik göz önüne alındığında bunun düşünüldüğü kadar kolay olmayacağını söyleyebiliriz.

İki değerli uzmanın beklentisi de önümüzdeki dönemde ABD’nin İran’la gerilimi düşürmek için diplomatik adımların atılacağı yönündeydi.

Çin’in bölgedeki etkisinin azaltılması için bunun gerekli olduğunu düşünen uzmanlar, Biden’ın planının başarıya ulaşamayabileceği ihtimalinin de unutulmaması gerektiğini vurguluyordular.

Sonuç olarak daha önce de birçok kez ifade ettiğim gibi ABD’nin Ortadoğu’daki hamlelerini Çin’den bağımsız okumamak gerekiyor.

ABD, İran’ın Çin için ne kadar değerli olduğunun farkında ve İran’ın Çin’e olan bağımlılığını azaltmanın, Çin’in Ortadoğu’ya yönelik emellerini zayıflatmak anlamına geldiğini çok iyi biliyor.

Bu sebeple önümüzdeki dönemde Biden yönetiminin Çin’in bölgede artan etkisini kırmak için diplomatik yöntemler de dahil olmak üzere, daha proaktif eylemlere girişme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu anlıyoruz.

Fakat en nihayetinde, Çin’in kendi hamlelerini yapacağını ve İran’ın da ABD’ye olan güvensizliğini göz önüne aldığımızda ABD’nin işinin çok da kolay olmadığını söyleyebiliriz.

Nurettin Akçay Akademisyen, Shanghai Üniversitesi

Yorumlar