Şimdi yükleniyor

Nesrin Sipahi Kıratlı: Gönül Coğrafyacılarına itiraz Manifestom

 

Naim Süleymanoğlu, Türkan Çeşme ve Osman Kılıç üzerinden bir yüzleşme

Anadilin sessizce tasfiye edildiği bir yerde “gönül coğrafyası” söylemi olur mu?
Bu yazı sadece bir serzeniş değil; tanıklığa dayalı açık bir itirazdır.

Ey gönül coğrafyacıları!

Son 15 yıldır, çağrılarıma ve sizlerle yaptığım görüşmelere rağmen anadilimizi neden görmezden geldiniz?
Sahadaki “kara takkeli Mehmet ağaları” neden görmezden geldiniz ?

Bilmelisiniz ki Bulgaristan Türkleri, yalnızca Naim Süleymanoğlu’ndan ya da Türkan’ dan ibaret değildir.
Ama aynı zamanda yıllardır resepsiyonlarda en önde duran, acıları vitrinde tutan, anadilimizin çöküşüne seyirci kalan, hatta bu çöküşe katkı sunan bazı isimlerden de ibaret değildir.

Gerçek Bulgaristan Türkleri: köyde, kasabada, okulda, camide, evde anadilini yaşatmaya çalışan sessiz çoğunluktur.
Ve bu çoğunluk yıllardır bilinçli biçimde görünmez kılınmıştır.

Otuz altı yıl boyunca, aynı kişiler ve aynı semboller üzerinden paradoksal bir siyaset yürütüldü.
Sorunlar çözülmedi. Dondurula dondurula ısıtıldı.
Zorunlu asimilasyon romantize edildi, bugünkü “gönüllü asimilasyon” ise görmezden gelindi.

Kolektif hafıza, gerçeğin kendisiyle değil, seçilmiş anlatılarla inşa edildi.
Bu yüzden bazı isimler unutulmadı ama tarihsel bütünlükleriyle de hatırlanmadı.

Osman Kılıç, Bulgaristan’da neredeyse hiç anılmamıştır; buna karşılık Türkiye’de anılmıştır.
Bu durum başlı başına bir paradokstur.
Çünkü bir tarihsel figürün, mücadelesini verdiği coğrafyada suskunlukla geçiştirilip, başka bir ülkede sembolleştirilmesi,hakikatin değil, anlatının dolaşıma sokulduğunu göstermektedir.

Osman Kılıç unutulmamış, aksine özellikle 1989 göçü sonrasında oluşan siyasal ve toplumsal iklimle birlikte, seçici bir tarih anlatısı içinde yüceltilmiştir.
Bu anlatı tarihle yüzleşmeyi değil, bağlamından koparılmış, hafızayı rahatlatan ama gerçeği örten bir konfor alanını üretmiştir.

Siyaseti bir basamak olarak kullanan bazı dernek ve yapılar, Osman Kılıç’ı ve Naim Süleymanoğlu’nu tarihsel kişilikler olarak tartışmak yerine, eleştirel değerlendirmeden muaf idealize edilmiş figürler haline getirmiştir.
Kişiler tarihsel çelişkileriyle değil, dokunulmaz semboller olarak sunulmuş, böylece tarih neredeyse ilahlaştırılan bir hafıza kurgusuna teslim edilmiştir.

Köy köy, okul okul dolaşan, kendi imkânlarımdan harcayan, hiçbir makam ve menfaat gözetmeden bu mücadeleyi veren biri olarak bilinçli biçimde görmezden gelindim.

Bunu açıkça kayda geçiriyorum:
Bu bir itiraz manifestodur.
Türkiye’de alın teriyle çalışan, vergisini ödeyen bir yurttaş olarak bu soruları sormak tartışmasız hakkımdır.
Bu hak ne bir lütuf ne de bir müsaadedir.
Kimliğimi, dilimi ve halkımın geleceğini ilgilendiren konularda kimse bana susmamı telkin edemez.

Tarihsel kayıt olarak not düşüyorum:
Burada işaret edilen çarpıtma ve yönlendirme mekanizmaları, dönemin Bulgaristan’dan sorumlu devlet bakanı Konukman tarafından da açıkça itiraf edilmiş, Tuna Dergisinde kayda alınmıştır.
Bu tarihin canlı şahidi olarak
bu yazıda dile getirilenler bir kanaat değil, doğrudan tanıklığa dayalı tarihsel kayıttır.

Sizler, gönül coğrafyacı gençler; sembollerle yetindiniz, acıları vitrinde tuttunuz.
Ama dili, kimliği merkeze almanız daha isabetli olmaz mıydı?

Ben bunu kabul etmiyorum.
Bu bir serzeniş değil; itirazdır.
Bu yazı yalnızca kişisel bir itiraz manifestosu değil, bastırılmış bir halk hafızasının açık beyanıdır.

Anadilimiz yok sayılarak gönül coğrafyası olmaz.

Not:Yazılarım serttir. Ancak, tarafsızdır ve gerçekçidir. Bu benim karakterimdir.

Nesrin Sipahi Kıratlı

Yorum gönder