Bizim qarğalar

KAOSUN YAN ETKİSİ: KRALİÇENİN YETKİLERİNDEN YAZILI ANAYASAYA

Ateşkes ve ABD

Elhan Şahinoğlu : Krımın ilhaqının «rəsmiləşdirilməsindən” 7 il keçdi

Nedim Kuteyş: Neden Lübnan değil de Irak Şiileri eleştiriliyor?

Gündem 20 Nisan 2021
18

2020 yılı başlarında Kudüs Gücü lideri Kasım Süleymani’ye suikast haberi yayılır yayılmaz, çoğu Şii olan genç Iraklılar, bunu kutlamak için çadırlarının dışına fırlamışlardı. O zaman Ekim Devrimi olarak bilinen halk hareketlerinin üzerinden yaklaşık üç ay geçmişti ve bu sürenin çoğunu çadırlarda ve meydanlarda geçirmişlerdi. Bu sırada İran hegemonyasına karşı en şiddetli protesto sloganlarını yükseltmişler, hatta Şii partilerinin kalesi Kerbela ve Necef’te Hamaney’in posterlerini yakmışlardı.

Irak o dönemde İran’a karşı (çoğunlukla) Şii bir ayaklanmaya tanıklık ediyor görünüyordu. Bu, hızla İran içinde de yankı buldu ve İranlılar kıt gelirlerinin Irak, Gazze ve Lübnan’da boşa harcanmasına karşı çıkmak için harekete geçtiler. İran’daki protestolar Reuters haber ajansının belgelediği en şiddetli baskı politikaları ile karşı karşıya kaldı. Reuters’ın haberine göre bin 500 İranlı protestocu doğrudan Dini Lider’in direktifiyle öldürüldü.

Lübnan’a gelince, Şiilerin ülkenin ulaştığı çöküş durumuna itirazları güney Lübnan’daki küçük merkezlerle sınırlı kaldı, ama bazen Beyrut’un güney banliyösünde de görüldü. Sivil ve kentli protesto başkentte baskındı ve protestocular Hizbullah ile çatışmaktan çekiniyorlarmış gibi “hepiniz yani hepiniz” sloganını benimsemişlerdi. Protestocular sanki mafyavari bileşenlerin sorumluluktan kaçışın bir aracı olarak çöküşün sorumluluğunu yalnızca Hizbullah’a yüklemelerinden de bıkmışlardı.

Yine de şu soru meşru olmaya devam ediyor: Lübnan’daki Şiiler neden Iraklı Şiiler gibi İran hegemonyasına karşı doğrudan ve açık sloganlarla ayaklanmadı. Elimde birkaç neden var.

1- Çeşitlilik: Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan bir Şii ikilisi aldatmacası ile renklendirilmiş olsa da tek bir tarafın Şiileri kontrol ettiği ve dizginlerine hakim olduğu Lübnan’ın aksine, Irak Şii sahnesine çok çeşitlilik damga vuruyor. Bir yandan el Hekim, el Sadr ve el Hoyi gibi daha sonra dini, sosyal ve siyasal liderliğe yerleşmiş Şii aileler var. Diğer yandan, Saddam Hüseyin’e karşı Şii muhalefeti sırasında geleneksel parti ve milislerden doğan Şii parti ve milislerinin yanı sıra Şii siyasi hareketi tarihindeki en önemli Şii partisi olan Dava Partisi’nden türeyen elitler ve güç merkezleri var.

Tüm bunlar Saddam rejiminin devrilmesinden bu yana, Irak’ın geleceğine yönelik çelişkili siyasi vizyonlar için birbirleriyle çatışıyorlar. Şii arenasını son derece çeşitli, kontrol edilmesi ve yönetilmesi zor kılan bir dizi maddi ve manevi çıkarlar için çekişiyorlar. Öte yandan, Nasrallah da Lübnan Şiilerini yönetiyor ama çok daha kolay bir şekilde. Irak’taki bu çeşitlilik, ihanet ve ajanlık ithamlarına maruz kalma riski olmaksızın, tek karar ve tek yaklaşım engelinden kaçma olasılıklarının önünü açıyor.

2- Sistani: İran Lübnan’da Şiileri büyük ölçüde sınırladı. Hamaney ve benzeri dini mercilerin bir dizi taklitçisi bir yana, manevi olarak Ali Hamaney’in temsil ettiği dini mercii Lübnan Şiilerinin vicdanına hakim bir durumda. Bunun aksine Irak’ta ilmi ve manevi nitelikleri kusursuz bir dini mercii var; Necef’teki Seyyid Ali el Sistani. İran’ın Irak’taki politikalarına her zaman karşı çıkan duruşlarıyla Sistani’nin varlığı, Iraklılara İran hegemonyası söyleminden mezhep dışında değil içinde kaçma olanağı tanıyor. Buna karşılık Lübnan’da Hizbullah, güvenilir, sağduyulu ve İran hegemonyasına muhalif Şii siyasi söylem için bir kaldıraç teşkil edecek, onu ihanet ve ajanlık suçlamalarından koruyacak bir Şii otoritenin varlığı tehlikesini hisseder hissetmez hep harekete geçti. Nitekim 2005 yılı gibi erken bir dönemde, bu grubun önde gelen seslerinden olan Sur Müftüsü sayın Ali el Emin’i hedef tahtasına oturtmuştu. Onun peşine düşmüş ve onu İsrail ile iş birliği ve ilişki kurmakla suçlayacak kadar ileriye gitmişti. Hizbullah, muhalif Şiilerin arkasına saklanabilecekleri bir dini kalkan elde etmelerini engelleme yoluna gitti. Direniş adı altında İran siyaset çizgisine bağlılığı Şiiliğin kriteri haline getirerek Şiiliğin tüm biçimlerine el koymayı amaçladı. Bu da bizi üçüncü noktaya götürüyor.

3- Lübnan’da direniş: İran’a bağlı partilerin İsrail enstrümanına sahip olmadıkları Irak Şiilerinin aksine Hizbullah direniş etiketini kendisi ile sınırladı. Iraklıların aynı keskinlikte maruz kalmadıkları aşağılık ve iğrenç bir şantaj oyunuyla halen kendisi ile her anlaşmazlığı, direniş ile İsrail çizgisi arasında bir seçime dönüştürüyor. Irak’ta Şiilerin ulusal kimliği Humeyni devriminden sonra, İran-Irak savaşının sonuçları ve dinamikleriyle beslendi. Bu arada Lübnanlı benzeri, direniş ve İsrail ile savaş fikrinden beslendi. Hizbullah ona ve politikalarına karşı yapılan herhangi bir itirazı direnişi sırtından bıçaklamaya dönüştürmeyi başardı. Ama Irak’ta Şii partiler, örneğin ABD’ye karşı direniş gibi benzer bir “tabu” kurmayı başaramadılar. Zira Şii seçkinler, Amerikan tankları sayesinde Irak’ı kontrol ettiler ve ancak ABD’nin İran ile ulaştığı uzlaşılarla iktidara geldiler. Hatta 2009’da Iraklılar İyad Allavi’yi seçip parlamentodaki en büyük bloğa sahip olmasını sağladıklarında, Irak halkının seçimini baltalamak için İranlılar ve Amerikalılar birlikte komplo kurup başbakanlığı Nuri Maliki’ye hediye etmişlerdi.

4- Lübnan ve Irak, hizmetler, ulusal para birimi, enflasyon ve kentsel erozyon açısından ekonomik ve sosyal çöküşün aynı tezahürlerini paylaşsa da, İran’ın Irak’taki sorumluluğu Lübnan’dakinden çok daha net. Irak’ta Kürdistan bölgesi dışındaki iktidar partileri, İran’ın kısmen veya tamamen yönettiği Şii dini partiler. Bu anlamda, Irak’taki çöküş, bu partilerin ve hamileri İran’ın doğrudan sorumluluğu iken, Lübnan’daki çöküş, mafya ve milisler arasındaki karmaşık bir ittifakın sorumluluğu. Bahsi geçen ittifak, içinde yer alan her bileşene diğer bileşenin hatalarının arkasına saklanma olanağı tanıyor. Bir sis ve aynalar oyunu ile öfkenin yalnızca İran ve grubuna yönelmesini engelliyor.

Böylelikle, Hizbullah ve müttefikleri, özellikle de Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın ekibi, çöküşün sorumluluğunu eski başbakan Refik Hariri ve ardılları tarafından izlenen liberal ve neoliberal politikalara (bu terimler burada bilimsel veriler olarak değil suçlamalar olarak geçmekte) yüklemekte uzmanlaştılar.

Hizbullah başkasından önce kendisine zarar verecek mezhepçi provokasyon tuzağına düşmemek için Lübnan’da Hristiyanların Sünnilere karşı bu söylemin kaldıracı olmasından oldukça rahat. Böylece başkalarından önce Şiilerin Hizbullah’ı sorumlu tutmaları yasak haline geliyor, çünkü itiraz, direnişi sırtından bıçaklamak demek. Herkesten önce Şiilerin sorumluluğu Hizbullah ve İran’a yüklemeleri yasak, çünkü Lübnan’da başarısız olan İran’ın müttefiki değil Suudi Arabistan’ın müttefikinin temsil ettiği liberal ekonomi.

5- İran romantizmi: Iraklı Şiilerin İran’a karşı ayaklanmasına izin veren, Lübnan’daki Şiileri ise engelleyen şey, Iraklı Şii topluluklar ile İran arasındaki coğrafi bağlantıya karşılık Lübnan ile İran arasındaki coğrafi ayrılıktır.

Bu ayrılık alanında Lübnanlı Şiiler, Iraklıların Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra karşılaştıklarından farklı bir İran imajı geliştirdiler. Iraklılar İran’a ziyaretleri sırasında, dindarlık, çador, Hüseyin tören ve matemleri klişesinin dışında başka bir İran keşfettiler.

Bu iletişim, Iraklıların zihninde İran’a dair romantik klişeyi yıkarken, aralarındaki uzaklık Lübnanlı Şiilerin zihninde bu imajın yıkılmamasını sağladı. Iraklı Şiiler gördükleri ve kendisi ile etkileşimde bulunduklarından başka bir Tahran talep ederken, Lübnanlılar, Devrim Muhafızlarının öfkesinde, karanlığında, ölüme hazır olma, canını feda etme ve direniş ideolojisinde özetlediği hayali bir Tahran ile yetiniyorlar.

Dahası, uzaklığı nedeniyle çeşitli mekanizmalar yoluyla yağmalanan Lübnan’ın aksine coğrafi iletişim Iraklılara ülkelerinin nasıl doğrudan İran’ın yağmasına maruz kaldığını gösterdi.

Ancak 4 Ağustos 2019’da Beyrut Limanı’ndaki patlamadan sonra bu sahne epey değişti. Hizbullah’ın siyasi rakibi olduğunu iddia eden, ama devlet ve kaynaklarını onunla paylaşan, bölüşen ve yağmalayanların çoğuyla ittifak halinde, Hizbullah ve İran politikalarının Lübnan’ın çöküşündeki sorumluluğunun kapsamını açıkça gören ulusal alan genişledi.

Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci şarkulavsat

Yorumlar