EROL GÜNGÖR VE TÜRK-TATAR CEDİTÇİLERİ “İSLAMCI” MIDIR?

Ряд причин вынуждает Турцию приступить к новой антитеррористической операции на севере Сирии

Paşinyan ve sözcü’lerine!

TRUMP YÖNETİMİN YENİ AFRİKA STRATEJİSİ DEĞERLENDİRİLMESİ

MOSKOVA’NIN DOĞU FIRAT STRATEJİSİ

Rusya 13 Kasım 2018
99

Türkiye’nin Fırat’ın doğusunu kontrol altında tutan PYD/YPG üzerinde siyasi-askeri baskıyı artırması, Moskova’nın bu yönde yaklaşımının ne olduğunu da gündeme getirmiştir.

Rusya’nın Fırat’ın doğusu ile ilgili politikasını, birçok yönden ABD’nin tutumuna ve Washington’nun Ankara ile ilişkilerin seviyesine dayanarak geliştirdiğini söyleyebiliriz. Bizim açımızdan Washington’un Suriye’deki faaliyetlerinin büyük çoğunluğu, Rusya’nın Suriye’deki varlığını yok etmeye, ya da en azından sınırlandırmaya veya azaltmaya yöneliktir. Tam da bu nedenle ABD, Suriye ve Irak’a girip IŞİD’e karşı somut adımları atmaya neden olmuştur. İran, Rusya’nın desteği almadan önce Suriye’de büyük bir hızla kendi mevzileri kaybetmekteydi ve şimdi de Rusya’nın desteği olmazsa kaybetmeye başlayacaktır. Bu bağlamda ABD’nin öncelikli hedefi Rusya’dır, İran değildir.
ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki varlığını baltalamaya yönelik adımlarını, Rusya ve ABD arasında küresel çapta ateşlenen jeopolitik çekişmenin çerçevesinde ele almamız gerekmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın Suriye konusunda ABD ile işbirliği içinde olduğuna dair varsayımların temelsiz olduğunu söyleyebiliriz. Zira Hmeymim ile Amman Merkezleri’nde Moskova ve Washington arasındaki iletişimi sağlamak için kırmızı hattın kurulması, iki nükleer güç arasında savaşın çıkma risklerini azaltmaya yönelik olup, işbirliğine yönelik değildir[1]. Bölgesel çapta ise ABD’nin birincil hedefi, İran güdümünde olan direniş eksenini sınırlandırmak ya da engellemektir. Suriye konusunda İran ve Rusya arasında oluşan askeri ittifak, ABD’nin Orta Doğu bölgesindeki etkisini sınırlandırmakla birlikte Washington’un prestijine de darbe indirmektedir.

18 Aralık 2017 tarihinde açıklanan ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde; revizyonist güçler olan ve bölgesel güç dengelerini kendi lehlerine çevirmenin peşinde koşan Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore, ABD için tehdit olarak adlandırılmıştır[2]. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi, tek kutuplu dünyanın artık işlemediğini, Çin ve Rusya’nın ABD’ye alternatif birer güç merkezi olarak karşımıza çıkmaya başladığı durumunu doğrulamaktadır[3]. Bu bağlamda söz konusu stratejide, Soğuk Savaş sonrasında büyük güçler arasındaki askeri güce dayanan rekabetin yeniden ortaya çıktığı görülmektedir. Kuşkusuz ki söz konusu durumun Washington tarafından kabul edilmesinin ardında, Rusya’nın Suriye politikası yatmaktadır. Orta Doğu bölgesi, Rusya açısından ABD’nin tek kutuplu dünyayı yaratma hedefini engelleme politikasıyla yakından ilgilidir. Rusya’nın jeopolitiğinde söz konusu bölgede olup bitenler, ABD’nin sürdürdüğü politikanın bir sonucu olarak kabul edilmektedir[4].
ABD’nin Suriye’de Rusya’nın varlığına karşı önlem almaması, Ortadoğu’daki en önemli kayıplarından biri olurdu. ABD’nin Rusya ve İran’a karşı Suriye’de mutlak bir yenilgi almasının hem bölgede hem de küresel alanda ABD’nin tek süper güç olma statüsünü derinden sarsacağını söyleyebiliriz[5]. Bu bağlamda ABD’nin Suriye’de kendi varlığını korumaya ve kontrol ettiği alanlarda -her şeyden önce, Fırat’ın doğusundaki Kürt ve Sünni Arapların topraklarında- Şam’dan özerk ve ayrılıkçı yerel yönetimleri oluşturmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Söz konusu durum, Suriye’nin fiilen iki tane ana parçaya bölündüğünü göstermektedir; bu ana parçalardan biri Rusya ve İran’ın kontrolünde, diğeri ise ABD’nin kontrolünde olan bölgelerdir. Bu fiili bölünme, Suriye’de yeni anayasanın ve genel seçimlerin gerçekleşmesini bloke etmektedir. Zira Şam güdümünde olan alanda gerçekleşecek seçimler, uluslararası meşrutiyetten eksik olacaktır. Günümüzde böyle seçimlere ne Fırat’ın doğusunda yaşayan Kürtler ve Sünni aşiretler, ne de yurt dışında kalan 6 milyona yakın Suriyeli mülteci katılmaya meyillidir[6].

Orta Doğu’da ABD, askeri açıdan Rusya’dan daha güçlü olduğundan dolayı, Moskova bölgede sistem oyuncusu olarak davranmak zorundadır. Rusya için sistem oyuncusu olmak, bölgede ABD ve onun müttefikleri ile ortaklıklara girmeyi de beraberinde getirmektedir. Diğer bir ifadeyle Rusya, Orta Doğu’da oluşan ABD merkezli statükoya karşı çıkmamakla birlikte (şu anki şartlar altında buna gücü yok), ABD’nin bölgede aşırı güçlenmesini önlemek için bazı manivelalara da (Suriye ve İran ile özel ilişkiler) sahip olmak istemektedir[7]. Bu bağlamda PYD/YPG’nin ABD güdümünde olması ve Suriye’nin fiilen bölünmesi, Moskova’nın Suriye’de ve orta Doğu’da ABD’ye karşı etkisini azaltan bir durumdur.

Bununla birlikte Rus analistler, Suriye’nin iki parçaya bölünmesinin Rusya için bazı stratejik çıkarları da beraberinde getirebileceği fikrindedir. ABD Fırat’ın doğusunda ve El Tanf bölgesinde varlığını koruduğu sürece, Rusya’nın askeri olarak Suriye’nin bütünlüğünü yeniden inşa etmesi mümkün değildir. Söz konusu konjonktür, Moskova’yı ABD’nin PYD/YPG’ye destek vermesi durumunu kendi çıkarına dönüştüren stratejiyi geliştirmeye yöneltmektedir. Söz konusu stratejiyi iki maddede ifade edebiliriz[8]:

ABD’nin Suriye kuzeyinde varlığını koruması, Türkiye’nin ABD ile yakınlaşmaya yönelik adımlarını baltalamaktadır. Rus analistlere göre Moskova, Türkiye ve ABD arasındaki söz konusu ayrılığı teşvik etmelidir. Hedef, Suriye konusunda olası Türkiye-ABD ittifakının oluşmasını engellemek ve Türkiye’yi Moskova’ya yakınlaştırmaktır.
ABD’nin Suriye kuzeyinde PYD/YPG’ye destek verme politikası, Fırat doğusundaki Arap ve Kürtler arasındaki gerginliği artırdığından, etkisizdir. Rus analistlere göre Moskova bu ayrılığı daha da çok teşvik etmelidir. Bu bağlamda daha önce Rakka’da Sünni aşiretlerin PYD güçleriyle yaşanan çatışmaları ve birbirine karşı yapılan sabotaj eylemlerini hatırlamakta fayda var. ABD’nin hem Araplara, hem de Kürtlere destek verme politikası, Washington’un Suriye’deki en zayıf noktasıdır.
ABD’nin Türkiye ile birlikte Münbiç’te ortak devriyelere başlamasını, Pentagon’un Türkiye’ye mecburen verdiği ödün olarak değerlendirebiliriz. Zira Washington, Rusya ve İran tarafından desteklenen rejim güçlerinin Fırat’ın doğusuna ilerlemesini engelleme operasyonuna öncelik tanımaktadır. Rusya ve İran’ın ilerlemesini engellemek için ABD’nin elinde PYD/YPG dışında bir alternatif güç mevcut değildir. Bu bağlamda Rus analistlere göre ABD’nin PYD/YPG konusunda Türkiye’ye verdiği son ödün, Menbiç olacaktır[9]. ABD’nin hiçbir finansal yardımı, PYD/YPG’yi Kobani ve Haseke’yi terk etmeye ikna edemez. Nitekim Türkiye’nin PYD/YPG üzerinde yaptığı baskı ve ABD’nin Türkiye’ye Afrin ve Menbiç konusunda yardım etmesi, Washington’un PYD/YPG ile ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

Ankara’nın PYD/YPG’ye yaptığı baskının ABD’nin hava kuvvetlerinin desteğiyle PYD/YPG’nin Hacin bölgesinde DAEŞ’e karşı yürüttüğü operasyonun aksamasına neden olması da Washington-PYD/YPG hattında gerginlik oluşturmaktadır. Bunun yanında Ankara’nın PYD/YPG konusunda ABD ile mutabakata varması, PYD/YPG’yi Şam ile anlaşmaya itmektedir. 28 Temmuz 2018 tarihinde PYD yönetiminin Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret, bahsettiğimiz eğilimin örneğini oluşturmaktadır[10]. Bununla birlikte günümüzde PYD özerkliğinin tek garantörünün ABD olduğunu düşünen PYD temsilcilerinin sayısı, Şam ile uzlaşmaya hazır olan PYD temsilcilerinin sayısından daha fazladır. Ne var ki ABD’nin Türkiye ile Fırat’ın doğusu konusunda anlaşmaya devam etmesi durumunda, uzlaşmaya hazır olanların sayısı artacaktır[11]. PYD’nin Şam ile görüşmelere gitmesi, tartışmasız olarak Moskova’nın Suriye’de hem İdlib sorununu çözme, hem de Suriye’nin geleceğini inşa etme açısından kozlarını artıracaktır.

Yaroslav SAMOYLOV – SASAM Rusya Masası Uzmanı

___________________________
DİPNOTLAR

[1] “us-led coalition ‘acts secretively in syria,’ americans often absent from hotline – russian military”, rt, 11.07.2017. https://www.rt.com/news/373338-us-pilots-russian-jets/

[2] “National Security Strategy of United States of America”, White House, December 2017. https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pdf

[3] John Mearsheimer, “We are Moving to a Multipolar World With Three Great Powers”, Valdai Club, 18.01.2017. https://www.youtube.com/watch?v=yoWMn8H7u1Q&t=504s

[4] Коновалов Александр, Ближний Восток в Системе Внешнеполитических Приоритетов Российской Федерации: Геополитические Концепции XXI в., Перспективы, Реальность (Диссертация На Соискание Ученой Степени Кандидата Исторических Наук ), Санкт-Петербург: Санкт-Петербургский Государственный Университет, 2016.

[5] İlhan Uzgel, “Suriye’de ABD-Rusya Uzlaşması”, Gazete Duvar, 20.11.2017. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/11/20/suriyede-abd-rusya-uzlasmasi/

[6] Щегловин Ю. Б., О Позиции Турции и Её Западных Союзников По Ситуации в Сирии, Институт Ближнего Востока, 06.10.18. http://www.iimes.ru/?p=48493

[7] Şumilin Aleksandr, Rusya ve ABD’nin Stratejilerin Orta Doğuda Etkileşimi: İşbirliği ve Karşıtlık Sorunları (Doktora Tezi), Moskova: Rossiyskaya Akademiya Nauk İnstitut Soedinennih Ştatov Ameriki i Kanadı, 2009, ss. 375-377.

Yorumlar