Lavrovun Azərbaycana, Kerrinin Moskvaya səfəri və bunun Qarabağ danışıqlarına mümkün təsirləri

Qarşıdakı müddətdə Türkiyəni nə gözləyir?

Azərbaycanda din sahəsində yeni mərhələ

Vyana görüşü gözlədiyim kimi nəticələndi

MONTESQUİEU’NUN “İRAN MEKTUPLARI” “CİHANIN ASİL SAHİPLERİ: KAHRAMAN TÜRKLER”

Gündem 18 Aralık 2018
269

Montesquieu (1689-1755): Fransa’nın en büyük mütefekkirlerinden ve aydınlanma döneminin önemli isimlerindendir. Kanunların Ruhu isimli eseri başta olmak üzere siyaset kuramına büyük katkılar yapmış, iklim teorisiyle bu alana antropolojik bir soluk getirmiştir. Devlet tanımları, devletin işleyişi, despotizm, toplumsal katmanlar, kölelik vs. gibi konularda geçerliliğini asla yitirmemiş temel önermelerin sahibidir. Bunların başında günümüz anayasaları şekillendiren “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gelmektedir. İran Mektupları, dünyayı keşfetme arzusuyla İran’dan Fransa’ya giden iki arkadaşın mektuplarından oluşur. Devlet, toplum, kültür, demografi vs. konuları çarpıcı anekdotlarla işleyen bu hiciv, ilk kez 1721 yılında roman olarak Hollanda’da yayımlanmış, Monstesquieu’ye büyük ün kazandırmıştır. Bu eser Avrupanın fikir ve siyaset aleminde derin bir sarsıntı yapmıştır. Voltaire bu eser hakkında şöle demiştir: “Acaba, dünyada İran Mektupları’ndan daha kuvvetli şey varmıdır? Acaba, hükümeti ve dini daha çok önemle ele alan daha mükemmel bir eser yazılmışmıdır?”. J.J. Roussesu ise bu eser hakkında şu sözleri ifade etmiştir: “Size muhteşem bir eser tavsiye edeceğim: İran Mektupları!”.
Montesquieu, dünyayı keşfetmek üzere İran’dan yola çıkıp Fransa’ya gelen iki arkadaşın memleketlerindeki büyükelçilerle, din adamlarıyla, arkadaşlarıyla ve orada tanıştıkları insanlarla yaptıkları yazışmalarını romandakine yakın bir olay örgüsü yaratma çabasıyla bir araya getirmiştir. Doğu’nun Batı’ya dair tecrübelerini anlattığı bu mektuplar, aynı zamanda Doğu’nun gizemli saray yaşamına dair de tezler içermektedir.
Bu eserin esas kahramanlarından olan Özbek, 1700’lü yılların başında İsfahan’dan yola çıkarak önce Erzurum’a sonra İzmir’e ve oradan Paris’e yelken açıyor. İran’ın mahrem gizliliklerinden uzakta, Paris sokaklarında, göğe tırmanan binalar arasında Fransa’nın namahrem güzelliklerini keşfediyor, Doğulu olmanın cazibesini doyasıya kullanıyor.
Ayrıca “İran Mektupları”nda Türkler hakkında söylenen ifadeler çok manidardır:
Dünyadaki milletlerin hiçbiri kendi şöhret, şan ve muhteşemliği ile Türklerden üstün değildir. Türk milleti beşeriyetin asil sahipleridir: diğer milletler ise Türklere hizmet etmek için yaratılmıştır. Türkler aynı zamanda imparatorluklar kuran ve imparatorluklar yıkan bir kavimdir. Bu büyük millet bütün zamanlarda cihana Türklüğünün kudretini ispat etmiş ve daim diğer milletler üzerinde kırbaç olmuştur.
​Türkler Çin’i iki kez feth etmiş ve hayla da koca Çin dünyasını itaatları altında tutmaktadırlar (1. Hunlar, Göktürkler, Moğollar / 2. 1644-1911 yılları arasında Çin’de hüküm sürmüş Mançur Hanedanlığı). Aynı zamanda Türkler Büyük Mogol İmparatorluğuna ait olan koca Hindistan’a da hüküm ediyorlar. Asırlardır Türkler, Farsistan’ın asil sahiplerdir, Kirus ve Giştasp’ın tahtında oturuyorlar (Burada X. Yüzyıldan 1925 yılına kadar İran’da hüküm süren Gazneliler, Selçuklular, İldegizler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar gibi Türk hanedanlarına vurgu yapılıyor). Aynı zamanda onlar Moskova’yı kendilerine tabi kılmışlardır (Altınorda Devleti 1227-1502 ifade ediliyor). Türkler Osmanlı adı ile Avrupa, Asya ve Afrika’da geniş fetihler yaparak, dünyanın üçte birine hükmediyorlar. Ancak Türklerin tarihinden bahsedecek, kahramanlıklarını zihinlerde şereflendirecek tarihçileri çok az olmuştur. Türklerin çok sayıda ölümsüz kahramanlıkları unutularak tarihin derinliklerine gömülmüştür. Bu büyük millet tarafından tarihini bilmediğimiz çok sayıda devletler kurulmuştur. Bu gün şan ve şöhreti ile övünen kahraman Türkler, kendi yenilmezliklerinden çok emindirler. Bundan dolayıdır ki tarihlerindeki fetihlerini ebedileştirmek diye bir kaygıları yoktur. Çünki cihanın tarihinin Türkler yazmıştır.

Cafer Mustafalı / Marmara Üniversitesi / Genel Türk Tarihi

Yorumlar