Şimdi yükleniyor

Mohsen Renani: Artık yönetime dair neredeyse hiç umut kalmadı

irana dini

Mesele şu ki, sistem durumun iyileşmesini istemiyor değil; elbette istiyor, ama artık gücü yetmiyor. Çok istiyor ama sistem, gerçek düşünürlerden ve kolektif aklın enerjisinden öylesine boşaltılmış, rant yiyiciler tarafından öylesine kuşatılmış durumda ki artık değişim yaratma kapasitesini kaybetmiş bulunuyor. Yapısal değişiklikler ve ufuk açıcı hamleler olmadan bu bataklıktan çıkış mümkün değil. Oysa ufuk açmak da büyük bir özgüven ve muazzam bir psikolojik enerji gerektirir; bunlar da artık iktidar yapısında görülmüyor.
Her şeyi o kadar süslemişler ki, kendileri de perde arkasının ne kadar boş olduğunu çok iyi biliyorlar; bu yüzden siyah ipten de beyaz ipten de korkuyorlar.
Denemesi basit: Onlara diyoruz ki, ülkenin bütün büyük krizlerini çözmeniz gerekmiyor; sadece küçük bir işi tamamen ve sonuca ulaşana kadar yapın ki bu sistemin hâlâ canlı ve dinamik mi olduğu, yoksa çözülme yokuşundan aşağı mı indiği anlaşılsın.
1395 yılı Mehr ayında (Ekim 2016) şunu söyledim: Yönetim, reform imkânı aşamasını geçiyor. Eğer kendi yeteneğini ve dinamizmini sınamak istiyorsa, tek bir meseledeki krizi — emeklilik fonları ve sosyal güvenlik krizi — çözsün. Eğer bunu başarabilirse, diğer alanları da başarabilir.
Bugün ise şunu söylüyorum: Ne emeklilik fonları krizini, ne su krizini, ne enerji krizini, ne enflasyon krizini, ne işsizlik krizini ve benzerlerini çözebiliyor; hatta çok daha basit sorunları bile çözemeyecek. Örneğin tarım ürünlerinin kimyasal gübre ve ilaçlarla kirlenmesi sorununu; ya da trafik kazaları ve ağır can kayıpları meselesini; hatta bundan da basiti, yerli otomotiv üreticilerinin standart dışı araçlarına plaka verilmemesini… İşte bu birkaç küçük ve basit meseleyi bile çözemeyecekler. Biliyor musunuz neden? Çünkü yönetimin sosyal sermayesi tükenmiş durumda.
1381 yılında (2002) sosyal sermayenin düşüşünün başladığını söylemiştim; bugün ise şunu ifade ediyorum: Yönetimin sosyal sermayesi tamamen bitmiştir. Elbette sokak mitingleriyle gürültü koparabilirler; ancak gerçek sonuç üreten ve insanlara gerçek bir iyileşme hissi veren adımları atamayacaklar.
Buna karşılık, İran’ın geleceğine çok umutluyum. Yönetimin otoritesi azaldıkça sivil toplumun otoritesi artıyor ve bu dengesizliğin devamıyla İran’ın geleceğine dair umut da yükseliyor.
Öğrenelim…
Birincisi: Muhammed Rıza Şah’ın çevresindekiler anlatır; petrol parası akmaya başlayınca Şah artık kimseyi dinlemez olmuştu. Çok parayı çok akılla karıştırmamayı öğrenelim.
İkincisi: Halk “Şah kefenlenmeden bu vatan vatan olmaz” diyordu. Kimseyi kefenlemenin hiçbir sorunu çözmediğini öğrenelim.
Üçüncüsü: Esadullah Alem’in rivayetine göre, bir gün Alem ülke meseleleri için bir komisyon kurulmasını isteyince Muhammed Rıza Şah “Komisyona gerek yok, ben yeterim” demişti. Çoğu zaman kendimizin yeterli olmadığını öğrenelim.
Dördüncüsü: Bedava su ve elektrik umuduyla devrim yapanlar da vardı. Bedavacılık hayalini bir kenara bırakmayı öğrenelim; çünkü sonu iyi değildir.
Beşincisi: “Velayet-i Fakih” kitabı devrimden sekiz yıl önce basılmıştı. Yanılsamalara kapılmamak için kitap okumayı öğrenelim.
Altıncısı: Ayetullah Humeyni devrimin başında “Sizi insanlık makamına ulaştıracağız” demişti. İnsanlık makamına ulaşmanın yolunu kendimiz bulmayı öğrenelim.
Yedincisi: Dr. Bahtiyar, Kum’un etrafını Vatikan gibi duvarla çevirmek istiyordu. Oysa Kum’un yüzölçümü Vatikan’ın bin altı yüz katıdır. Hesap ve kitabı ciddiye almayı öğrenelim.
Sekizincisi: İlk Meclis seçimlerinde Şeyh Sadık Halhali, Tudeh Partisi’nin adayları arasındaydı. “Olmaz” diye bir şey olmadığını öğrenelim.
Dokuzuncusu: Kutbuzade, darbe kararından önce “Havuzda yüzmekte

Yorum gönder