Çin yayılmacılığı İran tehdidinden ağır basıyor

Trump: Gelecek vatanseverlerin

Mehmet Akif Okur: Karabağ anlaşması gelecekte sakınca doğuracak

Ermeni asıılı Rus gazeteciden küstah sözler: Türkiye’nin parçalanması sözü hoşuma gidiyor

Mina Ureybi: Avrupa Rusya arasında Biden

Gündem 9 Haziran 2021
30

ABD Başkanı Joe Biden, Ocak ayında göreve başlamasından bu yana ilk dış ziyaretine bu hafta başlıyor. İngiliz politikacılar, Biden Avrupa turunun ilk durağı olarak ülkelerini seçtiğinde rahat bir nefes aldılar, çünkü bazıları Başbakan Boris Johnson’ın Biden’ın selefi Donald Trump ile yakın ilişkisinin Trump sonrası iki ülkenin ilişkilerini etkilemesinden korkuyorlardı. Gelgelelim ABD ve Birleşik Krallığı tarihsel olarak birbirine bağlayan “özel ilişki” hala güçlü ve gelip giden politikacıların üzerindeki etkisinden daha güçlü olduğunu da kanıtladı. Biden’ın ziyareti aynı zamanda Kraliçe İkinci Elizabeth’in eşi Prens Philip’in ölümünden sonra yabancı bir lider ve yetkili ile yapacağı ilk görüşme.

Biden’ın Birleşik Krallık’ta Kraliçe Elizabeth ve Johnson ile yapacağı görüşmeler, büyük ölçüde “Batı”yı temsil eden ülkeler arasında ortak bir vizyonu temsil eden bir grup olan G7 Zirvesi’ne katılımından önce gerçekleşecek.

Biden, G7 Zirvesi’nde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel başta olmak üzere 7 ülkenin liderleriyle bir araya gelecek. Daha sonra NATO zirvesine katılmak üzere Belçika’ya geçecek. Orada da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil bir dizi liderle görüşmesi bekleniyor.

Biden, bu görüşmeler sırasında, yine ülkesinin küresel liderlik rolünden geri çekilmesini isteyen eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin son yıllarından Trump dönemine kadar yıllardır süren kargaşadan sonra ülkesinin NATO ve 7 ülkeye liderlik etmedeki rolünü kanıtlamak istiyor. Ancak bu görüşmeler, önemli olsalar da, 16 Haziran’da ABD Başkanı ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin arasındaki tarihi görüşme daha önemli. Bu görüşme, dünyaya Biden’ın rakipleriyle, özellikle de ABD’nin tek başına dünyaya “liderlik etmesi” fikrini kabul etmeyen büyük ülkelerle nasıl başa çıkma niyetinde olduğunu belirleyecek.

Biden, başkanlık seçimlerini kazanır kazanmaz, Trump’ın izolasyonist politikalarının terk edileceğine atıfta bulunan “ABD geri döndü” sloganını dillendirmişti. Biden, Washington’un müttefikleriyle, özellikle de politikalarına ve düşünce tarzına en yakın olan Avrupalılarla ortak eyleme geri döneceğine söz verdi. Biden’ın uluslararası sahneye dönme konusundaki ciddiyetini göstermek için attığı adımlar arasında ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü ve UNRWA gibi Birleşmiş Milletler kuruluşlarına yeniden finansman sağlayacağını duyurması da yer alıyordu. Avrupalı ​​müttefikleri, Biden’ın sadece İngiltere ve Belçika ziyareti sırasında değil, Rus mevkidaşı ile görüşeceği İsviçre ziyareti sırasında da Amerikan değişiminin meyvelerini görmeyi bekliyorlar.

Yaklaşan görüşme için tarafsız Cenevre’nin seçilmesi, iki taraf arasındaki gerginliğin boyutunu ve toplantıyla ilgili çıkarımların önemini gösteriyor. Tarafsız bir konum, iki liderin de görüşme konusunda geri adım atmadıkları, birkaç ay önce aralarında yaşanan ateşli atışmadan sonra bu zirveye nispeten güçlü bir pozisyonla geldikleri anlamına geliyor.

Biden ve Putin arasındaki ilk yüz yüze görüşme, ikisi arasındaki ortak ilgi alanlarına yönelik bir “diyalog” için bir fırsat olacak. Elbette Kovid-19 salgınıyla mücadele ve dünyayı sonuçlarından kurtarmak gündemin başında yer alıyor ancak masada Avrupa güvenliği ve enerji piyasası dahil olmak üzere geleneksel önemli konular da bulunuyor.

Cenevre zirvesi, dönemin ABD Başkanı John Kennedy ile Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçev arasındaki tarihi görüşmeden yarım yüzyıl sonra geliyor. 4 Haziran 1961’de Kennedy ve Kruşçev, Soğuk Savaş’ın zirvesinde Viyana’da bir araya gelmişlerdi ve bu aralarındaki ilk ve son görüşmeydi. Görüşme, kıdemli Rus politikacı Kruşçev ile ABD’den nispeten genç bir politikacı arasındaydı, bu nedenle Sovyet başkanı Viyana’ya geldiğinde henüz birkaç aydır görevde olan Kennedy’ye baskı yapmaya hazırdı. Bu toplantı Kennedy’nin siyasi başarısızlıklarından biri olarak kabul ediliyor; zira kendisine meydan okuyan Kruşçev ile yüzleşmeye hazır değildi ve Sovyet lider Kennedy’nin kafa karışıklığını ortaya koyan sızdırılmış açıklamalarla onu utandırmayı başardı.

Elli yıl sonra bugün, işler çok farklı. Sovyetler Birliği çöktü ve onunla birlikte Soğuk Savaş dönemi sona erdi. Biden ayrıca Kennedy’den çok daha fazla deneyime sahip ve ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda yıllarca çalıştıktan ve Obama’nın başkan yardımcılığını yaptıktan sonra dış politikada en deneyimli Amerikan başkanlarından biri olarak kabul ediliyor. Ne var ki bugün Rusya da, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra hiç olmadığı kadar Doğu Avrupa’daki etkisini genişletmeyi başardı. Yine Moskova, çeşitli Arap ülkeleri dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle ittifaklar kuruyor.

ABD merkezli Axios haber sitesinin ABD Dışişleri Bakanı ile yaptığı ve Pazartesi günü yayınlanan röportajda Antony Blinken, ülkesinin “istikrarlı ve öngörülebilir bir ilişki aradığını” vurguladı, ancak “Rusya’nın bize veya ortaklarımıza karşı saldırgan davranmayı seçmesi halinde karşılık vereceğimizi açıkça belirttik” ifadesini de kullandı.

Blinken, Washington’un “stratejik istikrar” arayışında olduğundan bahsetti ve bunu başarmanın en iyi yolunun da “iki başkanın yüz yüze görüşmesi” olduğunu söyledi.

Buna karşılık, Rusya Direkt Yatırımlar Fonu (RFPİ) Genel Müdürü Kirill Dmitriyev CNBC’ye verdiği röportajda, iki ülke arasında “gerçek çekişme noktaları olduğunu, ancak iletişimle çözülmesi gereken birçok yanlış anlama da olduğunu” söyledi.

Rusya, kendisine yönelik ABD yaptırımlarını hafifletmeye çalışırken, ABD, Biden’ın “ABD geri döndü” açıklamasını teyit etmek için Ukrayna ve Belarus gibi ülkelerde gerilimi azaltma gücünü göstermeye çalışıyor.

Ortadoğu dosyalarına gelince, onlar epey çetrefilli. Bir yanda iki tarafın her açıdan ihtilafta oldukları Suriye meselesi var ve özünde Moskova’nın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’i desteklemekte ısrar etmesi, Washington’un ise onun iktidarda olduğu herhangi bir tasavvuru reddetmekte ısrar etmesi yer alıyor.

İran dosyasına gelince, her iki ülke de yeni bir nükleer anlaşmaya varmak istiyor ancak ABD’nin bu anlaşmaya daha fazla ihtiyacı var. Nitekim Biden anlaşmaya varma arzusunu tekrar tekrar dile getirdi. Rus tarafı için Tahran ile ilişkiler anlaşmalı veya anlaşmasız devam ediyor.

Filistin, Yemen ve Libya gibi diğer Arap dosyalarına gelince, etkili adımlardan ziyade açıklamalar biçiminde netleşen Amerikan çabalarından uzakta Rusya tek taraflı eylemlerini sürdürüyor.

Biden ve Putin’in belki de birbirleri ile istişare edebilecekleri tek ülke Afganistan. ABD, 20 yıllık savaşın ardından güçlerini Afganistan’dan çekmeye hazırlanıyor.

Sovyetler Birliği’nin bu karmaşık ülke üzerindeki kontrolünü artırmakta başarısız olması gibi ABD de el-Kaide’nin etkisini azaltmış olsa bile bu ülkedeki uzun vadeli hedeflerine ulaşamadı. Afgan dosyası, dünyanın ABD-Rus iş birliğinden yararlanabileceği veya ülkelerin tekrar çevresinde karşı karşıya gelmeleri halinde dünyanın çok şey kaybedebileceği dosyalardan biri.

Bir sonraki aşamada Washington’un uluslararası sahneye “dönüşü” nasıl olacak ve Moskova bu dönüşle nasıl başa çıkacak?

Bunlar, sessizce izleyen ve planlayan Çin başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki yetkililerin yanıtlarını bekledikleri sorular.

Mina Ureybi Şarkulavsat

Yorumlar