Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Mezhepçilik mi, Mezhepsizlik mi Güvenlik Sorunu?

Gündem 26 Ocak 2018
128

Kıymetli bir akademisyen dostumuz, Türkiye gazetesinde yazmaya başladı. Yazdığı ikinci yazıda hemen söz konusu gazetenin zihniyetine intibak etmekte gecikmedi. Mezhepsizliğin bir güvenlik sorunu olduğunu yazmaya başladı. Mezhepler üstü eğitim modelini ve telfiki maalesef bir mezhepsizlik uygulaması gibi gösterdi. Tek sevindiğim yönü selefiliği, yazdığı gazetenin zihniyeti gibi, Efgani ve Abduh’tan başlatmaması, doğru bir şekilde Reşid Rıza’dan başlatması. Üstelik aynı gazetenin çizgisine göre son yüzyılın pek çok düşünürü ve aliminin hepsi (koyu Hanefi-Maturidi oldukları halde) ya ajan, ya mezhepsiz veya İslam alemini bölmeye çalışan kişiler. Bizim merak ettiğimiz ise, dostumuzun mezhepten ne anladığı? Halbuki, kendisinin de kabul ettiği gibi, ehl-i sünnet içerisinde yer alan sufiler ve filozoflar, acaba ne kadar bağlı oldukları mezheplerin çizgisinde kaldılar? Ciddi bir Hanefi olan Farabi ve İbn Sina küfürle suçlanmadı mı? Küfürle suçlandıkları konular sonradan kelami mezheplerin, yani ehl-i sünnetin temel görüşü olmadı mı? Her ne kadar bazı açılardan Maturidi-Hanefi veya Eşari-Şafii olsalar da kendi görüşleri açısından bu mezhepleri kıyasıya eleştirmediler mi?. Diğer mezheplerin görüşlerinden, usullerinden faydalanmadılar mı? Kendileri yeni usuller ortaya koymadılar mı? Şah Veliyullah gibi, Mercani gibi, telfiki caiz görenler olmadı mı? O zaman bunlara da mezhepsiz mi diyeceğiz? Mezhebi mi, dini mi esas kabul edeceğiz? Meselâ, geleneğimize göre sudur ve vahdet-i vücud anlayışı bir çeşit yaratma anlayışı olarak yoğun bir şekilde kabul edilmişken, kendini ehl-i sünnetin şampiyonu zannedenlerin birçoğunun bu görüşü savunanları küfürle suçlamasını ne yapacağız? Eğer dört büyük imamdan başka usulcü tanımam derseniz, dini anlamayı sadece dört mezhebe irca etmiş olmayacak mıyız? İleride İmam Maturidi ve İmam-ı Azam ayarında bir din yorumcusu çıkaramayacaksak bu dinin anlaşılmasını yine bir dönemle sınırlamış olmuyor muyuz? Bugün ve son üç yüz yıldır esas mesele, geleneği bütüncül olarak anlamamaktan kaynaklanan mezhepsizlik anlayışı kadar, mezhepçilik ve mezhep taklitçiliği değil midir?
Bugün kanaatimizce en büyük tehlike, sufilik ve ehl-i sünnet adına her geçen gün piyasayı kaplayan ve bizzat dostumuzun yazdığı gazete gibi her yeni şeyi bidat gören selefi ve mezhepçi çizgisidir? Bir gün böyle bir yazı da bekliyoruz.
İbrahim Maraş

Yorumlar