KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. MERYEM ÇAĞIL: CİNSEL KİMLİKLERİN TEMSİLİ

MERYEM ÇAĞIL: CİNSEL KİMLİKLERİN TEMSİLİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 8 dk okuma süresi
56 0

Bir cinsiyetin, cinsel yönelimin temsil edilmesi politikası o politikanın başarısızlığının ilk nedenidir. Temsil arenası cinsiyetin temsili için değil, onun sayesinde kurulabilmiştir çünkü.

Amaçlananın cinsiyetlerin temsili olması, cinsiyetlerin politik değerler olarak yeniden üretilmesi anlamına gelir. Bir şey en çok politikleştiğinde kendinden uzaklaşır.

Siyasette temsil edilen kadınlık amaç olduğu müddetçe kadının gözden kaçması gereken eşitliği de sağlanamaz. Gözden kaçması gerekeni özellikle seçip kullanıyorum; çünkü sahici bir eşitliğin göstereni onun gözden kaçmasıdır.

Aynı şekilde cinsel yönelimlerin temsil arenasında kimliklenme talebi, onların yalnızca cinsellikle görünme ve temsil edilme talebidir. Baudrillard’ın gözleriyle bakarsak bu her şeyin cinsellik olması; dolayısıyla cinselliğin artık cinsellik olmaması anlamına gelir.

Yalnızca cinselliğin vurgulandığı bir politika baştan mağlup olmuştur. Çünkü cinsellik, insan varlığının gösterenlerinden yalnızca biridir. En güçlüsü olsa bile yalnızca bir gösterene vurgu yapılan politikada insana dair eksiklikler çoğunluktadır.

Basit gösterge kuralıdır: Gösteren fazla öne çıkartıldığında gösterilene dair anlamlar anlamsızlaşır; gösterilen gözden yiter ve böylece gösterge de kaybedilir.

Yükselen cinsiyetçi politikaların tehlikesi, insanın bedeni dışında vurgulanacağı bir şeyinin kalmamasıdır. Sanayi kapitalizmi sonrası emeğine yabancılaşan insan için hedeflenen bedenine de yabancılaşmasıdır.

Üretimi çeşitli olan insan emeğini fabrikalarda tek tip üretime kanalize eden kapitalizmde, insan bedeni yeni cinsiyet rollerini de giyinmek zorundadır. Bu bağlamda eşcinselliğin de üretimin dışında düşünülmemesi gerekir.

Cinsiyetler hali hazırda sürekli üretilen şeylerdir. Bugün en çok üretilense eşcinsel cinsiyetlerdir.

Cinsiyetler, cinsiyet rolleri ve kalıpları, hem üretilmekte hem de üretim biçimleri içinde üretilmektedir. Heteroseksüel kadının ve erkeğin, eşcinsel kadının ve erkeğin varlıklarının yalnızca cinsellikle temsil edildikleri arenanın altında pazar vardır.

Arzunun yön verildiği, yönelimlerin üretildiği pazarda eşcinsellerin her birinin eşcinsel olma hikayesine erişmek güç. Mevzu bahis insan olduğunda bu güçlüğü kabullenmek daha onurlu bir davranış olurdu; ama mevzu bahis insan olduğu için zülfüyâre dokunmak pahasına yazmak lazım.

Yalnızca bedenin vurgulandığı bir politikada bedenlerin eşit olmadığı gerçeğini gözden kaçıranın ne olduğunu merak ederim çünkü.

Kimi bedenlerin daha itaatkâr daha zayıf ve pasif olduğu gerçeğinden hareketle, bedenleri, onlarda üretilmiş cinselliklerle kullanıma dahil edenin ne olduğunu da.

İnsan sevgisinden doğan bir merak bu.

Hegemonik erkekliğe başkaldırı iddiasıyla hareketlenen eşcinsel politikanın sözüm ona hegemonik erkeklik tarafından üretilmediğini düşündüren nedir? Erkek bedenini pasifleştiren bu politikanın erkeklik eki şöyle dursun hegemonya olmadığı nasıl kabul edilebilir?

Eşcinselliği toplumsal cinsiyet rollerine karşı baskı aparatı yapan politikanın yeni bir toplumsal cinsiyet rolü ürettiğini ve toplumu onunla baskıladığını görmek gerekir.

Adını koymak gerekirse; ki adını koymak gerekir; bunun adı hegemonik eşcinsellik, hegemonik cinsiyetsizliktir. Şiddeti erkeğin de kadının da bedeni üzerindedir.
Toplumsal cinsiyet rolleri belirlenir şeylerdir; dinin, örfün ya da seküler olarak teşekkül etmiş yasanın belirlediği biçimlerde. Aynı zamanda bu cinsiyet rolleri gelişimcidir. Kadını erkeğin, erkeği kadının karşısında hazır bir öteki üzerinden inşa eder. Hiçbir kimlik öteki olmaksızın inşa edilemediği gibi eşcinselin ve tanımlanmamış cinsiyet rollerine dahil cinselliklerin henüz bir ötekisi yoktur. Onların gelişimci olmadığını da söyleyebiliriz; çünkü bu roller yalnızca cinselliğin izharıyla yetinmekteler. Toplumsal cinsiyet rolleri aileyi inşa etmek içindir. Aile de ulusun temel parçasıdır. Bir anlamda aile yasanın da temel parçası olma görevini üstlenen parçadır. Kadın erkek rollerine tepkiselci yaklaşan yeni cinsiyet akımlarının hedefinde öncelikle aile ve en son ulus vardır. Ulus alanındaki ailede kadın ve erkek rolleri kabiledeki cinsiyet rolleriyle bir değildir. Yasanın otorite olduğu ulus düzleminde cinsiyetlere ayrıcalık tanınmadığı gibi erk de sorumluluk bilincine tekabül eder. Yurttaşlık mükellef olmaktır ve vurgu bunun üstünedir. Monarşinin, Feodalizmin, kabile toplum düzeninin belirlediği toplumsal cinsiyetlerin, cinsiyet rollerinin üstüne çıkmış ve güçle değil sorumlulukla yüklenmiş erkeklik kadınlık rollerine ulus düzleminde ulaşılır. Kapitalizm, yenilenen ve çeşitlenen üretim biçimine uygun erkeksizliği ve bununla kadınsızlığı çokcinsellik yönelimleriyle gerçekleştirir. Cinsellik bugün ne ailenin ne de gönül ilişkisinin içeriğidir. O artık endüstriyeldir ve hazların eylemi dört bir yana yayılmıştır. Toplumun baskılandığı, baskıladığı din, örf ve yasa tarafından belirlenen cinselliğin, cinsel kimliklerin belirleyicisi bugün sektördür. Baskı toplumdan, insandan ve yasadan alınıp pazara, onun yarattığı arzuya ve karşılanmasına bırakılmıştır. Pazarın baskısı ise serbestliğidir.
Küreselleşme egemenlerin ekonomisinin tıkanıklığındaki çözümdür. Küresel pazarda ulusunu koruyanlar egemenler iken, ulusu işgal edilenler küreselleşmeye maruz kalan uluslar olacaktır. Bu uğurda ulusal her değer patolojik olarak adlandırılacaktır. Her şeyin translaştığı zamanda işgale gerek kalmayacak, pazarın yayılmasıyla egemenler elde edeceklerini elde edeceklerdir. Bugün sınır ötesi hegemonyaya karşı ulusal değerlerin; ailenin ve toplumsal cinselliğin korunması, ulusun varlığının korunmasının temeli olacaktır.
Ulusal düzlemdeki kadın rolü, erkek rolü ailenin ve nihayetinde cumhuriyetin koruyucu rolleridir. Sorumlulukla yüklenmiş ve kadınla eşit olan erkek rolü de bu alanda; ulusal düzlemde mümkündür. Ulusal düzlemde yasanın belirlediği erkek ve kadın rolleri silindiğinde bir varlık iddiası ise mümkün değildir. Ulusun erkeğini, erkek rolünü silmek, askeri, orduyu, babayı ve kuralları silmek demektir. Hakimi olmayan, eril kuvveti olmayan millet yokluğuyla eş değerdedir. Süleyman Belkıs’a savaş bile teklif etmez mesela; yıkım tehdidi karşısında itaatini ister ve Belkıs da yok oluşu pahasına bir savaş iddia etmeden ehliyle birlikte teslim olur. Kadınlıklar ve erkeklikler arasında, korunacaklar ve koruyacaklar arasında rollerin belirlenmesi, ulusun devamlılığı, geleceğin yaşamı adınadır. Temsil arenası cinsiyetlerin temsili için değil, onlar sayesinde ve onlar için kurulmuştur.
Toplumsal cinsiyet rollerinin, ailenin, babanın ve nihayetinde yasanın kaybedilmesi namına bütün cinsel yönelimlerin ve cinsiyetlerin özgürlüğü talebi, temsil talebi, küresel pazarı yöneten egemenlerin yönlendirdiği taleplerdir.

MERYEM ÇAĞIL

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir