KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Memun Fendi: İran ve Arap stratejik düşüncesinin krizi

Memun Fendi: İran ve Arap stratejik düşüncesinin krizi

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 8 dk okuma süresi
308 0

Arap dünyasında, İran’ın Arap ülkelerindeki sert müdahalesiyle ilgili gerçek bir sorunumuz var. Büyük güçler ve ekleri tarafından korunan İsrail’in kibirli yerleşim projesiyle bir sorunumuz, gerçek ve eski bir savaşımız var. Yine Türkiye ile daha az ölçüde bir sorunumuz var. Arap ulusal güvenliğine yönelik bu dış tehditlerle başa çıkmamıza izin veren yeni bir stratejik hayal gücü yaratma yeteneğine sahip miyiz veya bu yeteneğimiz var mı? Arap ulusal güvenliği fikri stratejik olarak faydalı bir fikir mi, yoksa bunu Arap Birliği çatısı altında birleşen çeşitli ülkelerin güvenliğinin bir toplamı olarak hayal etmek mi daha iyi?

Bu, stratejik çalışmalar ve bölgesel güvenlik çalışmaları alanındaki akademik eğitimimizin bir kusuru mu yoksa bölgesel güvenlik konularından bahsetmek konuyu netleştirmekten ziyade muğlaklaştırmaya mı katkıda bulunuyor bilmiyorum.

Güvenlikle ilgili meydan okumaları anlamanın, Arap Birliği çatısı altında yer alan ülkelerin çıkarları ne olursa olsun, ulus devletle başladığını düşünüyorum. Örneğin, İsrail’in Suriye ve Lübnan topraklarına müdahalesi, İsrail’in bu ülkelere yönelik tehdidinin boyutunun Mısır, Ürdün, Körfez ülkeleri veya Fas’a karşı da mutlaka aynı olduğu anlamına geliyor. Tehdit ve tehlike algısı bu ülkeler arasında farklılık gösteriyor ama genel söylemimiz onları benzer gösteriyor. Bu durum, söz konusu konularla ilgili konuşmalarımızı stratejik anlamlardan yoksun kılan kafa karışıklığının başlangıcıdır. Bu durum rasyonel araştırmacılar veya bölgesel güvenlik meseleleri ya da ulusal stratejik çıkarlarla ilgili meseleler ve bunları değerlendirme yollarını inceleyenler için de geçerli. Kafa karışıklığı, tıpkı sütün su ile seyreltilmesi gibi, bu konunun da sulandırılmasına ve değer kaybetmesine yol açıyor. Değer kaybı bizi stratejik meseleleri ele alırken amatör hale getiriyor ve konuyu hakkında konuşmayı, yazmayı bilen ama bunun için mutlaka okumuş olması gerekmeyen herkese açık bir alana dönüştürüyor. Bana gelince, bu meselelerle doğrudan ilgilenenlerin ya da profesyonel olarak inceleyenlerin katıldığı stratejik meselelerin bahsedildiği seçkin bir ekolün mensubuyum.

Beni bu konuda yazmaya iten şey, Suudi Arabistan ve daha yakın zamanda BAE’ye yönelik Husi tehdididir. Bu ciddi bir mesele ve bu ülkelerin stratejik değerlendirmeleri açısından bakıldığında, İran tehdidi, İsrail veya Türk tehdidine göre önceliklidir. Bu, söz konusu ülkelere yönelik tehdit düzeyine ve tehlikeyi algılama derecesine uygun bir biçimde takdir edilmesi ve saygı duyulması gereken bir iç meseledir. Hal böyleyken, örneğin, Mağrip ülkelerinden biri bu tehditten bahsedip onu uzaktan birinin bakış açısıyla ele aldığında bir yanlış anlama ve değerlendirme ortaya çıkabilir. Bu yanlış değerlendirmeyi desteklemek ise suların bulanmasına, diyalogların ve zihinlerin kirlenmesine büyük katkı sağlar.

Maalesef bölgesel güvenlik konularında uzmanlaşmış ciddi akademik dergilerimiz yok. Ayrıca, dış ilişkiler ve stratejik konularla ilgili kamuoyu tartışmalarını ilerlemeye ve yükselmeye teşvik eden süreli yayınlarımız veya dergilerimiz bulunmuyor. Bu yayınlara örnek olarak, New York’taki Dış İlişkiler Konseyi tarafından yayınlanan ‘Foreign Affairs’ veya Londra’daki Chatham House tarafından yayınlanan ‘Dış İlişkiler’ dergilerini, hatta Japonya veya Pekin’deki Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün süreli yayınları verilebilir. “Münih Güvenlik” Konferansı düzeyinde stratejik diyaloglarımız da yok. Bu entelektüel fenerlerin ve onlarla birlikte normların yokluğu, Arap ulusal veya yerel güvenliği hakkındaki konuşmalarımızı muğlaklaştırıyor ve birbirlerini geçersiz kılmalarına yol açıyor. Çünkü gazetelerde yayınlananlar veya televizyon ekranlarında tekrarlananlar, yaşayan dillerin hiçbirine çevrilebilecek bir algı düzeyine ulaşmıyor. Çevrilse dahi sadece bu meseleler hakkındaki tartışmalarımızın amatörce veya ergence konuşmalar olduğu izlenimini verecektir.

Bu, Arap dünyasının bir uçtan diğer uca eğitimli ve pratik, stratejik beyinlerden yoksun olduğu anlamına gelmez. Bu konuda çok seçkin beyinler var ama onlar dağılmış bir tespihin taneleri gibi dört bir yandalar ve buluşup fikir alışverişinde bulunacakları, fikirlerin katı eleştiri, ciddi ve titiz övgülerin eleğinden geçirildiği bir yer arayan beyinlerdir. Bugün karşı karşıya olduğumuz stratejik meseleler, ulusal meseleleri ulusal kaygılarla iç içe geçiren, birbirine entegre eden yeni bir düşünce ve yeni bir hayal gücü gerektiriyor. Her şeyden önce de anlamamıza yardımcı olacak analiz ve bilgi enstrümanlarına sahip olmalıyız. Bu enstrümanların eksikliği, stratejik konularda sap ile samanı birbirine karıştırmaya, bazen de ciddi konuşmalara “falsoların” egemen olmasına izin veren temel sorunlardan. Karar alıcılar, Arap coğrafyamızdaki yaygın bilgisizliğin kurbanı oluyorlar.

Stratejik konularda bir yazı yazmak, okullarımızdaki Arapça derslerinde cümlelerin zarif ve güzel bir şekilde yan yana dizildiği bir kompozisyon değildir. Stratejik konularda yazmanın kuralları, prensipleri ve gerekli bir ön ​​eğitimi vardır.

Bugün Arap insanı, artık bilgisizlik oranının bilgi oranından daha fazla olduğu basında ve televizyonda bu konulara değinenlerin hatalarını düzeltemiyor. Gerçek şu ki bilişsel bir kriz içindeyiz. Kaldı ki gazetelerde yazılanlara, televizyonda yayınlananlar ile sosyal medyada dolaşanlar da eklendiğinde, sadece bir kriz değil, bir felaketle karşı karşıya kalıyoruz.

Bu hatanın düzeltilmesine nereden başlanabilir? Bilgisizlik seline karşı koymak için bilgi kapılarını koruyan muhafızlar fikrine yeniden ve daha katı bir şekilde geri mi dönmeliyiz, yoksa normların yokluğu fikrine yenik mi düşmeliyiz? Soru ilgilenen herkesedir.

Memun FendiŞarkulavsat

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir