KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Memmed ISMAYILOV: Şuşa ve Moskova Beyannameleri’nin Güvenliğe İlişkin Hükümlerinin Mukayesesi

Memmed ISMAYILOV: Şuşa ve Moskova Beyannameleri’nin Güvenliğe İlişkin Hükümlerinin Mukayesesi

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 10 dk okuma süresi
54 0

Uluslararası hukuku devletler arasında yapılan ve uluslararası hukukun bağlayıcı kaynakları olarak addedilen antlaşmalar biçimlendirmektedir. Diğer bir ifadeyle uluslararası hukukun bağlayıcılığını sağlayan kaynaklardan biri ve en önemlisi antlaşmalardır. Antlaşma akdetmekle devletler birbirilerine karşı yükümlülük içerisine girmektedirler. Bu yükümlülüklerin ihlali ise ihlal eden devletin sorumluluğunu doğurmaktadır. Ayrıca antlaşmalar hukuku bağlamında antlaşmanın taraflarından birinin antlaşmayı “esaslı ihlal”i diğer tarafın antlaşmadan her hangi sorumluluk altına girmeksizin antlaşmayı feshetmesine ya da antlaşmadan çekilmesine olanak vermektedir. Bu bağlamda antlaşmalar egemen devletler arasında birbirlerine karşı uyulması zorunlu kurallar oluşturmaktadır. Daha açık bir ifadeyle taraflardan birinin diğerinden askeri, ekonomik ya da coğrafi olarak güçlü olması ilgili antlaşmayı ihlal edebileceği anlamına gelmemektedir. Zira uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitliği ilkesi söz konusudur. Birinin diğerine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde üstülüğü yoktur.
Bu bağlamda son dönemlerde yapılan antlaşmalara örnek olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında 15 Haziran 2021 tarihinde Azerbaycan’ın işgalden kurtarılan Şuşa kentinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi” (Bundan sonra Şuşa Beyannamesi olarak ifade edilecektir) ile 22 Şubat 2022 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova’da imzalanan “Rusya Federasyonu ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik Karşılıklı Faaliyet Hakkında Beyanname” (Bundan sonra “Moskova Beyannamesi” olarak adlandırılacaktır) lerin güvenliğe ilişkin hükümlerinin mukayeseli bir biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Her iki antlaşmada güvenlik bakımından en önemli hükümler meşru müdafaaya ilişkin olan düzenlemelerdir. İlgili hükümleri irdelemeden önce meşru müdafaa hakkının muhtevasını açıklamak faydalı olacaktır.
Meşru müdafaa hakkı bir devlete kendisine karşı yapılan saldırıya karşı kuvvet kullanma hakkı vermektedir. Meşru savunma hakkı tek veya ortak/müşterek bir şekilde kullanılabilmektedir. Ayrıca meşru savunma hakkı uluslararası hukukta yapılageliş (örf-adet) kuralı değeri kazanmıştır. Diğer bir ifadeyle herhangi bir düzenlemede yer almasa dahi devletler meşru savunma hakkına doğal olarak sahiptirler.
Teorik çerçeveyi oluşturduktan sonra her iki antlaşmanın ilgili hükümlerini irdeleyebiliriz. Şuşa Beyannamesi’nin meşru müdafaaya ilişkin hükmü aşağıdaki şekildedir:
“Taraflardan herhangi birinin kanaatine göre onun bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine karşı üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleştirildiğinde, Taraflar, ortak istişareler yapacak ve bu tehdit veya saldırının önlenmesi amacıyla BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine uygun girişimlerde bulunacak, birbirine BM Şartı’na uygun şekilde gerekli yardımı yapacaklardır. Bu yardımın kapsam ve biçimi ivedi yapılan görüşmeler yoluyla belirlenerek ortak tedbirler alınması için savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına karar verilecek ve Silahlı Kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır.”
Şuşa Beyannamesi’nde yer alan bu hüküm hem evrensel bir örgüt olan Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 51’inci maddesinde hem de bölgesel bir örgüt olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 5’inci maddesinde yer alan meşru savunma hakkıyla hemen hemen aynı içeriğe sahiptir.
Dolayısıyla Şuşa Beyannamesi’nde yer alan ilgili hüküm, taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırı olması durumunda diğerinin hemen harekete geçmesini sağlayan meşru savunma hakkını içermektedir.
Moskova Beyannamesi’nin 6.maddesinde ise meşru müdafaa hakkı aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
“Rusya Federasyonu ve Azerbaycan Cumhuriyeti antlaşmanın tarafları olmak üzere, taraflardan birinin kanaatine esasen barışa karşı tehlike oluşturabilecek, barışı bozacak veya Taraflardan birinin güvenlik çıkarlarına zarar verebilecek bir durum oluştuğunda, aynı zamanda bu türden bir durumun oluşabilmesi tehdidi olduğu takdirde, bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla ertelenmeksizin gerekli istişarelerin yürütülmesine taraflar hazır olduklarını ifade ederler”.
Her iki antlaşmada yer alan hükümleri mukayese ettiğimizde Şuşa Beyannamesi’nde meşru müdafaa hakkının daha kapsamlı ve içeriği daha net bir biçimde düzenlendiği görülmektedir. Şöyle ki Şuşa Beyannamesi’nde yer alan “Taraflardan … birinin kanaatine esasen … onun bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslar arası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine karşı” ifadelerine yer verilirken Moskova Beyannamesi’nde bu ifadelere yer verilmemiştir. Dolayısıyla Moskova Beyannamesi’nde meşru müdafaa hakkının içeriği ve kapsamı belli değildir. Şuşa Beyannamesi’nde yer alan ifadeler meşru müdafaa hakkının uluslararası standartlarını oluşturacak biçimde düzenlenmiştir. Bu bağlamda Azerbaycan’ın bağımsızlığına veya egemenliğine ya da toprak bütünlüğüne veyahut da uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarına veya güvenliğine yönelik üçüncü bir devlet tarafından tehdit oluşturulduğunda Türkiye bu tehdidi kendine yönelmiş bir tehdit olarak kabul edecek ve kuvvet kullanma dahil her türlü önlemlerine alınması için Azerbaycan ile birlikte hareket edecektir. Dolayısıyla Türkiye Şuşa Beyannamesi’nde yer alan bu hükümle Azerbaycan’ın güvenliğini koruma amaçlı bir yükümlülük altına girmiştir.
Ayrıca Şuşa Beyannamesi’nde yer alan “üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleştiğinde” ifadelerine yer verilerek bu fillerin sahibi olarak üçün bir devlet ya da devletlere işaret edilmiştir. Oysa ki Moskova Beyannamesi’nde saldırının veya tehdidin kimin tarafından gerçekleştirilebileceğine yer verilmemektedir. Bu da ileri de tarafların yükümlülüklerini farklı yorumlamasına neden olabilir. Örneğin Azerbaycan sınırları içerisinde yaşayan etnik ermeni terör grupları Azerbaycan’a yönelik bir saldırı gerçekleştirdiğinde ve Azerbaycan’da buna mukabil Rusya’yı meşru müdafaa bakımından yardıma davet ettiğinde Rusya saldırıyı gerçekleştirenin üçüncü bir devlet olmadığı gerekçesiyle meşru müdafaa hakkının unsuru oluşmadığı gerekçesiyle bu talebi reddedebilir.
Şuşa Beyannamesi’nin ilgili hükmünde yer alan “silahlı Kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır” ifadesi de meşru müdafaa hakkının nasıl gerçekleştirile bileceği hakkında bize ipucu vermektedir. Bu ifadeler, taraflardan birine karşı bir saldırı oluştuğunda diğer tarafın kendi askeri kuvvetleriyle derhal yardım sağlayabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla bu ifadeler saldırıya karşı silahlı kuvvet kullanmak suretiyle karşılık verilebileceğini göstermektedir. Moskova Beyannamesi’nin ilgili hükmünde ise bu türden ifadeler yer almamaktadır. Dolayısıyla Moskova Beyannamesi’nde saldırıya karşı nasıl, hangi yöntemle ve devletlerin hangi organı vasıtasıyla karşılık verileceği düzenlenmemiştir.
Sonuç olarak Şuşa Beyannamesi’nin meşru müdafaaya ilişkin hükmü meşru müdafaaya ilişkin aranan tüm unsurları taşımaktadır. Bu yönüyle bu hüküm uluslararası hukukun aradığı meşru müdafaa hakkının tüm standartlarını kapsamaktadır. Ancak Moskova Beyannamesi’nin 6.maddesi meşru müdafaa hakkının neredeyse hiçbir unsurunu taşımaktadır. Bu bakımından ileri de Azerbaycan’a yönelik bir saldırı veya tehdit oluştuğunda Rusya bu hükmün belirsizliğinden istifade ederek meşru müdafaa hakkının oluşmadığını ileri sürerek sürekli yükümlülüklerinden kaçınmaya çalışacaktır.

Memmed ISMAYILOV Kafkassam

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.