KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Mehmet ÖZCAN: İSTANBUL’DA DEPREMLE MÜCADELE ÖNCESİNDE ALINACAK TEDBİRLER NELER OLMALIDIR?

Mehmet ÖZCAN: İSTANBUL’DA DEPREMLE MÜCADELE ÖNCESİNDE ALINACAK TEDBİRLER NELER OLMALIDIR?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
242 0

06.02.2023 tarihli Kahramanmaraş depremleri tekrar gösterdi ki Türkiye bir deprem ülkesi ve depreme hazırlık öncelikli planlamalar arasında yer almak zorunda. Tektonik olarak Türkiye’nin en önemli iki fay hattından birini oluşturan Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun (KAFZ) etkili olduğu İstanbul’da yakın gelecekte büyük bir deprem meydana gelme potansiyelini ifade eden birçok araştırma yapılmıştır.
 
Prof. Dr. Xavier Le Pichon başkanlığında yürütülen, aralarında Prof. Dr. Celal Şengör, Doç. Dr. Emin Demirbağ ve Prof. Dr. Naci Görür’ün de bulunduğu 12 bilim adamı tarafından gerçekleştirilen araştırmada Marmara içinde tek hat halinde iki aktif fay hattı tespit edilmiştir.
 
İlk fay Körfez’den çıkıp Çınarcık’ın kuzeyinden Büyükçekmece–Yeşilköy açıklarına kadar gelmekte olup uzunluğu yaklaşık 110 km’dir. İkinci fay hattı ise 85 km uzunluğunda olup Büyükçekmece’den başlayıp ve Mürefte’ye kadar devam etmektedir. Marmara’da meydana gelecek depremin tek ya da iki kırılma şeklinde gerçekleşebileceğini belirten uzmanlara göre, fayın tek kırılması durumunda depremin büyüklüğü 8 ML’ye yakın, iki parça halinde kırılması durumunda ise en az 7 veya 7′den büyük olacaktır.
 
İTÜ Meteoroloji ve Afet Yönetim Profesörü Dr. Mikdat Kadıoğlu, İstanbul’a 20 km uzaklıkta bulunan 174 km boyundaki fayın 7,4 büyüklüğünde bir deprem üretme ihtimalinin yüzde 70 olduğunu ifade etmiştir. Kadıoğlu, söz konusu depremde can kayıplarının yanında ekonomik olarak da büyük bir yıkım yaşanacağına dikkat çekmiştir.
 
Almanya merkezli Geomar Helmholtz Okyanus Araştırma Merkezi’nin Marmara Denizi’nin altında iki yıldan fazla bir süredir yaptığı incelemelerin sonuçlarına göre, denizin altındaki tektonik gerginliğin arttığını ve bunun da 7,1 ile 7,4 ML arasında bir büyüklükte deprem meydana getirmesinin muhtemel olduğunu ifade etmiştir.
 
Beklenen büyük İstanbul depremi ile ilgili referans teşkil edecek bir diğer kaynak ise Marmara Bölgesi’nin tarihteki sismik hareketlerinin incelenmesi olacaktır. Marmara’nın geçmişi incelendiğinde, özellikle İzmit çevresinde bir deprem olduğunda sarsıntıların yavaş yavaş batıya uzanıp İstanbul’u vurduğu ve İstanbul depreminin günlerce devam ettiği görülmüştür.
 
Yapılan bu ve diğer tüm çalışmalar ve Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun 1939 Erzincan Depremi’nden bu yana İstanbul’a doğru bu fayın sık sık harekete geçtiği, Marmara Bölgesi’nde en sık deprem olan bölgenin de İstanbul olduğu görülmektedir. Dolayısıyla İstanbul’da yakın tarihte büyük bir deprem olacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.
 
Günümüz teknolojisi ile depremin önceden tahmin edilmesi mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla depremin önceden nerede, ne zaman ve hangi büyüklükte ortaya çıkacağı tahmin edilememektedir. Bu nedenle 2022 yılı TÜİK verilerine göre 16 milyona yakın nüfusu, sahip olduğu ekonomik önemi, kültürel mirası ve stratejik konumu dikkate alındığında, yakın gelecekte meydana gelmesi kuvvetle muhtemel olan yıkıcı bir İstanbul depremi için her türlü önlemin alınması ve hasarın en aza indirilmesi için çalışmaların başlatılması büyük önem arz etmektedir.
 
Genel olarak İstanbul’da meydana gelmesi muhtemel büyük deprem öncesinde alınması gereken tedbirler 3 başlık altında toplanabilir.

Bunlar;

1. Risklerin Belirlenmesi

Depremin etkilerini, depremin ortaya çıktığı fiziki ortam büyük oranda etkilemektedir. Depremin nerede ortaya çıkacağının tahmin edilememesi risklerin belirlenmesi kapsamında herhangi bir bölge üzerine yoğunlaşmayı engellemektedir. Fakat son yıllarda ortaya konan deprem risk haritaları aktif fayların yerlerini açıkça göstermektedir. Bu durum risk yönetimi için büyük bir avantaj sunmaktadır. Aktif fayların bulunduğu bölgelerin fiziki özelliklerini dikkate alarak hazırlanan bir risk yönetiminin başarılı olma şansı çok daha yüksek olacaktır.
 
2. Zemin Etütlerinin Yapılması

Yapıların üzerine konuşlandığı zeminin jeolojik yapısı, Jeofizik ölçümlerle belirlenmesi konusu hep ihmal edilmemesi gereken bir olgudur. Olası bir depremde kaya ortamlarının görece olarak çok sağlam olarak algılanması yeni risklere açık bir kapı bırakmaktadır. Kaya ve zemin ortamı olarak düşünülen alanlarda Jeofizik ölçümlerle direkt olarak belirlenen zemin hakim frekansının rezonansı önlemede en önemli parametrelerden biri olduğu unutulmamalıdır.
 
Günümüzde İstanbul ili Avrupa Yakasında zemin koşullarını belirlemeye yönelik mikrobölgeleme çalışması sadece Küçükçekmece Gölü’nün batı kenarına kadar tamamlanmıştır. Diğer bölgelerde de çalışmalar tamamlanmalıdır. Özellikle basen yapısının belirlenmesinde mikrogravite ölçümlerinin uygulanarak deprem dalgalarının daha fazla nerelerde hissedileceği mutlaka modellenmelidir.

3. Yapı Denetimi
Kamu-özel ayrımı yapılmaksızın bütün yapıların Yapı Denetimi Kanunu’na tabi olması bir an önce sağlanmalıdır. Yapı denetimi, “kaliteli ve afet güvenli bir yapılaşmayı gerçekleştirmek için” etüt-proje ve yapı üretim süreçlerinin denetimini gerçekleştiren bir sisteme” dönüştürülmelidir. Başarılı bir Yapı Denetim Sistemi ancak, arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere “etüt-proje ile etüt- projeye uygun “yapı üretim” süreçlerini denetleyecek bir sistematiğin oluşturulması ile mümkün olabilmektedir.
 
Günümüzde yapı denetimi, özel firmalar aracılığıyla yapılmakta, kamusal özellik taşıması gereken hizmet, ne yazık ki piyasanın rekabetçi koşullarına terk edilmektedir. Yapı denetim firması, denetlemekle yükümlü olduğu işverenle ücret ilişkisi kurmaktadır. Bu ilişkiden sağlıklı bir denetime ulaşmak mümkün değildir.
 
Bu 3 ana başlık dışında İstanbul’da yaşayan bireylere deprem konusunda eğitimlerin verilerek insanların bilinçlendirilmesi, kentsel dönüşüm projelerinin hızlandırılması, sanayi tesislerinin yer seçiminin deprem anında meydana gelebilecek olumsuz sonuçların önüne geçmek amacıyla bölgenin yerel koşullarının da göz önünde alınarak yapılması, özellikle deprem sonrası zarar görmesi muhtemel iletişim alt yapısının gözden geçirilmesi ve gerekli önlem ve geliştirilmelerin yapılması ve planlı bir göç planlamanın yapılması olası bir depremde oluşabilecek olumsuz sonuçların en aza indirgenmesinde etkili olacaktır.

Acil Eylem Planı
Deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasında yapılacakların yer aldığı bir Deprem Acil Eylem Planı’nın belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Deprem öncesinde gerek konutlarda gerekse işyerleri ve kurum binalarında deprem anında insanlara zarar verebilecek eşyaların ne şekilde ve nerelere konulması, deprem anında bireylerin kendilerini nasıl güvene alacağı ve deprem sonrasında hayatta kalan bireylerin hem kendileri hem de diğer bireyler için nasıl davranmaları gerektiğini net bir şekilde ifade eden Deprem Acil Eylem Planı mutlaka hazırlanmalıdır.
 
Dr. Mehmet ÖZCAN

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir