Tahran – Moskova ilişkisinin geleceği

Rusya, Suriye’ye İskender füzelerini yerleştirdi Mi

Gürcistan’ın NATO’ya neden ihtiyacı var?

İmamoğlu var, amma çözüm yox” – İstanbul müəmması davam edir

Mehmet Emin Resulzade 135 yaşında

Azerbaycan 31 Ocak 2019
32

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Milli Şurası’nın (Kurucu Kadrosunun) Lideri

Mehmet Emin Resulzade, 71 yıllık ömrünün 50 yılından fazlasını aktif bir mücadelenin yanı sıra önemli düşünce eserleriyle de taçlandırmıştır. Resulzade’nin tüm eserlerinde dikkatli ve objektif gözlemleme yeteneği, demokratik ve hakkaniyetli değerlendirme becerisi onun yazı üslubunu oluşturmuştur.
Biz, sadece kaleme alındığı hareketli yılların değil, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 100. yılında günümüzün siyasi gerçeklerinin de daha iyi anlaşılması için Resulzade eserlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Örneğin, Mehmet Emin Bey’in henüz Azerbaycan’da iken yazdığı Asrımızın Siyavuşu, ciddi bir metin ve söylem analizi henüz yapılmamış eserlerindendir. Ülkesinin tarihî, siyasî, coğrafî, etno-kültürel, sosyolojik, demografik gerçekleri ve diğer özellikleri dikkate alınarak yazılan bu eser, Azerbaycan’ın sadece geçmişine değil, geleceğine de ışık tutan, problemleriyle birlikte onların çözüm yollarını da gösteren bir kılavuz niteliğindedir.
Siyasi mücadelesini “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” şiarıyla ifade edip bu hedef doğrultusunda sürdüren Resulzade, 1923-1927 yıllarında İstanbul’da neşrettiği ve toplam 95 sayısı çıkan Yeni Kafkasya dergisinde birbirinden değerli yazılar kaleme almıştır. Yeni Kafkasya’nın yayımlanmaya başladığı dönemde en az yirmi yıllık gazetecilik deneyimine sahip Mehmet Emin Bey neyi, nerede ve ne zaman yazacağını iyi bilen usta bir kalem sahibiydi.
Biz, “Resulzade eserlerinin ve söylemlerinin, zaman ve zemin gerçeği de dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerekir!” diyoruz çünkü bu eser ve söylemlerde dile getirilen kavramların, -kendimiz de dâhil- büyük bir çoğunluk tarafından tam olarak anlaşılmadığını düşünüyoruz. Kavramların anlaşılmaması ise doğal olarak, bu eserler aracılığıyla verilmek istenen mesajların da anlaşılmaması demektir.
Resulzade ve dava arkadaşlarının, soylu bir mücadele sonucunda elde ettikleri başarıyı retrospektif ve perspektif zaman gerçeği ile siyasi-stratejik ve coğrafi mekân gerçeğini göz önünde bulundurarak değerlendirdiğimizde yaklaşık şöyle bir sonuca varıyoruz: Çarlık Rusya ile Şahlık İranı arasında 1813 tarihinde imzalanan Gülistan Antlaşması’yla başlayıp 1828 tarihli Türkmençay Antlaşması’yla şiddetini artıran ve 28 Mayıs 1918’de “biten” toplam 105 yıllık Çarlık Rusya İmparatorluğu ile 27 Nisan 1920 işgaliyle başlayıp 1991’de biten 71 yıllık Bolşevik (Komünist) Rusya “İmparatorluğu” arasına sıkıştırılmış 2 yıllık bile olmayan bir bağımsızlık dönemi yaşanmıştır. Daha net söylersek toplam 176 yıllık (2112 aylık) Rus esareti dönemi arasındaki 2 yıllık (hatta 23 aylık) milli istiklâl (bağımsızlık) döneminden söz ediyoruz. Yani 176 yıla karşı 2 yıl, 2112 aya karşı 23 ay…
Bu esarete karşı bağımsızlığın mekân boyutu ise yaklaşık olarak şöyledir: 1917-18’de Çarlık Rusya İmparatorluğu’nun toplam yüz ölçümü 21 milyon 800 bin (21 milyon 799.825) km2 iken bağımsızlığını elde eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin yüzölçümü ise sadece 92 bin 160 km2 olmuştur. Bu ise yaklaşık olarak Çarlık Rusya’nın 237 binde biri demektir. Yani 100 bin km2 bile olmayan bir coğrafyanın, kendisinin 237 bin katı bir coğrafyaya iki yıl boyunca kafa tutması, takdir edilir ki büyük bir kahramanlıktır. Bu cesareti ancak İsveç İmparatorluğu ile Çarlık Rusya İmparatorluğu arasına sıkışmış ve Snelman gibi büyük devlet adamları sayesinde “beyaz zambaklar ülkesi” haline gelen Finlandiya’nın kahramanlığı ile karşılaştırmak mümkündür.
25 Ekim 1917’de Çarlık Rusya’ya karşı darbe (veya Sosyalist devrimi) yapıp iktidara gelen Bolşeviklerin, seleflerinden daha acımasız bir halef; cazip vaatlerine, tatlı dillerine rağmen onlardan daha müstevlî (istilacı) bir emperyalist güç oldukları M. E. Resulzade tarafından sıkça dile getirilmiştir. Resulzade’nin “Defalarla dedik, yine diyoruz: Çar Rusyası’nın ‘men’ ve tahdidat’ sistemi ile yapamadığını Bolşevik Rusyası ‘müsaade ve tevsi’ usulü ile icrâ edecektir.” söylemi, yukardaki nitelendirmemizin kanıtıdır.
Aslında Resulzade ve dava arkadaşları, Çarlık Rusya İmparatorluğu’nun coğrafi ihtişamından aldığı gücün mikyasını, bu monarşinin “milletler hapishanesi” olarak ifade edilen antidemokratik yapısını çok iyi biliyorlardı. Çarlık rejiminin tahtına oturan Bolşevikleri ise tanımaya henüz fırsat bulamamışlardı. Bolşeviklerin emrinde olan XI. Kızıl Ordu güçlerinin Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na yardım bahanesiyle güzergâh olarak kullandıkları Azerbaycan topraklarına girip 27 Nisan 1920 tarihinde yaptıkları kıyım sonucu gerçekleştirdikleri kızıl işgalden sonra ise onları (Bolşevikleri) daha iyi tanıdılar.
Demek ki 28 Mayıs 1918 – her şeyden önce tarihi bir kahramanlıktır. Bizler, bu kahramanlığın ve tarihi cesaretin varisleri olarak onun değerine değer katmak zorundayız çünkü 1991’de bağımsızlığına yeniden kavuşan bugünkü Azerbaycan Respublikası kendi varlığını 28 Mayıs 1918 – 27 Nisan 1920 tarihleri arasında mevcut olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne borçludur. Resulzade bunu 90-95 yıl önce hissetmiş olmalı ki Yeni Kafkasya’daki yazılarının birinde “… halktaki Türklük ruhunu yükselten, ona mefkûre harareti veren, hür vatan meyvesini yetiştirecek istiklâlcilik fidanını kendi masum kanı ile suvaran fedakâr bir zümre vücuda gelmiş…” diyor.

Mehmet Emin Resulzade’nin aydın kişiliği üzerine
Sözlük anlamı “Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver”, olan aydın, “sahip olduğu bilgi, görgü ve deneyim ile sıradan insanlardan farklı olarak, içinde yaşadığı topluma ve tüm insanlığa yararlı olan, onlara öncülük eden kişi”dir.” M. Fuat da “Aydın Nitelikleri” adlı yazısında “aydın olmanın temelinde elbette bir bilgi birikimi yer alır ama bu birikimi sağlayacak olan yalnızca öğrenim kurumları değil, öncelikle okuma alışkanlığıdır…” demektedir. Grigori Petrov ise ünlü Fin aydını ve önce kendisinin, sonra da Yeni Finlandiya’nın – “beyaz zambaklar ülkesi”nin mimarı Snelman’ın diliyle “… Aydınlar halkın beynidir. Aydınların vazifesi halkın zekâsını, vicdanını, irade ve enerjisini uyandırmak, harekete geçirmektir. Halkın düşünme yeteneğini canlandırmak; işçileri, köylüleri ve toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmektir…” diyor.
Mehmet Emin Resulzade de M. Fuat ve G. Petrov’un söz ettiği aydın niteliklerinin tümüne sahipti ve üstelik son nefesine kadar davasının eri olan mücadele insanı idi.

Yeni Kafkasya Yazıları’nın ve Resulzade söylemlerinin önemi üzerine
Resulzade, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin Bolşevik Rusya tarafından işgalinin ardından bir ara saklandığı Lahıç günlerinden, orada tutuklanıp Bakü’ye getirilmesinden; Stalin’in, kendisini hapishanedeki ziyaretinden; Moskova’ya götürmesinden; Moskova günlerinden, Moskova’dan kaçışından… sonra geldiği Türkiye’deki ilk işi Azerbaycan Cumhuriyeti: Keyfiyet-i Teşekkülü ve Şimdiki Vaziyeti adlı eseri ile Lahıç’ta yazdığı Asrımızın Siyavuşu eserlerini yayımlatmak (ikisi de İstanbul, 1922) olmuştur. 1923’te ise beş yıl boyunca (1923-1927) ve toplam 95 sayısı çıkacak olan Yeni Kafkasya dergisini yayımlamaya başlamıştır. Bu anlamda Resulzade’nin Yeni Kafkasya yazıları, oldukça önemlidir.
Daha geniş bir coğrafyada – Kuzey Kafkasya topraklarından da bir kısmını içine alan bir alanda birleşik ve federatif bir Kafkasya devleti kurmayı hayal edip özellikle Bolşevik Rusya’ya karşı ciddi bir güvenlik çemberi oluşturmaya çalışan Kafkasya hürriyetperverleri, kendi aralarında anlaşamamış ve birbirlerinden ayrılmışlardı. Birleşik Kafkasya hayalinden bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti gerçeğine dönüşen bu hareketli ve sancılı süreçte Azerbaycan heyeti, “Birleşik Kafkasya masası”nı en son terk eden, dolayısıyla vebali en az olan müttefik idi. Bu heyetteki kişiler iyi bir eğitim görmüş veya özellikle milli matbuat dünyasında kendilerini iyi yetiştirmiş entelektüellerden oluşuyorlardı.
Matbuat, gerçekten de iyi bir mektepti ve dönemine göre en etkileyici güçtü. Resulzade, “Türk matbuatının tesisi ile neşir ve tamime başladığı içtimai fikirlerden biri Şiî ve Sünnî ihtilafının ref’i idi.” sözleriyle matbuatın toplumsal bir barış aracı olduğunu da ifade ediyordu. Resulzade’ye göre “milletin şuurunu terbiye ve iradesini temsil eden münevver zümrenin … en büyük âleti”, matbuattı. Mehmet Emin Bey, matbuatın bir diğer sosyolojik-siyasi görevinden de söz ediyor ve şöyle diyordu: “Konuştuğu lisanda ilk gazeteye malik olan cemiyet, bir milliyet iken, millet olmaya başlamış demektir. Hayatında matbuat ananesine malik bulunan bir halk ise teessüs etmiş bir millettir.”
Resulzade, ciddi bir devlet adamı olmanın yanı sıra büyük gazeteci, yetenekli muharrir, etkileyici hitâbet ustası da olduğunu Yeni Kafkasya dergisinde yayımlanmış hitabeleri ve yazılarında kanıtlamış bir aydındır. Bu yazılar, incelenmesi, satır aralarının da okunarak deşifre edilmesi, çeşitli açılardan çözümlenmesi gereken söylemlerle doludur. Örn. “Târih-i kadîmin takdîs eylediği ateşe mümâsil asr-ı hâzırın i’lâ eylediği şey petroldür…” (Yeni Kafkasya Yazıları, s. 42); “Kafkasya’nın hürriyetini temin eden şey Rus saldatının kıyâfesindeki yenilik olamaz…” (YKY, s. 43); “… Çarizm zamanındaki eski Kafkasya idaresi ile şimdiki Kafkasya idaresi arasında, Kafkasya milletlerinin hakiki hürriyet ve hâkimiyetleri nokta-i nazarından katiyen bir fark kalmamıştır.” (YKY, s. 44); “Defalarla dedik, yine diyoruz: Çar Rusyası’nın ‘men’ ve tahdidat’ sistemi ile yapamadığını Bolşevik Rusyası ‘müsaade ve tevsi’ usulü ile icrâ edecektir.” (YKY, s. 50); “Bir halkın milliyetini tetkik ederken konuştuğu lisânın ehemmiyeti varsa, bu itibarla Azerîler Türktür.” (YKY, s. 54); “Dede Korkud’un lisanı bugün Erivan ile Tebriz’de söylenen lisândan pek de farklı değildir.” (YKY, s. 55); “Bolşeviklerce milliyet geçici bir devirdir. Milliyetperverlik terviç edilmez ona yalnız tahammül olunur.” (YKY, s. 58) vb. bunlardan sadece birkaçıdır.
İşte biz, Resulzade’nin özellikle mülteci olarak yaşadığı yıllarda “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” ümidini kaybetmeden yazıya döktüğü ve gelecek kuşaklara ışık tutacak nitelikte olan söylemlerinden (özellikle “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!”den) söz etmeğe çalışacağız. Bu söylemlerin yeniden değerlendirilmesi, her şeyden önce hep tekerrür eden tarihte güncellenmesi gereken milli düşüncenin yönünü belirlemek için gereklidir. Resulzade eserlerinin, sözün geniş anlamında yeniden okunması, geçmişten daha çok gelecekle ilgilidir. Geleceğimizi nasıl planlayacağımız ve şekillendireceğimiz konusunda karar vermemiz için, tereddütlerimizi gidermemiz içindir. Bu okumalar Mehmet Emin Resulzade’nin dikkatli gözlemleri sonucu yapmış olduğu sosyolojik ve psikolojik analizlerinin satır aralarını yakalamak açısından önemlidir. Resulzade’nin futuralist saptamaları onun tarihe bütüncül ve felsefi yaklaşımının ne kadar derin ve dakik olduğunun da göstergesidir.

Mehmet Emin Resulzade’nin kavram hassasiyeti. “İnsanlara Hürriyet, Milletlere İstiklal!” söyleminin kavram analizi denemesi
Resulzade eski bir yazı adamı ve deneyimli bir gazeteci, ciddi bir aydın olarak terim ve kavramlar konusunda oldukça titiz, son derece hassas bir kişiliğe sahiptir. Kullandığı her sözü tartarak kaleme alan Mehmet Emin Bey’in bu konudaki hassasiyetini merak edenler Yeni Kafkasya’da Azerî imzasıyla kaleme aldığı “Seyr ü Sefer Kararnamesi Münasebetiyle” yazısı ile imzasız yayımladığı “Azerî Matbuatının Şanlı Hatırası” yazılarını okuyabilirler.
Aslında bu çalışmanın bir önceki bölümünde özetlenenler, Resulzade dilindeki söylemlerin böylesi bir kuramsal çerçeveye oturtularak da çözülebilir olduğunu göstermek içindir. Biz, bu söylemlerin tamamını bir yana bırakıp “Bir söylemin anlamı, onu oluşturan kavramların ve sentaktik oluşumların toplamına eşittir!” ilkesine dayanarak Resulzade’nin “İnsanlara Hürriyet, Milletlere İstiklal!” söyleminin kavram boyutlarına değinmeye, bu kavramlarla inşa edilen söylemi çözümlemeğe, ardından da bir sonuca varmaya çalışacağız.
“İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” şeklinde sembolize edilen son derece beşeri ve siyasi-ideolojik hedefin inşasında en az 4 + 2 + 1 (toplam 7) kavram yer almaktadır ki o da insan, hürriyet, millet, istiklal (4 leksik kavram / leksem); “İnsanlara hürriyet!”, “Milletlere istiklal!” ve “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” (1 + 1 +1 = 3 sentaktik kavram / sintagm) unsurlarından ibarettir. Resulzade’nin, sosyolojik ve politik-ideolojik boyutlarını da kast ederek dile getirdiği bu söylemin tarihsel, filolojik, gramatik, lengüistik, psikolojik, hukuki, demokratik, stratejik, teolojik vb. boyutlarının tamamı ontolojik, epistomolojik okumalar ve diakronik, senkronik, paradigmatik, sintagmatik yöntemlerle ayrıca irdelenebilir. Aslında bu söylemin tam analizi, onun, ilgili alanların tamamı yönünden değerlendirilmesinden sonra belki yapılmış sayılabilir. Bu anlamda, “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” şeklinde “termîz edilmiş” (sembolleştirilmiş) derin anlamlı söylemin metakronik (zamanüstü) bir özelliğe sahip olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Yani ilgili söylemin siyasi terminolojide ne anlamlarda kullanıldığı, söylem içinde yer alan unsurların felsefi, psikolojik ve sosyolojik yönü; demokratik tarafı; slogan niteliği (hitabet gücü ve retorik boyutu); epistomolojik ve ontolojik tahlili, ekonomik yanı vb. kapsamlar / işlemler, şimdiye dek belirlenmiş ve yapılmış değildir. Biz, yukarda sadece bir kısmını belirttiğimiz niteliklerin tamamını ihtiva eden söz konusu söylemin kapsamlı bir çözümleme ve yorumlamayı fazlasıyla hak ettiğini düşünüyoruz.
Çalışmamızın bundan sonraki kısmında Resulzade’nin yüzlerce söylemi içinden seçtiğimiz ve “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” şeklinde sembolleştirilen sintagmı üzerinde durmaya çalışacağız.
Öncelikle, bu söylemin inşasında yer alan kavramları biraz yakından tanıyalım:

İnsan kimdir, kim değildir?
Sosyolog Dr. Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı adlı ünlü eserinde “insan” kavramının üzerinde durarak onu genişçe irdeler. “İnsan”ın kavramsal boyutunu ele aldıktan sonra “biyolojik insan” ile “sosyolojik insan”ı birbirinden ayırır ve “insan imek” ile “insan olmak” kavramları üzerinde durur. “İnsan imek” için “beşer”; “insan olmak”a da “insan” diyen Şeriati, “insan olma” sürecinde a) “bilinçlilik” (varlığının farkında olan varlık); b) “seçme yeteneğine sahip; c) “yaratıcı özelliği” olan kişi olmak üzere üç vasfı (niteliği) kaydeder ve “insan”ın tanımını yaklaşık olarak şöyle yapar: “İçimizden her biri, öz benliğinin varabildiği ölçüde, gerçekten seçim yapabilme aşamasına ulaşabildiği ölçüde, sonra oluşmayanı ve doğada bulunmayanı meydana getirebildiği ölçüde … ‘insan’ olabilmiştir.”
Şeriati, insan olabilme sürecinde 1) “Düşünüyorum, demek ki varım!” (Descartes); 2) “Duyumsuyorum, demek ki varım!” (Gide) ve 3) “Başkaldırıyorum, demek ki varım!” (Albert Camus) aşamalarını da önemli bulduğunu belirtir ve “… Başlangıçtan beri bilinçsiz bir kul olarak ibadet eden insanın ibadeti değersizdir. Başkaldırma bilincine ulaştıktan sonra itaat eden insanın itaati ise iradi bir itaattir. Şu hâlde insan, tabiat içinde seçebilen tek varlıktır…” der. Sonra ise “… İnsan üç boyutlu, üç yetenekli bir varlıktır. Bu yetenekler önce öz benliğinin… bilincine varma yeteneği; (ikincisi) özgür olmak özelliği, üçüncüsü de sanayi ve güzel sanatlar alanında yaratıcılık niteliğidir.” diye ekler. Tahlillerini Kuran-ı Kerim’i referans göstererek sürdüren Şeriati’ye göre “İnsan, bütün tabiat varlıklarından ayrı olarak öyle bir varlık olur ki başkaldırabilir, seçebilir, bilinçlenebilir, doğaya karşı yaratıcılık yeteneğini kullanabilir… Şimdi bu bilinçli, seçebilen ve yaratıcı varlık, dört zorlayıcı gücün, dört zindanın baskısı altındadır ki, bu güçler, insanı öz benliğinin bilincine varmaktan, yaşamı çevresindeki seçim yeteneğini kullanmaktan ve yaratıcılık yeteneğinden yararlanmaktan alıkoymaktadır. Maalesef çağımız insanının büyük trajedisi buradadır… İlk olarak irade sahibi, bilinçli ve yaratıcı insan, ilk zorlayıcı gücün – Doğa’nın baskısı altındadır, bu zorun tutsağıdır. Doğa baskısı (Natüralizm), Tabiat temeline özellikle yaslanmaktadır, oldukça önemli ölçüde de gerçeklik payı vardır. İkinci zorlayıcı güç Tarihin (Historizm) baskısıdır…; üçüncüsü Toplum baskısıdır (Sosyologizm), dördüncüsü ise ‘Ben’ duygusudur ki buna da ‘Biyologizm’ demek mümkündür.
Ali Şeriati’nin çizdiği bu sosyolojik çerçeveyi, ana hatlarıyla “insan olma”, “aydın olma”, “düşünce adamı olma” için de temel bir norm saymak ve M. E. Resulzade’ye şâmil etmek mümkündür.
Konumuz, Mehmet Emin Resulzade’nin, “insan” kavramını “dört zindan” bağlamında ve sosyolojik boyutlarıyla irdeleyip-irdelemediği olmasa da kendisinin bu ölçülere uyan bir insan olduğunu tekraren söyleyebiliriz. Resulzade, “hürriyet” istediği insanların, onu hak etmek için mücadele etmesi, bedel ödemesi gerektiğini birçok yazısında dile getirmiştir. Resulzade’nin Yeni Kafkasya’daki yazıları zaman itibariyle 23 aylık Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin yıkılışından sonra kaleme alındığı için iki yıllık hürriyetin bedeli zaten ödenmişti. Resulzade ve dava arkadaşları, hürriyeti sadece kendi soydaşları ve yurttaşları için değil, tüm insanoğlu için istiyorlardı. Örneğin, Resulzade bir yazısında şöyle diyordu: “Dökülen kadın, çoluk çocuk kanının acısıyla icrâ-yı mezâlim edenlere lanet okuyoruz. İnsâniyette müşterek olduğumuz hasebiyle Gürcülere de o kadar acıyoruz.” Azerbaycan’ı işgal eden Rusya’ya karşı sert ifadelerden kaçınmayan Mehmet Emin Bey, “Kendi hudud-ı milliyesi dâhilinde kalan Rusya mesut olsun.” diyor… Böyle bir idealin taşıyıcıları olan Resulzade ve dâvâ arkadaşları, tüm insanlar için istedikleri hürriyetin bedelini, Azerbaycan’daki ikinci esaret dönemi – 70-71 yıl sürecek olan Bolşevik baskısı yılları (1920-1991) için de peşinen ödemiş sayılırlardı. Dolayısıyla Resulzade, “İnsanlara hürriyet” derken soydaş ve yurttaşları başta olmakla bu hürriyeti –onun değerini bilmek koşuluyla- tüm insanların hak ettiklerini düşünmektedir.
Son derece hakkaniyetli bir insan olan Resulzade, öncelikle “Yaratılanları Yaradan’dan ötürü sevmek” ilkesinden hareketle “insanlara hürriyet” hedefliyordu. İkincisi, mütedeyyin bir aile ve ortamda yetişen Mehmet Emin Bey, “kul hakkı” kavramını da iyi benimsemiş, bu konuyla ilgili Kuran-ı Kerim ayetlerini ve hadis-i şerifleri iyi öğrenmişti. Üçüncüsü, “Bende bağışlamazsa Allah da bağışlamaz!” (Kul affetmezse Allah da affetmez!) gerçeğini en azından yetişmiş olduğu milli maişet zemininden içselleştirmişti. Dördüncüsü, Resulzade demokrasiye inanıyordu, çağının en makbul hakkaniyetli siyasilerinden, en büyük demokratlarındandı. Beşincisi, Resulzade’nin 1910’lu yıllarda dile getirdiği bu slogan 1948’de kabul edilecek olan 30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin neredeyse tüm maddelerine, özellikle de 1., 2., 3., 16.1-2, 17., 18., 19., 21.3, 26.1-2, 28., 30. madde ve şıklarına uygundu. Söz konusu Beyanname’nin 29. maddesinin 1. ve 2. şıklarında da her türlü insan hakkına sahip bu kişilerin sorumlulukları dile getirilmiştir. Altıncısı, iyi bir edebiyat tarihçisi ve yüksek zevk sahibi bir edip olan Resulzade, “… düşünceleri, idealleri ve mücadeleleriyle Türk toplumunu kendi çağından başlayarak güçlü bir şekilde tesir altına almış; nesilleri peşinden sürüklemiş, onlara günümüze kadar yol göstermiş, örnek olmuş… ‘Hürriyet şairi Nâmık Kemal’in”
Umûmu müstefîd etmez husûsun hakkını ibtâl
Sakın bir ferdi ezme gayret-i efrâd lâzımsa
[Bir kişinin hukukunu ortadan kaldırmakla, toplumu özgür kılamazsın
Eğer fertlerin yani kişilerin gayretli olmasını istiyorsan sakın hiçbir kişiyi ezme]
beytinde dile getirdiği gerçeği hem yönetici olarak hem de liderlik vasfını hiç kaybetmediği 35 yıllık gurbet hayatı boyunca bizzat yaşayan ve onlara amel eden insandı…

Resulzade’ye göre Hürriyet nedir?
“Hürriyet” kelimesinin tek anlamlı olmasına rağmen “hürriyet” kavramının da tıpkı “insan” kavramı gibi geniş kapsamlı, çok yönlü, kullanım ve anlam alanı geniş bir mefhum olduğu görülmektedir. Ünlü Türk dilbilimcisi Berke Vardar, İÜ Edebiyat Fakültesi’nde 1964 yılında tamamlayıp savunduğu Etude lexicologique d’un champ nationnel. Le champ notionnel de la liberté en France de 1627 à 1642 konulu doktora tezinde, “liberty” (hürriyet) kavramının, 1627-1642 yılları arası Fransız toplumundaki kullanımını ele almıştı. Demek ki hürriyet kavramı Türk dünyasında basın çalışmaları başlamadan 290-300 yıl önce Fransa’da ciddi şekilde tartışılmış, Berke Vardar da bu kavramın sadece 15-16 yıl zarfındaki kullanımı üzerinde durmuştu.
Biz, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Heyecanlarımı ondan aldım” dediği; “‘Edip’ ile ‘kahraman’ı kişiliğinde birleştirmiş; vatan, millet, devlet, adalet, hürriyet, hak, hukuk gibi üstün değerlere eğilen bir sanatçı” gibi tanıdığımız ve “Ne gam pür-âteş-i hevl olsa da gavga-yı hürriyet / Kaçar mı merd olan, bir cân için meydan-ı gayretten” [Hürriyet kavgası korku ateşiyle dolu da olsa üzülecek bir şey yok. / Mert olan insan, canını korumak için gayret meydanından kaçar mı?] diyen Namık Kemal’in; “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir şair” olduğunu söyleyen Tevfik Fikret’in; Resulzade’nin, “ey büyük mübeşşir-i hürriyet” olarak saygıyla hitap ettiği ve fikirlerinden çok etkilendiği Ziya Gökalp’in; “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım” diyen Mehmet Akif’in … “hürriyet”lerinden yola çıkmanın, Resulzade’nin “hürriyeti”ni anlamamızı kolaylaştıracağını düşünüyoruz.
Resulzade’nin Yeni Kafkasya yazılarındaki “hürriyet” kavramı çeşitli nitelemelerle dile getirilmiş, temel düşüncenin merkezine oturtulmuştur. Örn., “Çarizm zamanındaki eski Kafkasya ile şimdiki [Sovyet – NM] Kafkasya idaresi arasında, Kafkasya milletlerinin hakiki hürriyet ve hakimiyetleri noktainazarından katiyyen bir fark kalmamıştır.” söyleminde Çarlık ve Bolşevik Rusya karşılaştırılması “hakiki hürriyet” üzerinden yapılmıştır. M. E. imzalı bir başka yazısında da ele aldığımız söylemin özellikle ikinci (Milletlere İstiklal!) kısmının hangi nedenlere dayanarak dile getirdiğinin ipuçlarını yakalıyoruz. Resulzade şöyle yazıyor: “… Hakiki sulh ise, kanaatimizce, yalnız, milletlerin kendi mukadderatlarına mâlik olmaları ile tahakkuk edecek.” Azerbaycan Parlamentosu’ndaki bir konuşmasında seslendirdiği “Efendiler, bir milletin hürriyeti o milletin kendi işidir. Kendi hayat-ı milliyesi ile yaşamaya azmeden ve bu azmi sarsılmaz bir iman şekline koyan bir millet, katiyen mahvedilemez, daima muzaffer olur…” sözleri ise “hürriyet” kavramının sadece insanlarla (fertlerle) sınırlı kalmayıp milletin de hakkı olduğunu ifade etmektedir.
İnsanlar için hürriyet isteyen Resulzade, bu kavramın istismar edilmesi, sui-istimali konusunda da son derece hassastır: “… İfrata varan sınıf hürriyetleri, elbette ki takyîd olunacak ve mutedil bir şekle girecektir. Çünkü hürriyetin bu şekli, hiç şüphesiz ki hürriyet değil, âfettir…” Yeni Kafkasya’nın programı niteliğindeki “Ateş Çalan Promete” yazısında da büyük bir uzak görüşlülükle “… Kafkasya’nın hürriyetini temin eden şey Rus saldatının kıyafesindeki yenilik olamaz. Rus saldatı, Kafkasya silsile-i cibalinin [sıradağlarının] ötesinde bulunmadıkça, kendisine ‘kızıl’ bile denilse, siyah kartal vazifesinden başka bir rol oynayamaz.” demektedir. Resulzade’nin, “hürriyet” içerikli bu söylemleri fiilin (tüm zamanları içine alan) geniş zaman kipinde kullanması da mânidardır ve ilgili söylemin lengüistik yönden de hem dilin mantığına hem de hayatın gerçeklerine uygun olduğunun kanıtıdır. Görüldüğü gibi Resulzade, özellikle başına buyruk Bolşevik siyasilerin “özbaşınalıkları”ndan bir “bela” olarak söz etmektedir. Aynı nutkunda “ekânim-i hürriyet”ten [1949’da yani 20-25 yıl sonra İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de dile getirilecek olan temel insan hak ve özgürlüklerinden], “siyaseten kesb-i hürriyet ve istiklal”den, “içtimaî hürriyetler”den, “hukuk-ı beşer”den, “dâhilî hürriyetler”den de söz eden Resulzade, konuşmasının sonundaki “… İçtimaî ve hukukî hürriyetler(imiz)den bi’l-farz [diyelim ki] kaybetsek bile, siyaseten kazanacak, telâfi-i mâfât edeceğiz [uğradığımız ziyanın bir kısmını telâfi edeceğiz]… Pek de nâ-ümit olmayalım… Bütün mesaimizi hürriyet-i siyasiyenin tespitine sarf edelim. Bunun için de her türlü fedakârlığa âmâde bulunalım.” sözleriyle siyasi hürriyete (yani millî istiklâle, tam bağımsızlığa) ulaşmak için yeni bedeller ödemeğe de hazır olmamız gerektiğini vurgulamıştır. Resulzade’nin diller ezberi olan “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” inancının arkasında da bu hürriyetine düşkün, fedakârlığa hazır gençlik vardı ve Mehmet Emin Bey çok ümit beslediği Azerbaycan gençliğine Asrımızın Siyavuşu’nda seslenmişti. Birkaç yıl sonraki mülteci hayatında dile getirdiği “Çalınan istiklâlimizi iadede en güvendiğimiz nesil gençliktir…” sözlerinde de yine aynı gençliğe olan güvenini tazeliyordu.
Resulzade’nin bu inancında Namık Kemal’in ünlü Hürriyet kasidesindeki “Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet / Çalış idraki kaldır muktedirsen âdemiyyetten” [Hürriyeti, zulüm ve adaletsizlikle yok etmek mümkün değildir / (Ey zalim), eğer gücün yetiyorsa insanın hür yaşama düşüncesini ortadan kaldır yani insanlık, düşünebildiği sürece hürriyetini elde etmek için uğraşacaktır] ve “Ne efsun-kâr imişsin âh ey dîdâr-ı hürriyet / Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten” [Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne kadar büyüleyici imişsin! / Senin sayende esirlikten kurtulduk fakat bu sefer de aşkının esiri olduk!] mısralarının aşıladığı coşku ve sarsılmaz ruh hâli hâkimdir.
Resulzade, Yeni Kafkasya’nın 28 Mayıs 1341 (1925) tarihli sayısında yayımlanan bir yazısında 27 Nisan 1920 işgalini değerlendirirken işgal edilmiş vatanının hürriyetiyle ilgili şu tespitlerde bulunur: “… Azerbaycan’ı hürriyet ve istiklalinden ıskat ile Rusya’ya ilhak eden bu meşum günü hürriyet ve istiklal günü diye tes’id eden bu satılık herifler, halkın kendilerine zerre kadar itibarı olmadığını pek alâ biliyorlar ve çok iyi takdir ediyorlar ki efkâr-ı umumiye istiklaliyet taraftarı ve istilâ muhalifidir. Bu şiarların mürevvici, bu fikirlerin mübarizi ise Müsavat’tır.”
Hürriyet-sever Mehmet Emin Resulzade’nin “hürriyet” yani “özgürlük” kavramıyla ilgili notları, konuşmaları, yazıları… Yeni Kafkasya’dakilerle, Yeni Kafkasya’da bulunanlar da bizim burada belirttiklerimizle sınırlı değildir. Resulzade dilindeki “hürriyet” söylem ve kavramının farklı disiplinler açısından irdelenmesi, Resulzade’nin siyasi-felsefi dünyagörüşünün enginliğini bir daha ortaya çıkaracaktır.

Resulzade’ye göre, Millet olabilmek için neler gerekir?
Resulzade’nin “İnsanlara Hürriyet, Milletlere İstiklal!” söyleminde bulunan millet kavramının, onun Yeni Kafkasya’daki yazılarında milliyet kavramının kullanımına göre daha az olduğu görülüyor. Bizce, Resulzade’nin sıkça söz ettiği “milliyet” kavramı, kendisinin çok etkilendiği Gökalp’in şu görüşlerini de kapsamaktadır: “Tarih umumî bir kaide olarak gösteriyor ki, her nereye millyet ruhu girdiyse orada büyük bir terakki ve tekâmül cereyanı doğdu. Siyasî, dinî, ahlâkî, hukukî, bediî, ilmî, felsefî, iktisadî, lisanî hayatların hepsine gençlik, samimilik ve teravet geldi. Her şey yükselmeğe başladı…” Bu iki sosyoloji kavramından Resulzade dilinde bilinçli bir şekilde yararlanıldığı gözlemlenmektedir.
Resulzade milliyet ve millet kavramlarının farklarını Yeni Kafkasya’daki bir yazısında –Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları eserinin de etkisiyle olsa gerek- şöyle dile getirir: “Kullandığımız iki kelime vardır: milliyet ve millet. Bunlardan birincisi [milliyet] – lisânî, dinî, ırkî, kavmî, tarihî, coğrafî, iktisadî ve siyâsî âmillerin tesiri ile husûle gelen etnik bir muhiti ifade ettiği hâlde, diğeri [millet] – bu muhitte husûle gelen maşerî [toplumsal] bir iradeyi ifade eder.” Ardından ünlü sosyologlar Mazzini ve Durkheim’ın “millet” kavramının tanımıyla ilgili görüşlerini aktarır. Bu iki sosyoloğun tanımlarından yola çıkarak millet’in “unsurî”, “tarihî”, “içtimaî”, “iradî” hadise olması hakkındaki görüşlerini özetledikten sonra ilginç karşılaştırmalar yapar: ‘milliyet’e ‘rüşeym’ [sperm], ‘millet’e ‘çocuk’; ‘milliyet’e ‘ağaç’, ‘millet’e ‘meyva’; ‘milliyet’e ‘müvellid’ [doğuran], ‘millet’e ‘veled’ [doğan] der ve görüşlerini şöyle derinleştirir: “Lisanı, âdatı, tarihi, dini, vatanı ve sairesi bir olan insanlar bir milliyet teşkil ederler fakat bir milliyetin millet hâline geçmesi umumî bir şuur ve maşerî iradesinin tesisine bağlıdır. Bu ise yalnız ‘içtimaî hafıza’ vazifesini gören organın (uzvun) teşekkülü ile vücut bulur. Bu organ muhtelif zamanlara göre değişir…”
Yeni Kafkasya’dan aktardığımız parçalardan da görüldüğü üzere, Mehmet Emin Bey’e göre millet kavramı, kavmiyet ve milliyet kavramlarından sonra gelmekte hatta Gökalp’in “Millet, aynı harsta müşterek olan ferdlerin heyet-i mecmuasıdır” şeklinde ifade ettiği sosyolojik tanımdan daha ileri gitmektedir. Nitekim, Resulzade’nin benimsediği kavmiyet, milliyet, millet aşamalarının son halkası millet idi. Demek ki Resulzade, Ziya Gökalp’in ifadesiyle, ne “millet ırk demektir” diyen “ırkî Türkçü”; ne “milleti kavim zümresiyle karıştıran kavmî Türkçü”; ne milleti “… aynı ülkede oturan ahalilerin mecmuu” sayan “coğrafî Türkçü”; ne “millet, Osmanlı İmparatorluğunda bulunan bütün tebaaya şamildir” diyen Osmanlı; ne “millet, bütün Müslümanların mecmuu” diyen “İslâm ittihatçısı”; ne de “millet, bir adamın kendisini mensup addettiği herhangi bir cemiyet” diyen “Fertçi”dir.
Çok ilginçtir ki Resulzade, bu üç kavramla ilgili görüşlerini Stalin’e yazdığı ve Yeni Kafkasya’da yayımlanan bir mektubunda farklı bir bağlamda dile getirmiştir. Komünist Partisi’ni ve Bolşevikleri “mefkûrevî cephelerinden ricat ede-ede eski Rus imperyasının ihyası fikrine dayanmak”la suçlayan Resulzade, şöyle der: “… Bir hükûmetin resmi mefkûresi asilzadegân şovenizminden amele kozmopolitizmine tebeddül ederse, bundan zât-ı mesele pek o kadar değişmez ve en sonda geride kalmış ve az inkişaf eylemiş milletlerin milliyetlerinden ıskatı (de-nasyonalize olması), diğer bir milliyete temsilleri (assimilize olmaları) gibi bir neticeye iktiran eder [yaklaşır].” Resulzade’nin, bu görüşünde “asilzadegân şovenizmi” ile kastettiği Çarlık Rusya ideolojisi, “amele kozmopolitizmi” ile söylediği ise Komünist-Bolşevik “mefkûresi”dir ki ikisi de aslına göre aynı şey, sonucuna göre ise daha vahimdir. Zira Bolşevik ideolojisi de-nasyonilize ve asimile gibi kaçınılmaz sona yani bir çeşit mankurtlaşmaya daha çok yaklaştırır ya da dönüştürür. Bolşeviklerin “amele diktaturası” dedikleri şey aslında “Moskova diktaturası”nın tâ kendisidir. Ziya Gökalp’ten de naklen Bolşevikleri emperyalist sayan Resulzade, bir milletin alın terinin başka bir milletin refahı için gasp edilmesini komünistlerin yüzüne şöyle vurur: “… Bir millet için mekâtib-i âliye tesis etmek hiç şüphesiz ki şâyan-ı takdirdir. Fakat bir milletin masarifi ile tesis olunan mekâtib-i âliyeyi ecnebi unsurlar faydasına istismar etmek ne derecede büyüklüktür?!.. Takdir edersiniz ki bu artık büyüklük değil, zorbalıktır.”
Resulzade milliyetçiliğinin tabii köklere dayandığının, kültürel temeller üzerine inşa edildiğinin ispatı için onun “Milletlerin kendilerine mahsus benlikleri, harsî hususiyetleri vardır. Bu benliğin muhafazası namınadır ki milliyet-perverliği takdîr ve istiklâl-i millî gayesini takdis ederiz.” cümlelerini, çözümünü bekleyen birer söylem olarak kabul etmek mümkündür.
“Emperyalist Bolşevikler”i ve komünistleri Türkiye Türklerinden daha iyi tanıyan Resulzade, Pravda gazetesinde yayımlanan Türkiye’yi suçlayıcı bir yazıya Yeni Kafkasya üzerinden şöyle cevap veriyordu: “Müstemleke ve nîm-müstemlekelerdeki mahkûm milletlerde hürriyet ve istiklâl hareketinin ilerlemesini cihan inkılabının inkişafı için çok müfit buluyorsunuz. Bu hareketi temin için taht-ı idarenizde bulunan gayr-i Rus milletler[e], bilhassa Şark milletlerine tatbik ettiğiniz mezâlimi azaltsanız, onların dâhilî işlerine karışmasanız, memleketlerini Kızıl Ordu çizmesi altında ezmeseniz … ne alâ edersiniz!”
Bolşevizm’i Çarizm’in devamı olarak gören Resulzade’nin daha çok siyasi nitelikteki Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez! söylemi, milliyet – millet sosyolojik kavramları temelinde dile getirdiği şu söylemde de ifadesini bulmuştur: “Fakat Rusya çarizmi ‘milliyet’i ‘millet’ olmaktan nasıl men edemedi ise, Bolşevizm dahi ‘millet’i ‘milliyet’e irca etmek [geri çevirmek] imkânında değildir.”
Millî Azerbaycan davasının büyük önderi olan Mehmet Emin Resulzade’nin bu konudaki görüşlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz: 1) Kavmiyet’ten milliyet’e geçiş için halk kitlelerinin aydınlanması gerekir; 2) İslamcılık ile Türkçülük farklı kavramlardır; 3) Resulzade, kendisini Turancı değil, Türkçü sayar; 4) Resulzade Türkçülüğü, Ziya Gökalp’in “Türkçülük” kavramını özetlerken söylediği “Türkçülük, siyasî bir fırka değildir; ilmî, felsefî, bediî bir mekteptir; başka bir tâbirle, harsî bir mücahede ve teceddüd yoludur” tanımını da kapsamaktadır; 5) Resulzade’ye göre Turancılık, Azerbaycan Türkleri açısından dinî kimlikten millî kimliğe geçiş aşamasıdır; 6) Ümmet ve millet kavramlarının aynı görülmemesi gerekir; 7) Kavmiyet, milliyet, millet kavramları birbirinden farklıdır; 8) Azerbaycan Türkleri, sosyal-siyasi yönden şimdilik bir millet değil, milliyettir; 9) Milli tarih şuuru, milli matbuat, ana dili kavramları, millet inşasında oldukça önemlidir; 10) Resulzade, kendisini adlandırmada “Müslüman” yerine “Türk”ü tercih eder; 11) Millet’i, “devlet kurmak azminde ısrar eden bir milliyet” sayar vb.

Resulzade’nin bakışıyla İstiklal nedir?
Resulzade’nin karakterini en iyi şekilde ifade eden, onun iradesine ve kişisel özelliklerine en uygun olan kavram ve kelimenin “İstiklal” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Resulzade’ye göre istiklal ve istiklâl-i millî, “rahnedâr olmaması”, “gözbebeği gibi müdafaa edilmesi” gereken değerlerdir. Azerbaycan’ın “çalınan istiklâli”nin iadesi için mücadelesini Azerbaycan dışında sürdüren Resulzade, Türkiye’nin Azerbaycan’a münasebetini şöyle ifade eder: “Antanta’nın Azerbaycan istiklâlini tasdiki haberi ye’s içinde bulunan İstanbul’da toy gibi telakki edilmiş, istiklâlimizi tasdik günlerinde yaptığımız şenliklerde İstanbul’un Türklerden alınacağına ait çıkarılan kara haberler, halkımıza toy içinde bir ye’s tesiri hâsıl etmişti.” Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini hem tarihî gerçeklere hem de dili, büyük bir ustalık ve edebi sanatlarla kullanmaya dayanarak bu kadar güzel ifade şekli, Resulzade’nin en önemli üslup özelliklerindendir. Azerbaycan’ın Antanta devletlerince tanınması, düşman elinde bulunduğundan dolayı matem içindeki İstanbul’da bayram havası estirirken, işgal edilmiş İstanbul’un, Türklerin elinden alınacağı haberleri de dünya nezdinde tanınmayı kutlamakla meşgul olan Azerbaycan’ı yasa sokmuştur… Benzer ruh hâliyle kaleme alınmış “Büyük Facia” adlı bir başka yazısını da şu cümlelerle bitirmektedir: “Evet, efendiler! Şüphe etmeyelim, 27 Nisan faciası Azerbaycan Cumhuriyeti’nde ’23 Nisan zaferi’ni hazırlayacak o büyük mukaddes gazanın kahramanlarını doğurmuştur. Azerbaycan istiklâli bi’l-fiil yıkılmışsa da bi’l-kuvve dikilmiştir. / Yaşasın Azerbaycan’ın istiklâli!”
Resulzade, siyasi mefkûresine bakmaksızın Rusların elinde hep oyuncak olan Ermenileri, özellikle de Kaçaznuni’yi eleştiren bir yazısında yüz yıl sonraya da ışık tutan millî ve bölgesel istiklalci görüşlerini şöyle dile getirir: “… İstiklalci Azerbaycan milliyetperverlerinin yolu bellidir. Onların Rusya’dan bekleyeceği bir şey yoktur. Kendi hudud-ı milliyesi dâhilinde kalan Rusya mesut olsun, fakat memleketimizi, hürriyetimizi, istiklâl ve milliyetimizi kirli çizmeleri altında çiğneyen Rusya’ya düşmanız! Kızıl da olsa düşmanız, Beyaz da olsa düşmanız! İşte istiklâliyetçi bir Kafkasyalının alacağı yegâne vaziyet!..”
Resulzade’nin “İstiklâl, zannedildiği gibi, davayı şu veya bu hukukî formüle uydurmak pahasına verilseydi, istihsali çok kolay bir şey olurdu… Genç nesle istiklâlin bir vasıta değil, kendi kendine bir maksat, mukaddes bir maksat olduğunu telkin etmeliyiz.” sözleri, onun düşüncelerindeki berraklığı göstermekle birlikte siyasî ahlâkının da ne kadar temiz olduğunu ortaya koymaktadır. Resulzade, aynı yazıda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin bağımsızlık belgesi olan İstiklâl Beyannamesi’nden, objektif nedenlerden dolayı bu belgenin dil ve üslup yönünden pek mükemmel olmadığından da söz ederek “… tarihimizin gösterdiği betâet [ağırlık, yavaşlık, ağır davranma] yüzünden beyannamemizin suret-i tahririnde bir ihtilâlci katiyeti değil, idâre-i maslahatçı üslubu vardır…” demektedir. Üzerinde kısaca durduğumuz bu değerli yazı, aynı zamanda, Resulzade’nin ciddi bir özeleştiri yaptığı yazılarındandır. Mehmet Emin Bey diyor ki “… Bırak bütün cihan da görsün ki biz kusurlarımızı can acısı ile itiraf ediyor, ıslahına doğru iman kuvvetiyle yürüyoruz.”
Resulzade’nin “İstiklâl ve hâkimiyet-i milliye haktır fakat bu hakkı kazanan kuvvet her şeyden evvel milletin kendisidir.” söylemi, “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl!” diyen İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un sözleriyle karşılaştırılabilir.

“İnsanlara hürriyet!” ne demektir?
“İnsanlara hürriyet!”, öncelikle bir dil birimidir. Bir “Синтагма”dır (syntagmadır), “dizim”dir, “tamlama”dır , bir kelime grubudur daha net ifadeyle datif tamlaması yani yönelme grubu yapısında bir söz birleşmesi olarak kalıplaşmaya başlamıştır. Aslında kısaltma grubundan olan bu tamlamaların işlevlerinden biri, -“daha az çaba yasası” gereği- dilde tasarrufu sağlamaktır. “İnsanlara hürriyet!” tamlamasını oluşturan iki (aslında üç) unsurdan ilki (İnsanlar) sosyolojik; ikincisi (hürriyet) felsefi; lengüistik (dilbilimsel) olan üçüncüsü ise Tesniere’in “Alfred parle”sindeki gibi tamlamada net olarak görülmeyip de varlığı inkâr edilemeyen predicatlık yani yüklemliliktir. Demek ki “İnsanlara hürriyet!” – sosyolojik + felsefi + lingüistik kavramların biraraya getirilmesinden oluşan hukuki bir söylemdir. Bu hukuki söylemin kapsamı ise yukarda “insan” ve “hürriyet” kavramlarıyla ilgili sözü edilen ve birçok yönüyle dile getirilmeyen kavramların toplamından ibarettir. Ünlü dilbilimci Ferdinand de Saussure, “Dil sistemindeki tüm ilişkileri matematiksel olarak formule etmek mümkündür” diyor. Öyleyse “İnsanlara hürriyet!” dil söyleminden yola çıkarak şöyle bir formul oluşturabiliriz: İnsanlara hürriyet! [aynı zamanda İnsan Hakları] = sosyolojik (S) + felsefi (F)+ lingüistik (L) + hukukî (H) yani İH = S + F + L + H.
“İnsanlara hürriyet!”in tam anlamı -yukarda da belirttiğimiz gibi- bu söylemin ancak sosyolojik, politik, ideolojik, tarihî, felsefî, mantıkî, filolojik, gramatik, lengüistik, edebî, psikolojik, hukuki, demokratik, stratejik, retorik, teolojik vb. yönlerden çözümlenmesinin ardından anlaşılabilir. Üstelik bu çözümlemelerin tamamının ontolojik, epistomolojik vb. okuma [çözümleme, yorumlama anlamında] türleri ve diakronik, senkronik, paradigmatik, sintagmatik vb. okuma-araştırma yöntemleriyle sağlanması gerekir.

“Milletlere istiklal!” nedir?
Yukarda “İnsanlara Hürriyet!” sintagmı için geçerli olan kategorial işlemlerin tamamını -bu sintagmı oluşturan unsurları değiştirmek koşuluyla- “Milletlere İstiklal!” söylemine de uygulayabiliriz. Yani bu durumda ikinci formül de şöyle olabilir: Mİ = S + F + L + H.
Yalnız “Milletlere istiklal!” sintagm-söyleminde yer alan sosyolojik ve felsefi kavramlar “İnsanlara Hürriyet!” söylemindekinden farklı olduğundan, ikinci söylemin siyasi yönü, tabiatıyla, daha kuvvetlidir.
“Milletlere istiklal!”i daha iyi anlayabilmek için Resulzade’nin Yeni Kafkasya’da M. E. imzasıyla yayımlanan “Reis Wilson’un Vefatı Münasebetiyle” yazısı, satır araları da deşifre edilerek özellikle okunmalıdır. Tarihten de bilindiği üzere, ABD Başkanı W. Wilson’un 8 Ocak 1918’de ABD Kongresi’ne sunmuş olduğu ve “savaş sonrasında yapılacak barış antlaşmasıyla ilgili görüşlerini içeren 14 maddelik” prensipleri üzerine kaleme alınan Resulzade yazısında, dünyadaki en büyük sorunun adaletsizlik olduğu; bu adaletsizliği ABD [ve Rusya] başta olmakla hep emperyalistlerin yaptığı; “mağlup milletleri Versialles Muahedenamesi zilletinin bütün tahkiratına katlandırdığı” belirtilmiş ve ayrıca şu söylemlere de yer vermiştir: “Ne feci bir netice: Wilson siyasî bir Mesih [Hz. İsa] rolü oynarken Yuda vazifesini görmüş oldu!.. / … Amerika, her ne kadar ‘İsa’lık şöhretini kendi reisi [Wilson] ile bölüştü ise de ‘Yuda’lık sıfatında kendisi ile şerik olmak istemedi: Versialles Muahedesi’ni reddetti… Versailles Sulhu tadil olunmadıkça dünya, hakikî sulh yüzü görmeyecek.”
Dolayısıyla “Milletlere İstiklal!”, Mehmet Emin Resulzade’nin tüm dünya ve insanlık için yapmış olduğu adalet çağrısıdır.

“İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” söylemi nasıl analiz edilir?

“İnsan”, “hürriyet”, “millet” ve “istiklâl” leksemlerinin; “insanlara hürriyet” ve “milletlere istiklal” sintagmlarının içerdiği kavramsal boyutun irdelenmesinin ardından “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” söyleminin şöyle bir kısa analiz denemesini yapabiliriz:

1) SORU: Dil vasıtasıyla inşa edilen nesne ne durumdadır?
CEVAP: Dil aracılığıyla inşa edilen sosyolojik nesnelerin (insan; millet) ve en temel insan hakkı olan felsefi değerlerin (hürriyet; istiklâl) durumu oldukça kötüdür: İnsanlar, silah denemeleri sonucu öldürülmüş, Birinci Dünya Savaşı vahim sonuçlarla bitmiştir. Söylemi dile getiren kişi (Mehmet Emin Resulzade), Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na askerî yardım bahanesiyle XI. Kızıl Ordu ve Bolşevik Rusya devleti tarafından toprakları işgal edilen ve ortadan kaldırılan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı’dır…

2) SORU: Hangi söylemler kullanılıyor, bu söylemlerin birbiriyle ilişkisi nedir?
CEVAP: Her birisi ikişer unsurdan oluşan iki söylem (“İnsanlara hürriyet!” ve “Milletlere istiklal!”) kullanılmıştır ki, bu çiftlerde yer alan ikinci unsur, birincisinin tamamlayıcısıdır (yani sosyolojik olarak “milletler”, “insanlar”ın tamamlayıcısı; felsefi olarak da “istiklal”, “hürriyet”in mütemmimidir.) İkisinde de hedeflenen hukuk’tur…

3) SORU: Metindeki sosyal inşalarla elde edilen nedir? Burada kullanılmasıyla elde edilen nedir? Ne gibi bir işlevi ya da işlevleri var? Yazar burada bu inşayı kullanarak ne yapıyor?
CEVAP: Söylemin temel unsurları, bu çalışmada tek tek irdelenmiş, işlevleri üzerinde durulmuştur. Söylemin kullanılma nedeni ise “insanın daha çok insanlaşması”, milliyetlerin millet olma çabalarının artması ve tüm milletlerin, kendi topraklarında, bağımsız bir şekilde, barış içnde yaşamaları hedefinin beyan edilmesidir…

4) SORU: Kullanılan sosyal inşaların kurguladıkları özne konumları nelerdir?
CEVAP: Söylem içinde yer alan mantık özneleri “insanlar” ve “milletler” olduğundan, gösterilen hedefe ulaşmak için bu öznelerin, gerekirse bedeller de ödeyerek hürriyet ve istiklâllerini elde etmeleri arzusu vurgulanmıştır…

5) SORU: Burada gözlediğiniz sosyal inşalarda ne gibi eylem ihtimalleri var? Yazarın konumlandırmalarıyla elde edebilecekleri nedir?
CEVAP: Mehmet Emin Resulzade “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!” diyerek hem insanlar ve milletlere, sırasıyla hür ve müstakil olmaları gerektiğini hatırlatmış, onları hürriyet ve istiklal mücadelesine seslemiş; hem de bu hürriyet ve istiklali sınırlayan veya tamamen ortadan kaldıranlara “Adaletli olun!” çağrısında bulunmuştur. Mehmet Emin Bey, bu söylemiyle farkındalık uyandırmayı da başarmıştır…

6) SORU: Metinde inşa edilen sosyal inşanın konumlandırdıkları, öznelliklerini nasıl yaşantılamaktadır: Potansiyel olarak neler düşünülebilir, neler yaşayabilir?
CEVAP: Resulzade’nin “Bir milletin hürriyeti, o milletin kendi işidir” ve “İstiklâl ve hâkimiyet-i milliye haktır fakat bu hakkı kazanan kuvvet her şeyden evvel milletin kendisidir.” söylemleri, bu sorunun cevabı niteliğindedir…

Sonuç
“İnsanlara Hürriyet, Milletlere İstiklal!” söylemi, günümüzdeki “Dünya Beşten Büyüktür!” gerçeğinin yüz yıl önceki ifade şeklidir…
Nazim Muradoglu
Kaynakça
“Ateş Çalan Promete – Program makalesi ıvazına”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1339, Sayı 1, s. 41-45
“Azerbaycan Meclis-i Mebusânı’nda”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 17, s. 98-100
“Azerî Matbuatının Şanlı Hatırası”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1926, Sayı 9, s. 205-209
“İkinci Yıla Geçerken”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 1, s. 118-121
“İstiklâl Gazetesinin Bir Makalesi”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 17, s. 100-101
“Resulzade Mehmet Emin Bey’in Hitâbesi”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 3, s. 132-134
“Şûrâ-yı Millî Reisinin Bir Nutku”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 17, s. 102-103
“Yersiz Endişeler – Resulzade Mehmed Emin Bey’in Cevabı”, Yıl 1341, Sayı 5, s. 193-194
Azerî [M. E. Resulzade], “Azerbaycan’da Latin Elifbası”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1339, Sayı 2, s. 47-50
Azerî, “Azerbaycan Darülfünunları”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 9, s. 71-72
Azerî, “Azerbaycan’da Milliyet Meselesi”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 19, s. 105-111
Azerî, “Hacı Zeynelabidin”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 2, s. 122-126
Azerî, “Hazin Bir Bayram”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1926, Sayı 14, s. 235-238
Azerî, “Müsavat Fırkası ve Bolşevikler”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1341, Sayı 17, s. 174-175
Azerî, “Taşnaksütyun Fırkasının İflası”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1341, Sayı 11, s. 162-165
Azerî, “Türkiye’nin Dostları”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1341, Sayı 21, s. 176-177
Azerî, “Yevm-i Meşuma âit Vesikalar”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 15, s. 90-91
Doç. Dr. Sibel Akgün, “Aydın Kimliği ile Nihat Erim’in Kıbrıs Sorunu’nda Yeri ve Önemi” (1956 – 1965), SOBİDER Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 13, Ağustos 2017, s. 71 (71-97)
Dr. Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı, (Çeviren ve notl. Prof. Dr. H. Hatemi), İşaret Yay., 5. Baskı, İstanbul, 1997
E. E. Recebov, Dilçilik Tarixi, Maaruf Neşriyyatı, Bakı, 1988
Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi (18. Baskı), Ankara, 2001
Grigoriy Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Atatürk’ün Okulların Müfredatına Konulmasını İstediği Kitap), Rusçadan çeviren Elnur Osmanov, Koridor Yayınları, İstanbul, 2007
Heycan Erhürman, “Kuzey Kıbrıs’ta Küreselleşme ve Avrupalılık: Kıbrıs’ı Yeniden Düşünmek”, 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler, Sayı 2 / Aralık-Ocak-Şubat [20]12-13
Hilal Çelik – Halil Ekşi, “Söylem Analizi”, Marmara Üni. Eğitim Bilimleri Dergisi I, Sayı 27, 2008
https://tr.wikipedia.org/wiki/Wilson_ilkeleri (Erişim tarihi 20.04.2018)
İsmail Gaspıralı, “Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene”, Seçilmiş Eserleri 2, – Fikrî Eserleri, Neşre hazırlayan Yavuz Akpınar, Ötüken Yayınları, 2016 (5. Basım), s. 158-183
M. E., “Acı Hatıralardan: Gazeteci Seyid”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1926, Sayı 12, s. 225-226
M. E., “Reis Wilson’un Vefatı Münaebetiyle”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 10, s. 72-74
Mehmet Emin Resulzade, Bir Türk Milliyetçisinin Stalin’le İhtilal Hatıraları, Turan Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997 (Yayına haz. Sebahattin Şimşir)
Mehmet Emin Resulzade, YENİ KAFKASYA YAZILARI (1923 – 1927), Yayına hazırlayanlar: Yavuz Akpınar, Selçuk Türkyılmaz, Yılmaz Özkaya, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2017
Prof. Dr. Aydın Balayev, “Mehmet Emin Resulzade”, Azerbaycan Türklerinin Önderleri, Ed. Prof. Dr. Nesib Nesibli, Berikan Yay., Ankara, 2017, s. 183
Prof. Dr. Berke Vardar, Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, Multilingual Yabancı Dil Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2007
Prof. Dr. Saadettin Yıldız, “Hürriyet Kasidesi Üzerine Notlar” (Yayımlanmamış ders notları)
Prof. Dr. Şerif Aktaş, Prof. Dr. Osman Gündüz, Yazılı ve Sözlü Anlatım, Akçağ Yay., (17. Baskı), Ankara, 2013
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK Yay., Ankara, 2007, s. 207
Resulzade Mehmed Emin, “Muasır İran’ın Hakikî Çehresi”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 5, s. 137-142
Resulzade Mehmed Emin, “Ziya Gökalp”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1340, Sayı 3, s. 126-129
Resulzade Mehmet Emin, “Büyük Facia”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1927, Sayı 15, s. 301-304
Resulzade Mehmet Emin, “Resulzade Mehmed Emin Bey’in Bir Mektubu”, Yeni Kafkasya Yazıları, Yıl 1339, Sayı 5, s. 55-58
Sebahattin Şimşir, Mehmet Emin Resulzâde’ni Türkiye’deki Hayatı, Faaliyetleri ve Düşünceleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü [TKAE] Yayınları: 144, Seri: IX, Sayı A.4, Ankara, 1995
Sibel A. Arkonaç, Psikolojide Söz ve Anlam Analizi – Niteliksel Duruş, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2014
Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, Çağrı Yayınları (7. Baskı), İstanbul, 1317
Tahir Gür, “Post-modern Bir Araştırma Yöntemi Olarak Söylem Çözümlemesi”, ZfWT (Zeitschrift für die Welt der Türken) Journal of World of Turks, Vol. 5, Sayı 1 (2013)
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
Türkçe Sözlük, Birinci Cilt (A-J), Türk Dil Kurumu Yay., 8. baskı, Ankara, 1998
Yavuz Akpınar, Azerî Edebiyatı Araştırmaları, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1994
Yirminci Yüzyıl Dilbilimi – Kuramcılardan Seçmeler – “Lucien Tesniere” (Çev. Nüket Güz), Multilingual Yay., İstanbul, 1999
Yrd. Doç. Dr. Ömer Solak, “Küçük Ağa Romanının Eleştirel Söylem Analizi”, TDAV Akademik Bakış Dergisi, Sayı 26, Eylül-Ekim 2011
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Varlık Yayınları (7. Basım), İstanbul, 1968
О. С. Ахманова, Словарь Лингвистических Терминов, Изд. “Советская Энциклопедия”, Москва, 1966

Yorumlar