KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Mehmet BOZKUŞ: Stratejik Yalnızlık İçindeki İran

Mehmet BOZKUŞ: Stratejik Yalnızlık İçindeki İran

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 15 dk okuma süresi
24 0

Reisi ve diğer yetkililerin Azerbaycan sınırındaki tören sonrası meydana gelen helikopter faciası ile hayatlarını kayıp etmeleri Orta Doğu’da ve Dünya genelinde büyük bir etki alanı oluşturduğu görülmektedir.
Bu durum İran’ın kimler için ne ifade ettiği sorularını akla getirmektedir.
Dolayısıyla gelişmeler İran iç siyaseti ve dış siyaseti ile yeniden şekillenme ve etki alanında güç çekişmelerini ortaya koymaktadır.
İran’ın son yıllarda birçok yetkilisi suikast uğradığı görülmektedir.
‘’Zira 1979’dan bu yana İran’da suikasta uğrayanların failleri başta
“mücahidani halk” dahil tamamı kendi içlerindendir.Ayetullah Mutaharri başta olmak üzere birçok Humeyni’ye yakın İran’ı ve devrimi ayakta tutacak şahsiyetler şehit oldular.
Sadece aralarında Humeyni sonrası rehberlik makamına gelmesine mutlak gözü ile bakılan Ayetullah Beheşti 72 arkadaşı ile birlikte Heft-i Tir suikastında yani Cumhurî İslami merkezine yapılan suikast sonucu hayatlarını kaybettiler. (28 Haziran 1981).Devamında Ben-i Sadr sonrası Cumhurbaşkanı olan Ali Recai ve Başbakan Bahonar 30 Agustos 1981’de suikaste uğradılar ve hayatlarını kaybettiler.(S.Aslantaş İran Helikopter Faciası Makalesi)
Suikastlar 2010 yılında da devam etti. Nükleer programda çalışan fizikçiler teker teker ortadan kaldırıldı.
İran füze teknolojisinin yöneten General Hasan Mukaddem ise 12 Kasım 2011’de Tahran’daki füze üssünde ki patlamada 17 askeriyle birlikte hayatlarını kaybettiler.
İran’ın Orta Doğu’daki milislerini yöneten Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani gibi güçlü bir aktörünün 3 Ocak 2020’de Bağdat’ta ABD saldırısında öldürülmesi İran içinde ve bölgede çok büyük yankılara sebep oldu. Ancak İran yapan ülkeye karşı eylemsel tarzında sert bir eylem ile cevap vermemesi İran halkında büyük rahatsızlıklara neden oldu.
Yerine geçen General İsmail Gani’nin ise İran’ın için istenilen etkinlik derecesine ulaşmadığı görülmektedir.

Daha sonra İran için stratejik öneme sahip nükleer programı yöneten bilim insanı Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesi oldu.
27 Kasım 2020’de Tahran’ın merkezinde elektronik harp tekniğiyle hedef alınan Fahrizade’nin ölümü akıllara ABD ve İsrail ile beraber CIA Mossad’ı istihbarat örgütlerini getirdi.
Batı medyasında İran’ın nükleer programını önlemek için ABD ve İngiltere ve İsrail’in birlikte her girişimde bulunduğu aşikardır.
Bugün yaşanan yaptırımların temelinide İran’ın nükleer çalışmaları oluşturmakta desek yeridir.
En son Suriye’de İran Büyükelçilik binasının İsrail tarafından vurulması ve komutanların öldürülmesi İran için bölgede önemli prestij kayıplarını oluştururken, Gazze İsrail savaşının bir başka boyutlarını ortaya çıkarmaktadır.
Beluclar bölgesinde terör saldırısı ile İran ve Pakistan’ın savaş ortamına çekilmesi istendiği görülmektedir. Ancak bunu planlayanlarda Türkiye’nin diplomatik girişimleri ile engellenmesi sonucu istedikleri sonuca ulaşamadılar.
İran 1979 devrimi ile Dini devlet yönetimi ve siyasi devlet yönetimi olarak iki ayrılmış olan yönetim şekli tamamen Dini liderlik kontrolünde devam etmekte olan bir devlet yapısı ile yönetilmektedir.
Dini liderlik açısından Ali Hamaney’in açıklamları ile
”Yüce Allah’a Sayın Cumhurbaşkanı ve yanındakilerin milletimize
bağışlaması için dua ediyorum.İRAN HALKI ENDİŞELENMESİN ÜLKENİN İŞLERİNDE HERHANGİ BİR AKSAMA OLMAYACAKTIR.
Bu açıklama ile Hamaney her şeyin kontrol altında olduğunu ifade ederken, İran Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin kendisini, dışişleri bakanını ve bazı rejim üyelerini taşıyan helikopterin düşmesinin ardından ölümü, İran’da bazılarının bekliyor olabileceği “temel” bir değişikliğe yol açmayacağı sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
Ancak İran içindeki eylemlerin ve seçimlere katılma oranı göz önüne alındığında bir KIRILMA anı ile İran’ın karşı karşıya olduğudur.
Buna göre rejimin anahtarları Dini Lider Ali Hamaney’in kontrolündedir.

Dini Lider, İran Silahlı Kuvvetlerinin ve tüm güvenlik birimlerinin Başkomutanıdır.
Yargı başkanını, güçlü Anayasa Koruma Konseyi üyelerinin yarısını, Cuma imamlarını, devlet televizyon ve radyo ağlarının başkanlarını atayandır.
Dini Liderin milyarlarca dolar değerindeki yardım kuruluşları vr İran ekonomisinin geniş bir bölümünü kontrol ettiğidir.
Dini Liderin elinde bulunan en stratejik kurum ise Anayasa Koruma Konseyidir.
12 din alimi ve hukuk uzmanından oluşan bir kurum olan Anayasa Koruma Konseyi, aday adayı olan cumhurbaşkanı adaylarını onaylama yetkisine sahip olan kurumdur.
Başında da rejimin kıdemli “din alimlerinden” biri olan Şeyh Ahmed Cenneti bulunmaktadır.
İran Cumhurbaşkanlığı son seçimlerinde aday olmak için kayıt yaptıran 590 kişiden sadece 7’si Anayasa Koruma Konseyi tarafından onaylanmış ve hiçbir kadının aday olmasına izin verilmemiştir.
Dini Liderin yetkileri arasında yeni bir dini liderin atanmasını onaylamak veya onu birden fazla aday arasından seçmek olan bir Uzmanlar Meclisi de bulunmaktadır.
Anayasa Koruma Konseyi, Uzmanlar Meclisinin de, adayların parlamentoya, cumhurbaşkanlığına ve Lider Uzmanlar Konseyi seçimlerine aday olmasını olumlu yada olumsuz karar veren engelleyebilen Ahmet Cenneti Başkanlığındaki Anayasa Koruma Konseyidir.
Dolayısıyla atanmış heyet tarafından atanacak adayların seçimlerde aday gösterilmesiyle İran’ın geleceğini belirleyecek yeni yönetim oluşacaktır.
Dini Lider’in elindeki bir diğer anahtar ise rejimin sert ve katı fiziki tezahürü olan “Devrim Muhafızları”dır.

Devasa, sınır ötesi bir ekonomik kurum olmasının yanı sıra, doğal kurumlar ile milis gruplar karışımı bir oluşumdur.
Millî güç unsurlarını yöneten ve kontrol eden Devrim Muhafızları İran içindeki her alanda güçlü olmak isteyen yapısı ile yoluna devam etmek isteyecektir.
Dış Politik Gelişmeler
Reisinin Helikopterinin düşmesi ile İran’ın geleceği ve bölgede neler olabilir soruları gündeme gelmeye başladı.
Azerbaycan ve İran Orta Doğu , Kafkasya ve Asya topraklarına yayılan jeo-stratejik bir alanda ve zengin doğal kaynaklara sahip ülkeler olarak önem taşımaktadırlar.
Reisi ve İran Dışişleri Bakanının ve Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in Aras Nehri üzerinde inşa edilen Kız Kulesi ve Hudaferin Barajlarının açılış töreninde yaptıkları konuşmalar sonucu ortaya çıkan anlaşılmış yeni dengelerden söz ederken ;
İbrahim Reisi;
‘’Bazıları bizim bir araya gelmemizi ve ortak başarılarımızı hoş karşılamıyor fakat bunlar bizim için önemli değil. Önemli olan ülkelerimiz, devletlerimiz ve halklarımız için iyi olanı hep birlikte hayata geçirmiş olmamız.’’
Aliyev, şöyle devam etti:
‘’Halkımızın ortak başarısı elbette dostlarımızı mutlu ediyor. Beğenmeyenler ise kendi işlerine baksa daha iyi olur. İran ve Azerbaycan devletleri bugün çok güçlü ortak siyasi irade ortaya koydu, birlikte olduğumuzu ve birlikte olmaya devam edeceğimizi kendi halklarına ve tüm dünyaya açıkça ilan etti. Önemli olan budur.’’
İki liderin açıklamaları öncesi gelişmelerden haberdar olanların varlığını gelişmeler ortaya koymaktadır.
İsrail’in iç kamuoyunda İran’a yönelik açıklamalara bakıldığında İran halkını iç çatışmalara davet söylemlerin arttığı görülmektedir.

İran’ın bu durumu; İç siyasi çekişmeler,
Dış Politik etkenler,
Bölgede yeni oluşacak olan enerji ve ticaret yolları,
Gazze Savaşı,
Nükleer güç çalışmaları,
ABD ve İran çekişmeleri ile beraber değerlendirmek gerekmektedir.
Eğer olay bir sabotaj girişimi ise bölgemizdeki gelişmeler açısından yeniden şekillendirme olarak karşımıza çıkacak ve top yekün olarak bütün bölge ülkelerini kapsayacaktır.
Eğer iç siyasi çekişmeler ile oluşmuş ise İran’ın bir iç çatışma ile karşı karşıya gelmesi neticesini ortaya çıkaracaktır.
Bu durum İsrail’in ve ABD destekli İran’ın ileri gelenlerine karşı yapılan eylemlerden bir tanesi ise İsrail ve ABD için her nokta İran halkı bölmek değil birleşerek hareket edecekleri iradeyi ortaya koymalarını sağlayacaktır.
Dolayısıyla bu durum bölgemizde çatışmaların artması ve Irak Suriye Lübnan ve Hürmüz Boğazı dahil bir çok alanda çatışma manası taşır.
Bölgedeki gelişmeler enerjiden ticarete kadar bir çok alanı etki altına alarak, Çin için enerjiye ulaşmada büyük sorunlar oluşması anlamına gelecektir.
Rusya için Ukrayna savaşında destek veren İran desteğini kayıp etmesine neden olur.
Ticaret yollarında sorunların oluşması maliyetlerin iki katına çıkmasıdır .
İsrail’in hedefe alınması ile Lübnan’dan Yemen’e kadar Arap Coğrafyasında savaş seslerinin duyulması ve yönetimsel değişimlerin ortaya çıkmasına neden olur.
Kafkasya da Batı’nın elinde kalan son ülkeler Ermenistan ve Gürcistan’da istediklerini elde edemeyen bir yaklaşım ortaya çıkar ki;

Ermenistan Başbakanı Pasinyan’nin son açıklaması ‘’Türkler Soykırım yapmamıştır’’ açıklaması ile barışa bir adım daha yaklaşıldığını göstermektedir .
Gürcistan ise AB ve Batı’nın istemediği yasa tasarısı kabul edilmesiyle Batı’nın kullanacağı argümanların azalması nedeniyle Kafkasya istediklerini elde edemeyeceklerini gören Batı yeniden Afganistan üzerinden bölgeye girmek isteyecektir.
Dünya’da lider suikast ve sabotaj dönemi açıktan başladığını görmekteyiz.
Slovakya Başbakanı karşı yapılan saldırı,
Polonya Başbakanının tehdit edilmesi,
Sırbistan Cumhurbaşkanının Azerbaycan dönüşü sıra sende diye tehdit aldığını açıklaması dikkat çekicidir.
Sistem karşıtı ülkeler ve liderleri yeni sistemin temelini oluşturmaktadırlar. Bu durum hâkim güçlerin kayıp etmesi anlamına gelir.
Dünya tarihinde bir çok lider Abraham Lincoln’den Mahatma Gandi’ye, İzak Rabin’den Enver Sedat’a, Kaddafi, Saddam Ziya Ül Hak’a kadar bir çok suikast,işgal ve darbe girişimleriyle ortadan kaldırıldılar.
BU işleri planlayan güçlerin kendi çıkar menfaatlerinin dnletmedikleri sistem karşı bütün yapılara karşı suikast girişimlerinden vazgeçmedikleri görülmektedir. Kendi vatandaşları dahi olsa birlikte olan seçilen hedefe karşı eylem yapmaktan vazgeçmedikleridir.
Bunlar içinde en çarpıcısı Pakistan Devlet Başkanı Ziya Ül-Hak’ın beraber olan ABD Büyükelçisi ve Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın da olduğu uçağa yapılan sabotajdı.
1987 yılında gerçekleşen bu suikastın şüphelileri ABD, İsrail ve Hindistan’ın adı tarihte yerini aldı.
Nükleer silahlanma geriliminin yaşandığı o günlerden bugüne çok şey değişti ama esas gerilim değişmedi.
İran’ın elinde bulunan iki stratejik konumlara bakıldığında;

Hürmüz Boğazı, Enerji ve Nükleer Güç Kapasitesinin Batı’da yarattığı rahatsızlıklardır.
14 Mayıs 2024’de Umman’da Amerika ve İran arasında Ortadoğu, Hürmüz Boğazından bölgedeki gelişmelere kadar bir çok konuda gizli bir buluşma ve görüşme gerçekleştiği basında yer almaktadır. Görüşmeye Amerika’dan Ulusal Güvenlik konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Türkiye’ye karşı terör örgütlerinin savunuculuğunu yapan Brett McGurk, İran’dan ise Abram Poley ‘in başkanlık yaptığıdır.
Hâlâ İran ile ABD ve İsrail arasında özellikle nükleer silaha sahip olma gerilimi yaşanıyor ve bunun bir ucu da Hindistan’a uzanıyor. Bu da akla suikast ihtimalini getiriyor.
Tabii sadece bu değil, İran’ın kendi içindeki siyasi güç merkezleri arasındaki çatışmalar da bu ihtimali artırıyor.
İran’ın en güçlü ismi ve dini lideri Hamaney’in olaya ilk yaklaşımı, kazayla ilgili Türkiye ve AB’den yardım istenmesi ve kaza alanının medyaya açılması kaza olasılığı güçlendirirken algısal olarak kaza süsü ile suikast yapanların tesbit edilmesi üzerinden çalışmaların yürütülmeside olabilecektir
Bu olayı planlayanların ortaya çıkarılması ve arkasındaki ülkelerin tesbit edilmesi İran için bir SAVAŞ sebebi olarak görülecektir.
Savaş ilan edilmesi İran’ın geçtiği durum açısından İran siyasetini nasıl şekillendireceği gerçeğinide ortaya koyacaktır.
Yapanlar bilinse dahi açıklanmadan zamana yayarak yapanlarla mücadele edilmesi de İran için elinde bulundurduğu diğer bir politika olarak elinde tutacaktır.
Mehmet BOZKUŞ Stratejist-Siyaset Bilimci KAFKASSAM

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir