Şimdi yükleniyor

Mehmet BOZKUŞ: MASADA VE MENÜDE 21. YÜZYILIN JEOPOLİTİK DENGESİ 11

Harvard Üniversitesi Profesörlerinden Paul Kennedy’in “Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri”. kitapında Kennedy şöyle diyor;
“17. yüzyılda insan kitlelerine, 18. yüzyılda çeliğe, 19. yüzyılda kömüre ve çeliğe, 20. yüzyılda petrole ve nükleer enerjiye hakim olanlar dünyaya hakim olacaktır.

Şimdi 21. yüzyılda da dünyaya hakim olanlar güç , veri, finans kapital sistem, nadir toprak elementleri,teknoloji,uzay,yüksek nitelikli savunma üretimleri kapasitesine sahip olanlar,ticarete yön verenler ve bilgiye hakim olanların olacaktır.

Güç bilgiye hakim olma yollarını oluşturarak tehdit,işgal ve istila ile beraber yapıları satın alma ve yönetme imkanını ortaya çıkarırken bilgiye ulaşmak ve sistemleri güce dayalı yönetme stratejisini ortaya çıkarır.“Bilgi Güçtür”. Bilgi ekonomisi dedikleri bu yeni dönem dünyada yeni dönem sistemsizlik bilgisini yöneterek sistemleri yok sayma stratejisine dönüşmüştür.

Yeni dünya masası ve jeopolitik rekabet ,21.Yüzyılın jeopolitiği klasik güç tehditlerinden farklı olarak sadece askeri alanda değil; finansal, dijital, teknolojik, enerji, lojistik ve gıda zincirleri üzerinden şekillenmektedir. Bu çok katmanlı mücadelede var olan sistemlerin yok olmasına neden olmakta ve egemenlik,hukuk,adalet,insan hakları,demokrasi vb. kavramları tamamen yok sayarak devletleri iki kategoriye ayrılmaktadır.
Masada olanlar ve menüde olanlar olarak ikiye ayırmaktadır.
Masada olanlar,belirleyen,karar veren karar alan,uygulayan ve hiç bir yapı ve süreçleri tanımayan güçleri ile kendine yol alanlar olarak 21.Yüzyılda oyun kuran, kuralları yazan, güç projekte eden devletler olarak kendilerini görmektedirler.

Menüde olanlar ise siyaset ve güç mutfaklarında nasıl bir menü olarak hazırlanmaları için soyulan,doğranan,bölünen,büyük alandan küçük alanlara dönüştürülen,şekil verilen,kriz ve kaos ile baş başa bırakılan,tehdit edilen,işgal edilen ve istilaya uğrayarak sistemleri yok edilen ve oyun kuralları kendisine dayatılan, karar süreçlerinde nesne haline getirilen adı devlet olan ancak yönetimleri ve yapıları esir alınmış ülkelerdir.
Bu ayrım, Soğuk Savaş sonrası dönemin en sert diplomatik gerçekliğidir.

Güç Teorisine dayalı devletlerin masaya oturma kriterleri ise “masaya oturabilmesi” en az altı stratejik güç parametreye bağlı olarak hep üretme ve icra etme hemde etki sahasında var olmaktan geçmektedir.

Coğrafi konumları,
Lojistik yapıları,
Boğazlar, enerji yolları,
Suyolları, limanlar, boru hatları, MEB vb.

Enerjiye üretim ve hakim olma kabiliyetleri,
Nitelikli Maden Kapasitesi
Hidrokarbonlar,
LNG altyapısı,
Nadir toprak elementleri,
Nükleer döngü
Askeri Projeksiyon Kabiliyeti
Kara-hava-deniz-uzay-siber entegrasyonu,
İHA/SİHA doktrinleri,
Derin savunma strateji teknolojilerini üretme,sahip olma ve kullanma becerileri
Finansal Sistemler ve Finansal Egemenlik Yetkinlikleri
Rezerv paraya erişim,
Merkez bankası bağımsızlığı,
SWIFT alternatifi
Teknoloji Sahipliği
Yapay zeka, kuantum, 5G/6G, çip, savunma yazılımı, veri egemenliği
Nüfus + Demografi
Genç işgücü,
Şehirleşme,
İnovasyon kapasitesi,
Mülteci ve göç dengesi
Bu kriterleri ile beraber sahada etkin yapılarının icra kabiliyetleri ve siyasal alanlarda devşirme yapıları ile beraber istihbarat yapılarına sahip olanlar masada yer alırken, sağlayamayan devletler pazarlığa oturamaz, pazarlığın konusu olurlar.

Masada olanlar,ABD,Çin,Rusya,Hindistan,Türkiye Avrupa Birliği (Masadaki gücü ABD destekli güç yapısına dayalı durumdadır.)

Bugün küresel masada oturan devletlerin ortak notaları
Teknoloji üreticisi olmaları,enerji veya finans üzerinde kontrol kurabilmeleri,Lojistik ağları yönlendirebilmeleri,Askeri projeksiyon kapasitesine sahip olmalarıdır.Unutulmamalıdır ki masada olanlarda birbirlerini nasıl menüye alırım stratejilerini çantalarında taşımaktadırlar. Bu ortamda menü hazırlıkları yapma stratejileri ile beraber güç üretmektedirler.

Bu ülkeler arasında rekabet üç ana konuda kilitlenmektedir. Eski sistemlerden değil, veriden güç üretme dönemi, Çip ,Yapay Zeka ,Kuantum üçlemi,Enerji ,Gıda ,Su üçgeni,İlaç Sanayi,Uzay teknolojileri,gelecek savaşlarının cephesi bu alanlardır.

Menüde olanlar ülkeler kaynak sahipleri ancak güç üretmekte başarılı olamayan yapıları ve yönetimleri kontrol altında olan gerektiğinde kontrollü kriz veya kontrolsüz krizlerle devamlı baş başa bırakılan devletlerdir. Kaynak zengini olup kendi kaderini belirleyemeyen ülkeler “menüde olan” kategorisine düşmektedir. Afrika’nın nadir toprakları,Ortadoğu’nun hidrokarbonları,Latin Amerika’nın Enerji ve lityum sahaları,Orta Asya’nın transit koridorlarıdır. Bu bölgeler küresel sistemin “jeopolitik menüsü”nün en kritik maddeleridir.

Yeni dünya düzeni Trump ile yenilenen dünya düzenine doğru yol alırken 21.Yüzyıl dünya yapılanmasında şekillenme süreçleri güce dayalı olarak belirlenme dönemini de beraberinde getirmektedir.Yeni masanın kuralları diplomasi artık silahsız bir savaş değil yüzyılda diplomasi artık ülkelere karşı uygulanan en büyük güç yapısı haline gelirken şekil ve değişim stratejilerininde beraberinde oluşturmaktadır.
Yaptırımlar,
Veri ablukası,
Borç tuzağı,
Enerji kısıtlaması,
Teknoloji ambargosu,
SWIFT baskısı,
Algoritmik kara liste,
Deniz ticaret hatlarının kapatılması,
İç siyaset mühendisliği,
Çevreleme doktrinleri,
İşgal ve Tehditler gibi araçlarla yürütülen “hibrit savaşın sessiz cephesidir”.

Devletler toprağını savunduğu kadar artık serverlarını(bir ağ üzerinde bulunan diğer cihazlara bilgi dağıtma ve çeşitli işlemleri gerçekleştirme yeteneğine sahip donanım ve yazılımlardır.),çip fabrikalarını, kablolarını, limanlarını, hinterlandını ve veri merkezlerini de savunmak zorundadır.

Türkiye son yıllarda istikrarlı yönetimi ile dünya siyaset ve diplomasi sahasında etkin güçlü ordusu ile yer alırken hedef ülke konumuna getirmek isteyenlere karşı bağımsız bağlantısız ve geleceği önceden görerek oluşturduğu güç stratejisi ile dünyanın yeniden şekillenmesinde adaleti, merhameti,insanlığı ve vicdanı ön plana alan politikaları ortaya koyarken birçok güç merkezlerinin oyunlarını bozarak oyun kurma ve yönetme ve karar alarak uygulama gücüne ulaşması ile menü masa oyunlarının karşısında güçlü ve istikrarlı yapısı ile sahadan masaya her alan da var olan ülke konumuna gelmiştir. Stratejik hinterlantı ve coğrafi konumu gereği masadan kaldırılması imkânsız, güç konumuna gelirken , menüde olması için 15 Temmuz hain darbe girişiminden günümüze birçok sistematik risklerle karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Fırsat kollayanlara karşı izlediği güçlü ve doğru stratejilerle ve sahip olduğu araçlarla cevap vermektedir.
Bunlar ise;
Boğazlar + Montrö Antlaşması
Enerji Koridorları (TANAP – TürkAkımı – LNG Hub)
Savunma Sanayi (İHA/SİHA – İMECE – TF2000 – KAAN)
Lojistik Merkez Üçgeni (Kafkasya – Doğu Akdeniz – Karadeniz)
Güçlü demografik yapı
Askeri insan kaynağı
Veri,yazılım ,yapay zeka odaklı sanayi dönüşümü ile Türkiye bu yüzden Çin,Rusya,AB,ABD hattında tek bir bloka tam eklemlenmeyen denge ve güç devleti olarak görülmektedir.

21.Yüzyıl gerçeğinde geleceğin sorusu, devletler neyle nasıl savaşacak sorularıdır.Gelecek savaşları artık üç düzlemde yaşanacak:

Devletler arası,

Şirketler arası,

Algoritmalar arası,

Bu denklemde masada kalmak isteyen devletlerin yanıtlaması gereken üç soru vardır:

Ne üretirim?

Neyi kontrol ederim?

Neyi savunabilirim?

Masada olmak bir statü değil, bir güç mücadelesidir.

Aynı zamanda jeopolitikte masada olmak bir ödül değil; sürekli maliyet gerektiren bir statüdür.Devletler bunun için, askerî güç, teknoloji, finans,
diplomasi,bilgi,psikolojik üstünlük,medya,istihbarat,enerji,lojistik,insan kaynaklarını doğru yönetme alanlarında eş zamanlı oyun kurmak zorundadır.

Bu gerçeğin dışındaki devletler için kader çok basittir,
Ya masadasın dır…
Ya menüdesin……

Mehmet BOZKUŞ

Stratejist-Siyaset Bilimci

Yorum gönder