Güney Kafkasya’da yaşanan jeopolitik dönüşümü; Türkiye,Gürcistan Azerbaycan üçgeninin stratejik önemini, Rusya-Ukrayna savaşı ile ABD-İran-İsrail çatışmasının bölgesel yansımalarını ve Ermenistan seçimlerinin Güney Kafkasya’nın yeni mimarisi üzerindeki belirleyici etkisinin nasıl gelişeceğidir.
Karadeniz, Hazar Havzası, Orta Asya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında küresel enerji, ticaret ve güvenlik hatlarının yeniden biçimlendiği bu dönemde Türkiye merkezli yeni bir entegrasyon ekseni etrafında şekillenmektedir.
Orta Koridor ve Zengezur Koridoru projeleriyle birlikte ele alınan bölge, Avrasya’nın lojistik ve güvenlik mimarisinin kilit taşı hâline gelmiştir.
“Orta Koridor Düzeni”, “Donmuş Çatışma” ve “Kafkasya’nın Lübnanlaşması”. Bölgenin geleceğinin belirlenmesinde etkin olacaktır.
Türkiye’nin koridor kurucu devlet olarak üstlendiği rolün sürdürülebilirliğinin;
Gürcistan’ın iç siyasi istikrarına,
Ermenistan’ın seçim sonrası jeopolitik yönelimine ve
Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesine bağlı olarak bölge şekillenmeye başlayacaktır.Avrasya jeopolitiğinde köklü dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olarak öne çıkmaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın uzaması, Orta Doğu’da ABD-İran-İsrail eksenli çatışmanın bölgesel savaşa dönüşme riski ve küresel enerji-ticaret hatlarının güvenlik krizleriyle karşı karşıya kalması; Güney Kafkasya’yı uluslararası sistemin merkezi jeopolitik alanlarından biri hâline getirmiştir.
Karadeniz, Hazar Havzası, Orta Asya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunan Güney Kafkasya; artık yalnızca bölgesel güçlerin değil, ABD, Avrupa Birliği, Rusya, Çin, Türkiye ve İran’ın da doğrudan rekabet sahasıdır.
Bu yeni dönemde Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan ekseni, Avrasya’nın doğu-batı bağlantısını sağlayan temel omurga olarak öne çıkmaktadır.
Ancak bu yapının sürdürülebilirliği yalnızca enerji hatlarının işlerliğine değil; Gürcistan’ın iç siyasi istikrarına, Ermenistan’ın jeopolitik yönelimine, Rusya’nın Kafkasya’daki manevra kapasitesine, İran’ın bölgesel baskı araçlarına ve Türkiye’nin koridor kurucu devlet vizyonunu kurumsallaştırma becerisine bağlıdır.
DOĞU-BATI AKSININ OMURGASI ENERJİ VE LOJİSTİK MERKEZİ
Enerji Koridorları;
Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasında şekillenen stratejik eksenin en güçlü ayağını enerji ve ulaştırma ağları oluşturmaktadır.
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Hattı, TANAP ve TAP projeleri; Hazar Havzasını Avrupa’ya bağlayan en kritik enerji koridorlarıdır.
Bu hatlar yalnızca ekonomik projeler değildir. Rusya ve İran’ın enerji tekellerini dengeleyen jeopolitik araçlardır.
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığını azaltma arayışı, Azerbaycan gazının ve Türkiye üzerinden geçen enerji hatlarının stratejik değerini artırmıştır.
BTC hattı ise Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi merkezli krizlerin yoğunlaştığı dönemlerde küresel enerji piyasaları için güvenli kara alternatifi işlevi görmektedir.
Güney Kafkasya enerji hatları, yalnızca bölgesel değil, küresel enerji güvenliğinin de tamamlayıcı unsuru hâline gelmiştir.
Orta Koridor ve Lojistik Dönüşüm
Lojistik açıdan Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor şu güzergâh üzerinden işlemektedir:
Çin – Kazakistan – Hazar Denizi – Azerbaycan -Gürcistan – Türkiye -Avrupa
Rusya üzerinden geçen Kuzey Koridoru’nun yaptırımlar, savaş riski ve siyasi maliyetler nedeniyle zayıflaması, Orta Koridor’u küresel ticaretin en stratejik alternatiflerinden biri hâline getirmiştir.
Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Gürcistan limanları, Hazar geçişleri, Marmaray ve Türkiye’nin Avrupa bağlantıları birlikte değerlendirildiğinde,
Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan hattı yalnızca bir ulaşım güzergâhı değil, Avrasya’nın yeni ticaret omurgasıdır.
Türkiye bu sistemde yalnızca bir transit ülke değildir. Enerji akışlarını yöneten, ticaret koridorlarını birbirine bağlayan, savunma ve güvenlik mimarisini şekillendiren ve Türk Dünyası entegrasyonunu yönlendiren merkez aktör konumuna yükselmiştir.
Türkiye’nin bu rolü beş temel sütuna dayanmaktadır.
Enerji Kavşağı
BTC, TANAP, TürkAkım, Irak-Türkiye Petrol Hattı ve Doğu Akdeniz enerji tartışmaları birlikte ele alındığında Türkiye, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından vazgeçilmez bir kavşak ülke konumundadır.
Türkiye’nin önemi yalnızca enerji taşımasından değil, enerji akışlarının hangi güzergâh üzerinden, hangi güvenlik mimarisi içinde ve hangi diplomatik dengeyle işleyeceğini belirleme kapasitesinden kaynaklanmaktadır.
Lojistik Merkez
Marmaray, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, liman altyapıları ve Kalkınma Yolu Projesi; Türkiye’yi Avrasya’nın lojistik düğüm noktası konumuna taşımaktadır.
Bu altyapı ağı sayesinde Türkiye, Orta Asya’dan Avrupa’ya, Körfez’den Karadeniz’e ve Hazar’dan Akdeniz’e uzanan hatların kesişim merkezi hâline gelmektedir.
Askerî Güvenlik Şemsiyesi
Şuşa Beyannamesi sonrasında Türkiye-Azerbaycan ilişkileri stratejik ittifak düzeyine ulaşmıştır. Türkiye’nin savunma sanayi kapasitesi, ortak tatbikatlar, askeri eğitim desteği ve istihbarat iş birliği; Azerbaycan’ın güvenlik mimarisinde belirleyici rol oynamaktadır.
Bu durum Gürcistan açısından da dolaylı bir güvenlik dengelemesi oluşturmaktadır.
Türkiye, NATO üyesi kimliğiyle Karadeniz-Hazar hattında caydırıcı bir güvenlik parametresi hâline gelmiştir.
Türk Dünyası Entegrasyonu
Zengezur Koridoru’nun açılması hâlinde Türkiye ile Türkistan coğrafyası arasında kesintisiz kara bağlantısı oluşacaktır.
TDT’nin stratejik anlamını güçlendirecek ve Türkiye’nin Orta Asya ile doğrudan jeoekonomik bağını kurumsallaştıracaktır.
Stratejik Sirkülasyon Yönetimi
Türkiye artık yalnızca toprak kontrolü üzerinden değil; enerji, ticaret, finans, veri, savunma ve ulaştırma akışlarını yönetme kapasitesi üzerinden güç üretmektedir.
GÜRCİSTAN
Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan ekseninin en kırılgan noktası Gürcistan’dır.
Bunun temel nedenleri şunlardır,
Abhazya ve Güney Osetya’daki Rus askerî varlığı,
Rusya ile süregelen ekonomik bağımlılık,
Batı yanlısı halk ile denge siyaseti izleyen hükümet arasındaki gerilim,
NATO ve AB üyeliği tartışmalarının kilitli kalması,
Rusya’nın iç siyaseti manipüle etme kapasitesi.
Gürcistan’da yaşanabilecek ciddi bir siyasi kriz; BTC, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Hattı, TANAP bağlantıları, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Orta Koridor üzerinde doğrudan ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Gürcistan, Güney Kafkasya mimarisinin kilit taşıdır. Ankara ve Bakü açısından Tiflis’in iç siyasi istikrarı yalnızca komşu ülke meselesi değil, Türkiye-Azerbaycan stratejik bağlantısının güvenliği meselesidir.
ERMENİSTAN JEOPOLİTİK SALINCAK DEVLETİ
Karabağ sonrası dönemde Ermenistan, tarihinin en önemli stratejik yol ayrımına gelmiştir. Rusya ve İran’ın savaş ve yaptırımlarla zayıflaması ve Batı’nın Ermenistan’a yönelik artan ilgisi, Erivan’da yeni arayışları hızlandırmıştır.
Bugün Ermenistan üç eksen arasında tercih yapmak zorundadır.
Rusya merkezli güvenlik düzeni,
İran destekli dengeleme ekseni,
ABD-AB destekli entegrasyon ekseni.
Bu nedenle Ermenistan artık yalnızca bir sınır ülkesi değil, Güney Kafkasya’nın geleceğini belirleyecek stratejik bir salıncak devlettir.
ZENGEZUR KORİDORU, TRIPP ANLAYIŞI VE KORİDORUN KADERİ
Zengezur Koridoru, Türkiye ile Azerbaycan arasında Nahçıvan üzerinden doğrudan kara bağlantısı sağlayacak stratejik bir projedir. Bu hat yalnızca ulaşım projesi değildir; Türk Dünyası’nın coğrafi bütünleşmesini, Orta Koridor’un kapasite artışını ve Güney Kafkasya’nın jeoekonomik dönüşümünü temsil etmektedir.
Bu bağlamda gündeme gelen TRIPP benzeri uluslararasılaştırılmış koridor anlayışı, Ermenistan topraklarından geçecek hattın uluslararası güvence altında işletilmesini hedefleyen yeni bir model olarak değerlendirilebilir.
Bu modelin başarıya ulaşması hâlinde Ermenistan, dışlanan ve kuşatılan bir ülke olmaktan çıkarak bölgesel ticaret ağlarının parçası hâline gelebilir.
Ancak bu sürecin önünde üç temel engel vardır:
Ermenistan içindeki milliyetçi direnç,
Rusya’nın koridoru sabote etme kapasitesi,
İran’ın Türkiye-Azerbaycan bütünleşmesine yönelik güvenlik kaygısı.
Bu nedenle Zengezur, yalnızca bir yol değil, Güney Kafkasya’nın yeni düzeninin test alanıdır.
Türkiye,Gürcistan,Azerbaycan üçgeni, küresel krizlerin ortasında bir istikrar adası ve dünyanın en kritik lojistik-enerji koridorlarından biri olduğunu kanıtlamıştır.
Rusya-Ukrayna Savaşı kuzey koridorlarını zayıflatırken, ABD-İran-İsrail çatışması güney enerji hatlarını risk altına sokmuştur.
Bu iki baskının eş zamanlı olarak devreye girmesi, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan eksenini küresel sistem açısından stratejik bir zorunluluk hâline getirmiştir.
Güney Kafkasya bölgesel bir coğrafya değil, Avrasya’nın enerji, ticaret ve güvenlik mimarisinin merkezlerinden biridir. Bununla birlikte bu mimarinin kalıcı hâle gelmesi yalnızca mevcut üçlü eksenin gücüne değil; Gürcistan’ın siyasi direncine, Ermenistan’ın jeopolitik tercihine, İran’ın sınırlanmasına ve Rusya’nın sabotaj kapasitesinin yönetilmesine bağlıdır.
Önümüzdeki on yılın en kritik sorusu şudur.
Güney Kafkasya, büyük güç rekabetinin çatışma sahası mı olacak, yoksa Türkiye merkezli yeni bir Avrasya entegrasyon havzasına mı dönüşecektir?
Bu sorunun cevabı; Ankara’nın koridor kurucu devlet kapasitesine, Bakü’nün enerji ve askeri gücüne, Tiflis’in siyasi istikrarına ve Erivan’ın vereceği tarihsel karara bağlı olacaktır.
Türkiye; Gürcistan’ın desteklenmesi, Azerbaycan ile stratejik entegrasyonunu derinleştirebilir, Ermenistan’ı rasyonel normalleşme hattında tutabilir ve Orta Koridor’u Zengezur ile tamamlayabilirse, Güney Kafkasya 21. yüzyılın en kritik Avrasya entegrasyon merkezlerinden biri hâline gelecektir.
Bu durumda Türkiye, yalnızca bölgesel güç değil; Karadeniz, Kafkasya, Hazar, Orta Asya ve Orta Doğu arasında yeni düzenin ana dengeleyici ve koridor kurucu devleti olarak konumlanacaktır.
Mehmet BOZKUŞ
Stratejist/ Jeopolitik

