KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Mayis Alizade: Sovyetler Birliği neden dağıldı?

Mayis Alizade: Sovyetler Birliği neden dağıldı?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 18 dk okuma süresi
67 0
mayis alizade

Aralık, 20’nci yüzyılın son çeyreğinde dünya siyaset tarihinde önemli olayların yaşandığı bir ay olarak tarihe geçmiştir.

Bu olaylardan en önemlisi, kuşkusuz, iki kutuplu dünyanın bir kutbunun dağılmasıdır.

Sovyetler Birliği’nin (SSCB) tarihe kavuşmasının 30’uncu yılında Independent Türkçe için, dönemin birebir tanıkları olmuş gazeteci-yazarlar, diplomatlar, siyasetçilerle konuşarak değerlendirmelerini okurlarla paylaşmayı uygun gördük.

İlk olarak Rusya’da haftalık yayın yapan Vlast dergisinin genel yayın yönetmeni Azer Mürseliyev’in görüşlerini okurlarımızla paylaşıyoruz.

“SSCB’nin dağılma süreci 1943’de Komintern’den imtina edildiğinde başlamıştı”

– Sosyalist sistemin dağılmasına neden olan ana etkenler hangileridir?

İki ana etken vardı: ekonomik yetersizlik ve milletler arasındaki düşmanlıklar. Sosyalist sistemin temelini teşkil etmiş seferberlik ekonomisi, Sovyetler Birliği’ne sıçrama yapma ve güçlü askeri-sanayi alanıyla dünya devleti olma fırsatı tanımıştı.

Fakat bunun bedeli inanılmaz şekilde ödendi. Adeta tamamı öldürülüp bitirilmiş bir tarım, ölü köyler… 1970’lerde yeni bir parti yöneticisinin tarım alanında sorumluluğu üstlenmesi, tarımın bitişinin ve yakın gelecekte tepetaklak olacağının habercisiydi.

Ezelden beri köy, Sovyet komünizminin ‘aşil topuğu’ydu. İşin başında, köylüyü kandırarak ‘Toprak köylülerindir’ sloganıyla ittifaka çektiler. Ancak bu vaadi yerine getirmeyi düşünmediler.

Şehirlerde açlık başladığında Bolşevikler fazla söze gerek kalmadan ‘gıda taraması’nı getirdiler ve köyleri gasp etmek için ‘erzak grupları’nı, silahlı çeteleri gönderdiler.

Ardından toprağı tamamen alarak insanları kolhozlara (devletin kurduğu köylü kooperatifleri) göndermek kaydıyla sadece Beriya ve Malenkov’un 1953’teki kısa dönemli iktidarı sırasında iptal edilmiş köylülerin toprak ağalarının üzerine zimmetlenmesi sistemini geri getirdiler. O zaman kolhozculara pasaport bile vermiyorlardı.

1960’ların başlarında ‘ham toprakların fethi’ ile ülke, yeni bir açlık durumuyla karşı karşıya kaldı. Bunun zirvesi Novoçerkassk’ta ortaya çıkmış ve kanlı şekilde bastırılmış isyan oldu.

Her sene ‘Ürün uğruna savaş’ sloganı aynı sonuçla bitiyordu: tam ve sorgu-sualsiz yenilgi.

Hasada lise öğrencilerini ve üniversite talebelerini, bilim-araştırma kurumlarının çalışanlarını götürüyorlardı. Ardından aynı insanları ‘toplanmış ürünü kurtarma’ya sevk ediyorlardı -ambarlardaki çürümüş sebzeleri ayıklamaya.

1970’li yıllarda erzak kuponları dağıtmaya başladılar: önce et ve yağ, ardından ise her şey için. Böylece tek para sistemi dağıldı ve cumhuriyetlerin paralarının taklidi ortaya çıktı.

Yani, örneğin siz farklı bir cumhuriyete (vilayet, bölge) gitmişsiniz ve paranız var. Fakat hayati derecede önemli şeyleri alamıyorsunuz. Çünkü orada muhtarlık kaydınızın bulunmamasından dolayı size kuponları vermiyorlar.

Kuponlar olmadan paralarınızın alım gücü bulunmamaktadır. Böylece paranın her yerde geçerli olduğu sistem, adım adım tecrit edilmiş özel bölgelere parçalandı.

Haliyle insanlar ‘yolundukları’ sonucuna vardılar. Kim yoluyor? Komşular. Ülke bizim sayemizde yiyecek buluyor, biz ise aç kalıyoruz.

1980’lerin sonuna gelindiğinde tüm bölgeler ülkeyi kendilerinin ayakta tuttuğunu söylüyordu.

Ve işte bunun için, ayrılmaları durumunda tok ve zengin yaşayacaklardı. Bu durum komşulara (farklı milletlerden olanlara) sevgi aşılamıyordu.

– Sosyalist sistem dağılma aşamasına ne zaman girdi, bu süreç ne zaman geri dönülemez bir hal aldı?

Sosyalist sistemin yıkılmasının başlangıç noktası olarak 1943 yılı kabul edilebilir. Kesin bir ideolojik dönüş yapıldı:

Komintern feshedildi, SSCB’nin ulusal marşı değiştirildi (‘Enternasyonel’in yerini ‘Sarsılmaz ittifak…’ vatanseverliği aldı), Aleksandr Nevski madalyası yeniden tesis edildi, sosyalist iktidarın Ortodoks kiliseyle flörtü başladı vd.

O zamana kadar SSCB özünde ‘Proletarya enternasyonalizmi’nin temel ideolojisi çerçevesinde kalarak nihai hedefinin dünya devrimi ve dünyayı kapsayan tek bir sosyalist devletin olduğu yerdi.

İşte bu, bir tesadüf olmayıp ülkenin isminde coğrafi veya milli bir bağlayıcılık bulunmamaktaydı.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği evrensel bir ideolojiyle silahlanmış, yayılmacı bir yapı olarak düşünülmüştü.

Komintern ise dünya hükümeti rolünü oynayacaktı (bir kısmı muhacerette olmak kaydıyla). Ve İkinci Dünya Savaşı’na kadar bu proje aktif biçimde uygulanmıştı.

Finlandiya ile savaş öncesinde Kareliya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin tüm hakları verilerek ismi Karel-Fin Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak değiştirilmişti. Yani Finlandiya bu yeni cumhuriyetin bir parçası olacaktı.

Başaramadıar. Karel-Fin Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni şikayet ederek Kareliya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ismini geri verdiler.

Moldova’da ise bunu başardılar. 1940 yılında Moskova, Romanya’ya ültimatom verdi ve Bessarabiya SSCB’ye iade edildi. Neticede Ukrayna sınırlarındaki Moldova Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti (günümüz Dnestryanı Cumhuriyeti gibi), Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti statüsünü aldı.

Bu yayılmacılığın ilk girişimleri daha 1918’de -kısa süre yaşamış Macaristan, Bavarya ve Slovak Sovyet Cumhuriyetleri ilan edilirken yapılmıştı.

Fakat milli devlet olma yönünde 1943 yılında yapılan ve SSCB’nin sona ermesine kadar önlenemeyen temel felsefeden sapma süreci bu seçeneği ortadan kaldırmıştı (Sovyet toplumunun derinliklerinde gelişimini sürdüren bu sapma milliyetçiliği tetiklemeye devam etmiştir).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’da ortaya çıkmış uydu devletler SSCB’ye alınmayarak ‘sosyalist kampı’ adı altında kayda geçirilmiştir.

Bunun ötesinde Çin Halk Cumhuriyeti Lideri Mao’nun şahsında Çin faktörü ortaya çıkmıştır. Bir zamanlar Stalin’in liderliğini kabul eden iddialı Mao, onun ölümünden sonra dünya komünist harekatına liderlik için çalışmalar yürütmüştür.

Sonuç itibarıyla bu durum 1940’ların sonundan itibaren görünmeye başlayan ‘Soğuk Savaş’ çatışmalarında üçüncü bir tarafın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1960-1970’li yıllara gelindiğinde sosyalist temel elit kitle itibarıyla hiçbir sosyalist ideolojiye asla inanmayan küçümseyici karyeristler -durumdan faydalananlar- kulübüne dönüşmüştü.

SSCB’nin dağılış sürecinde onların hiçbiri sosyalizmi savunmadığı gibi, komünist yöneticilerin tamamı el ele vererek total halde kendi yerel ‘ışıklı kapitalizmini’ kuran yeni iktidar partilerine kaydoldu.

Ölmekte olan sosyalizme son nefesini verme girişimi 1960’lı yılların ortalarından 1970’li yılların başlarına kadar Bakanlar Kurulu Başkanı Kosıgin’in ekonomik reform programları üzerinden yapıldı.

Ancak 1973 yılının enerji krizi sırasında Arap ülkelerine uygulanan yaptırımı fırsat bilerek petrol satmak amacıyla Sovyetler dünya pazarına çıktığında reformlar da yarım kaldı. Petrol dolarları reformları daha ilk aşamasındayken boğdu.

– ‘Perestroyka’ ve ‘glasnost’, sistemi reformlar yoluyla yaşatma girişimleri olarak doğru hamleler miydi?

‘Perestroyka’ ve ‘glasnost’ sistemde reform girişimi olmayıp, sistemin kendisini can çekişmesi süreciydi.

‘Perestroyka’nın (yeniden kurma) ne olduğunu o zaman da kimse anlamıyordu, şimdi de anlamıyor.

‘Glasnost’ (açıklık) ise Sovyet bürokratik sisteminin Batı’dan kredi alma ümidiyle doğurduğu, eşyanın tabiatına aykırı sansür ve söz özgürlüğü çocuğuydu.

Aynen sistemin özünü kamufle ederek ona dışardan Batı tarzı bir görüntü vermeyi amaçlayan diğer kozmetik önlemler gibi (parti kotasını da içine alarak yapılan alternatif seçimler, Cumhurbaşkanlığı makamının getirilmesi vd).

Söz özgürlüğü alanındaki kazanımlar ve sistemdeki reformlar (her alanda değil) o zamanki yöneticilerin sayesinde değil, onlara rağmen, halk harekatlarının baskısı sonucunda elde edilmiş ve yapılmıştı.

1991’de Ağustos Darbesi’nin başladığı gün Moskova’nın Manezhnaya Meydanı’ndaki tanklar / Fotoğraf: Andrei Solovyev/TASS

– Sizin açınızdan 19 Ağustos 1991’de Mihail Gorbaçov’a karşı organize edilmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış darbe girişiminin amacı neydi? O başarısız girişimin yapılmaması durumunda sistemin yaşaması durumu mevcut muydu?

20 Ağustos 1991’de Novoogaryovo’da İttifak Mukavelesi’nin imzalanması sürecinin başlaması gerekmiyordu. Mukaveleyi 15 Cumhuriyet’ten sadece 9’u imzalamak için beyan ortaya koymuştu.

İmzalamayı kabul etmeyenler arasında Rusya da vardı. Ancak tam hukuklu bağımsız devlet statüsü elde etmek koşuluyla işin başından itibaren mukavelenin hazırlanış sürecinde bulunmuş 16 özerk cumhuriyet mevcuttu.

Bunun yanı sıra, mukaveleyi imzalamayı kabul edenler de reddedenler de onun yaşam şansının olmadığını ve sadece merkezi iktidarla bölgeler arasındaki pazarlığın aşamalarından biri olduğunu pekiyi bilmektelerdi.

19 Ağustos 1991’de ise darbe imitasyonu yapıldı. Sovyet gizli servislerinin başarılı darbe deneyimi vardı: klasik darbe 13 Aralık 1981’de Polonya’da yapılmıştı.

Darbe tüm ülkede telefon irtibatının kesilerek Edward Gerek (Polonya İşçi Partisi Birinci Sekreteri) de dahil olmakla muhalefet liderlerinin gözaltına alınmasıyla başlamıştı.

Açık ve dakik emirler alan ordu birlikleri, gereken kilit noktaları, stratejik müesseseleri ve devlet dairelerini, havaalanlarını ve garları kontrol altına alınmıştı.Direnç noktaları hızla ve acımasızca bastırılmıştı.

Şimdi bu durumu 19 Ağustos 1991’de SSCB’de cereyan etmiş olaylara kıyaslayalım.

Hiçbir muhalefet lideri gözaltına alınarak tutuklanmadı (2-3 delidolu marjinal dışında).

Kilit noktalarda bulunan askerler o yerlere girmedi. Gece Alma Ata’dan dönen Rusya Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin (Gorbaçov’un ve Kremlin’in e büyük muhalifi) hiçbir engel olmadan kendi yazlığına ulaştı, geceyi sakin şekilde geçirdi ve ertesi sabah darbeye karşı mukavemeti örgütlemek amacıyla Rusya Parlamentosu’na gitti.

Dahası, darbe girişimi gününde demokrasiyi savunma amacıyla Mstislav Rostropoviç sürgünden geri döndü; normal uçağa bilet alan ve vizeye gerek duymayan bu besteci (usta ve hanımı Sovyet yönetiminin kararıyla vatandaşlıktan atılmıştı) havaalanına indikten sonra hiçbir şey olmamış gibi Rusya Parlamentosu’na ulaştı ve orayı savunanların arasına karıştı.

Bunun da ötesinde, darbeciler hiçbir şey yapmadı (ender istisnalar dışında; örneğin Letonya’nın başkenti Riga’da Özel timler tüm kilit noktaları kontrol altına almıştı).

Asker ve subaylar gösteri yapanlarla kaynayıp karışıyor ve onların tarafına geçiyordu.

Darbecilerin plan ve hareketlerinden Mihail Gorbaçov’un haberdar olduğu ve daha ötesi onların Foros’a giderek bu harekata onay almak istedikleri sonradan ortaya çıkmıştı.

Her şeye rağmen somut talimatlar alamadıkları gibi Gorbaçov da yasak koyma hakkını kullanmamıştı. Ancak kendi önderlerinin bu tür davranışlarına onlar alışkındı.

Ses getirmiş tüm kanlı olaylar (Tiflis’teki gösterinin dağıtılması, Bakü’ye asker sevk edilmesi, Litvanya’nın başkenti Vilnüs’teki televizyon merkezine saldırı vb.) Gorbaçov’un ‘haberi olmadan’ gerçekleşmişti.

Öfkeleniyor (başarısız olması durumunda), ‘suçluları’ cezalandırıyor, ‘adaleti yerine getiriyordu’.

İki gün sonra ‘darbe’ kendiliğinden durdu, darbecilerin en üst yönetim kademesi konumundaki SSCB Olağanüstü Durum Komitesi kendini feshederek tüm kararlarını geri aldı.

Mihail Gorbaçov Moskova’ya döndü ancak at ile değil. Onun atına artık kararlı Boris Yeltsin biniyordu.

Hayırlı bir iş olarak Novoogaryovo Mukavelesi unutuldu. Gorbaçov kendi yandaşlarıyla süreci engellemeye çalıştı.

Ancak 8 Aralık 1991’de Rusya, Ukrayna ve Belarus liderleri ‘Belovejsk Anlaşması’ denen belgeyi imzalayarak SSCB’nin feshedildiğini ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) kurulduğunu açıkladılar.

Sovyet yönetiminin son hokkabazlığı ülkenin çökerek dağılmasıyla sonuçlandı.

– Aralık 1991’de cereyan etmiş olayları nasıl hatırlıyorsunuz? Mihail Gorbaçov sonraki yıllarda, kendi istifa kararının hatalı olduğunu ve ‘sonuna kadar direnmesi gerektiğini’ savunmuştu. Haklı mıydı?

Gorbaçov’un sözlerinden başlarsak, ünlü Rus deyimiyle yanıt vermemiz gerekir: “Kavgadan sonra yumruk sallamıyorlar.”

Evet, doğru konuşmak gerekirse Gorbaçov son ana kadar çalıştı ve mücadele etti.

Gorbaçov yönetim kademesinde büyük entrikalar çıkarma ustasıydı. Bu özelliği kendisini iktidarın zirvesine taşımıştı, meşakkatli ve acımasız yönetim kademesi savaşında o, tüm rakiplerini yenmişti.

Bu oyunbazlıkları neticede kendi kariyerinin sonunu getirdi. Ülke yönetiminin başına geçince o, içerdeki entrika taktiklerini sürdürdü, eskiden kalma yöneticilerin tamamını uzaklaştırdı.

(İktidarda bulunduğu beş sene içerisinde Gorbaçov’un görevden el çektirdiği siyasetçi ve memur sayısı, Stalin’in iktidarda bulunduğu otuz senede yaptığı kadro değişikliği sayısının aşağı yukarı aynısına tekabül etmekteydi. Kansız şekilde hem de… Dönem vejetaryenliğe daha müsaitti).

Kendi arkadaşlarını kolaylıkla harcıyor, birini ötekisiyle değiştiriyordu: Kah ‘reformcuları’ kah ‘gelenekçileri’.

1991 sonbaharına gelindiğinde ne onlar kalmıştı ne de bunlar… Harcamaya kimse kalmayınca kendisi gitmek zorunda kaldı.

– Sosyalist sistem ile son otuz yılı yan yana koyma durumunda, takdir edeceğiniz ve etmeyeceğiniz hususlar hangileri olabilir?

Durumu ifade eden bir Odessa deyimi var: “Her ikisi de kötü.”

Fakat geçmiş dönemle kıyasladığımda Sovyet döneminden başlıca farkın, seçim özgürlüğü alanın azcık genişlemiş olmasıdır -bunu söylemem gerekir.

SSCB döneminde karşılaştığınız sistemsel adaletsizlikle barışmanız da, ortaya çıkacak tüm sonuçları (işten atılma, tutuklanma vd.) göze alarak mücadele etmeniz de mümkündü; şimdi ise sesinizi yükseltmeden muhacerete de gidebiliyorsunuz…

Az daha SSCB’deki ana etkeni unutuyordum. SSCB’de en etkili kurum atanmış mahalle yöneticileriydi.

KGB, Komünist Parti Merkez Komitesi değil de o kurumlar ve atanmış yöneticileri sosyalist sistemin temelini, omurgasını teşkil etmekteydi.

Gıda kuponlarını ve ikamet belgelerini onlar veriyor, vatandaşların nüfus kaydını (bu kayıt olmadan Sovyet insanı kaçak durumuna düşüyordu) yapıyor ve siliyorlardı.

Onlar sıradan Sovyet vatandaşlarının özel hayatına her gün müdahale eden ve kontrol altında tutan sistemin bir parçasıydı.

Şimdi o kurum ve yöneticileri yoktur. Ve bu, istisnasız şekilde tüm eski Sovyet insanlarının en önemli zaferidir.
Mayis Alizade

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.