KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Mayis Alizade: Savaşa savaşa konuşmak mı, konuşa konuşa savaşmak mı?

Mayis Alizade: Savaşa savaşa konuşmak mı, konuşa konuşa savaşmak mı?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 20 dk okuma süresi
21 0

Rusya’nın önce Ukrayna toprakları içindeki ayrılıkçı Lugansk ve Donestk Halk Cumhuriyetlerini tanıması ve iki gün sonrasında 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırması dünyada şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Rusya tarafından gelen bilgiler (bazılarının gazetemiz Independent Türkçe’de de yer aldığı) bilgiler Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘Yeniden Sovyetleşme’ önerisini geri çeviren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin aslında geçtiğimiz kasım ayından itibaren bu savaşı bekliyor olması, Batı’nın ise Kuzey Kutbu’nda Rusya’yı sıkıştırmaya başlamasından bu yana Ukrayna’ya askeri yardımlar yapmasıydı.

Ukrayna’ya saldırının altyapısını hazırlarken en son aşamada Azerbaycan ile ‘Müttefiklik Anlaşması’ imzalayan Rusya’nın hedefinin en kısa sürede Kiev’i teslim almak olduğu; ama bunu yapamadığı da artık mart başında belli olmuştu.

Ancak ilginçtir ki, bir yandan Ukrayna’ya topyekûn saldıran Rusya, öte yandan görüşmelerin kapısını açık tutmayı ihmal etmedi.

İlki saldırının daha dördüncü gününde Belarus’ta gerçekleştirilen görüşmelerin sonuncusu 29 Mart’ta İstanbul’un tarihi Dolmabahçe Sarayı’nda yapıldı.

Türkiye’yi geçtik, burada Rusça bilmeyip Rusya uzmanı kesilen sayısız insan vardır, İstanbul görüşmesi dışarıdan bakıldığında nasıl değerlendiriliyor?

Independent Türkçe’nin sorularını Washington’dan yanıtlayan Rusya, Ukrayna ve Kafkasya uzmanı Alex Raufoğlu, İstanbul buluşmasının ABD başkentinde uyandırdığı intibaı şu şekilde değerlendirdi:

Batılı yetkililer İstanbul’da 29 Mart’ta gerçekleşen buluşmayı Rusya’nın zaman kazanma taktiği olarak değerlendirmekteler. ABD’li yetkililerle yaptığımız görüşmelerde İstanbul buluşmasında Rusya’nın sergilediği tutumu şüpheli olarak nitelendirdi. Sorularımızı yanıtlayan ABD’li yetkililer ‘Ukrayna’dan tamamen geri çekilme gerçekleşmeli’ şeklinde görüş ortaya koydular.

Biliyorsunuz, İstanbul’da bugün yapılan görüşmede Rusya, operasyonları yavaşlatma ve aşama aşama bazı kritik bölgelerden geri çekilme sözü verdi. Batı’da bununla ilgili olarak derin bir şüphe var. Başkan Biden bu konuya bizzat kendisi değinerek ‘Bakacağız, göreceğiz, Rusya’nın kesin eylemlerini görmeyene kadar hiçbir görüş ortaya koymayacağım’ dedi. Görüşmenin sonra ermesinden hemen sonra ben Beyaz Saray’da bulunarak havayı öğrenmeye çalıştım. Söylediğim gibi, yetkililer şimdiki duruma kuşkulu olarak bakmalarına rağmen, İstanbul buluşmasını bir ilerleme havasında değerlendirmeleri de gözümden kaçmadı. Zira gerçekçi adımların İstanbul’da değil, cephede atılmasını bekliyorlar.

Raufoğlu, “Türkiye’nin toplantıya ev sahipliği yapması önemli ancak buradan görünen tabloda Türkiye’nin buluşmayı sanki bir arabuluculuk havasına büründürmeye çalışması gibi bir hava yaratabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantının başında yaptığı konuşma ABD’de bu algıyı da yaratmamış değil. Oysa toplantıda hem Ukrayna ve hem de Rusya delegasyonu üyeleri vardı. Dünyanın tüm demokratik ülkeleri Rusya’ya yaptırım uygulayarak onların temsilcilerinin hiçbir yerde elini sıkmaz ve hatta onlarla aynı karede buluşmayı istemezken, Batı için çok önemli bir devletin başkanı ile Rusya delegasyonu üyeleriyle el sıkışarak adeta Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapıyormuş ve işgalciyle işgale maruz kalana sanki aynı muameleyi yapıyormuş gibi bir görüntü sergiliyor” şeklinde konuştu.

“Beyaz Saray’da edindiğim izlenim bu fotoğrafın Washington’da bir kadar şaşkınlık yaratmasıdır. Türkiye’nin neden böyle yaptığına ilişkin biraz şaşkın durumdalar” diyen Alex Raufoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Çünkü Türkiye, NATO’nun 70 senelik müttefikidir ve Rusya bu görüşmeleri zaman kazanmak için bir taktik olarak kullanıyorsa o zaman Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı düzeyinde bu oyunda yer almasının sorguluyorlar.

Kuşkusuz Türkiye’nin bu sırf iyi niyet için yaptığını düşünenler de vardır. Çünkü Türkiye bölgeye barışın gelmesini istiyor; ancak Türkiye bir arabulucu değil ev sahibidir. Tüm adımların savaş bölgelerindeki mevcut durumu değiştirmeye yönelmesi gerekirse, o zaman durumlarla ilgi istihbarı bilgilerin Türkiye’de de mevcut olduğu değerlendiriliyor.

“Türkiye NATO çizgisine tam uyacak mı, yoksa nispeten farklı çizgide durmayı sürdürecek mi?”

Alex Raufoğlu, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ve diğer üst düzey yetkililerin Rusya delegasyonu üyelerinin elini sıkması o kadar da müspet karşılanmıyor. İleriye dönük, kuşkusuz başta ABD olmak üzere, Batılı güçler bölgeye bakarak Rusya askeri güçlerinin çekilmeye söz verdiklerini bölgelerden ne kadar geri çekileceğini ve sözünü derecede tutacağını izlemeyi sürdürüyorlar. Pentagon’daki raporlar Rusya’nın bu savaşı sona erdirme isteğinden ziyade farklı bölgelere sevk etme işaretleri olarak değerlendirilmektedir. Yani sevk edilecekleri bölgelerden Ukrayna hedeflerini daha iyi vurabilsinler diye” ifadelerini kullandı.

ABD’nin bundan sonraki politikası da yaptırımları, özellikle silah konusunda, daha da sertleştirmek, talepleri daha tavizsiz duruma getirmek olduğunu aktaran Raufoğlu, ABD’de ‘Böyle oduğu halde, Türkiye nerede duracak: yine arabuluculuk hevesini mi sürdürecek yoksa bundan sonraki yaptırımlarda aktif rol alacak mı?’ sorularının gündeme geldiğini ifade etti:

Türkiye üyesi olduğu NATO’nun çizgisine tam uyacak mı, yoksa nispeten farklı çizgide durmayı sürdürecek mi? ABD önümüzdeki ayın sonuna kadar Rusya’nın operasyonlarını sürdüreceğini değerlendirdiği gibi faşizm üzerindeki zaferin bayramı günü olan 9 Mayıs’ta Putin’in ne planladığı da bilinmemektedir.

Gelinen aşamada Batı’nın elinde Rusya’nın barış istediğine ilişkin deliller bulunmamaktadır. Burada Türkiye’nin önemi bir daha ortaya çıkıyor ve Batı saflarındaki yerini daha kararlı biçimde pekiştirirse durum Batı’nın da Ukrayna’nın da kazanmasına önemli role sahip olacaktır.

“Batı, Rusya’nın can damarlarına darbeler indirmeyi sürdürerek Ukrayna’ya son ana kadar desteğini güçlendirecektir”

“Rusya gibi bir devlet Ukrayna’yı yenebilme durumunda olsaydı, zaferini ilan etmeden onunla aynı masa arkasına oturmayı kendine sığdırmazdı. Değerlendirmeler aslında Rusya’nın, Ukrayna’ya değil de Batı’ya kaybettiğini empoze etmeye ve bunun için Batı’yı bu savaşın içine çekmeye çalıştığı yönünde” şeklinde konuşan Alex Raufoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Rusya halkına da durumu bu şekilde anlatmaya çalışabileceğinden dolayı Batı savaşta doğrudan yer almıyor, ekonomik yaptırımlarını güçlendiriyor. Ondan dolayı Batı, Rusya’nın can damarlarına darbeler indirmeyi sürdürerek Ukrayna’ya son ana kadar desteğini güçlendirecektir. Önümüzdeki hafta NATO Dışişleri Bakanları Toplantısına üye ülkeler dışında Ukrayna, Yeni Zelanda, Avusturalya ve Gürcistan’ın da davet edilmesi Batı’nın Ukrayna’ya desteğini daha geniş coğrafyaya yayılması ve Rusya’nın daha fazla yalnızlaştırılması bakımından yeni ve bir önemli gelişmedir. Türkiye’nin bundan sonraki gelişmelerde rolünün daha büyük olacağına bir daha dikkati çekerek işgalci Rusya’ya karşı en üst düzeydeki yöneticilerin daha mesafeli davranmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Rusya saldırısının başlamasından bu yana sosyal medyayı da iyi kullanan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski birkaç gün önceki Twitter mesajında ‘Azerbaycan’ın, Ukrayna tarımı için yakıt yardımında bulunduğunu’ açıklamıştı.

Gerek savaş ve gerekse Rusya-Ukrayna diplomatik görüşmeleri Azerbaycan’dan da yakından izlenmektedir.

Bunun bir nedeni de Azerbaycan’ın kendi topraklarını ermeni işgalinden kurtarmak için yürüttüğü 44 günlük savaşta aniden ilan edilen ateşkesten hemen sonra Rusya askeri kuvvetlerinin ‘barış gücü’ adı altında hem Ermenistan’la geçiş noktasını ve hem de Azerbaycan’ın dört bin kilometrekarelik toprağını kendi kontrolü altına almasıdır.

Rusya saldırısı Azerbaycan topraklarındaki askeri hareketliliği de tetikledi ve Azerbaycan silahlı güçleri Hocalı yakınlarındaki Ferruh köyünü ve tepesini temizledi.

“Kremlin’in sahibi Ukraynalı meslektaşıyla bir araya gelmeye hazır”

İstanbul buluşmasını Independent Türkçe’ye yorumlayan Azerbaycan’ın tek bağımsız haber ve analiz kurumu Turan Haber Ajansı sahibi Mehman Aliyev, açıklamasında Rusya ve Ukrayna Devlet Başkanlarının müstakbel buluşma ihtimaline Putin’in sıcak baktığını iddia etti:

Kremlin’in sahibi Ukraynalı meslektaşıyla bir araya gelmeye hazırdır. Rusya ve Ukrayna startı 28 Şubat’ta Belarus’ta verilen görüşmelerde belirli ilerleme sağlamışlar. 29 Mart günü Osmanlı padişahlarından kalma İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla iki ülke delegasyonları arasına gerçekleştirilen görüşmede ilk kez askeri konularda tavizler verilmesi gündeme gelmiş belirli sonuçlara ulaşılmıştır. Anlaşmaya göre, Rusya kendi askeri güçlerini Kiev’den çıkaracağını kabul etmiştir. Oysa bundan önceki görüşmelerin elle tutulabilir en önemli sonucu bombalaya maruz kalan kentlerin ahalisi için insani koridorların oluşturulması olmuştu.

Mehman Aliyev, gündemdeki diğer konulara ilişkin, “Bunlar barış anlaşmasının temelini teşkil edecek konular olup taraflar bunların bazıları üzerinde anlaşmaya vardıkları halde bazıları üzerinde anlaşmazlıklar sürmektedir. İki tarafı da tatmin edecek maddeler olarak şunları görmekteyiz: Ukrayna’nın AB üyeliğine Rusya’nın karşı çıkmayacağı, ülkenin tarafsız ve nükleer güce sahip olmayacağı, silahsızlanmanın ve Ukrayna silahlı kuvvetlerinde sınırlamaların söz konusu olamayacağı ve aynı zamanda Ukrayna’nın güvenliğine büyük devletlerin teminat vereceği hususlar” değerlendirmesinde bulundu.

Mehman Aliyev, sözlerine şunları ekledi:

Donbass bölgesi ve Kırım’ın statüsüne ilişkin konular üzerinde belirli ölçüde anlaşmalar da söz konusudur. Rusya, Donetsk ve Lugansk vilayetlerinin dahil olduğu Donbass bölgesinin 2013 yılı sınırları çerçevesinde bağımsız statü kazanması ve Ukrayna’nın. Kırım’ı Rusya’nın bir bölgesi olarak tanıması için uğraşmaktadır.

Ukrayna tarafı Donbass’ın statüsüne ilişkin ivedilikle görüşmeler yapmayı, Kırım’a ilişkin görüşmelerin ise on beş seneliğine ertelenmesini kabul etmektedir. Ortadaki gerçekler bakımından Moskova ve Kiev’in elde etmeye çalıştığı uzlaşma iki tarafı da tatmin ediyor.

Kiev dağıtıcı savaşı bitirmek ve savaştan sonraki Avrupa bir devlet kurmak için acele ederken gereksiz yere büyük kayıplar veren, yaptırımların uygulanmasıyla ahalinin yaşam standartı her gün aha da kötüleşen ve protestoların arttığı Moskova ise savaştan zaferle çıkmayı ana hedefi sayıyor.

“Roman Abramoviç’in varlığı, Kremlin’in savaşı sonlandırma niyetinin ciddiyetini gösteriyor”

İstanbul’daki görüşmelerin iyi yanlarından birinin de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakınlığıyla tanınan işadamı Roman Abramoviç’in orada bulunması ve gayri resmi statüde olmasına rağmen sürecin figürlerinden biri haline gelmesi olduğunu vurgulayan Mehman Aliyev, “Abramoviç’in varlığı Kremlin’in savaşı sonlandırma niyetinin ciddiliğini sergilemektedir. 1990’ların Rusya siyasetinde önemli role sahip olmuş ve gerek Boris Yeltsin’in ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmesinde ve gerekse iktidarın Yeltsin’den Putin’e devredilmesinde esas rollerden birini oynamış Anatoli Çubays görüşmeler sürecinin dışında kalmıştır. Savaşı tasvip etmeyerek görevinden istifa ettikten sonra bir hafta önce İstanbul’da görüntülenmiş Çubays’ın, İstanbul’daki buluşmanın perde arkasında mühim rol oynadığı ve bundan sonra da oynayacağı düşünülebilir” şeklinde konuştu.

Mehman Aliyev, “Vladimir Putin’e yakın isimlerin İstanbul’daki Rusya-Ukrayna buluşmasına katkılarının gayri resmi olmasına rağmen, gerek Abramoviç ve gerekse Çubays’ın Batı çevreleriyle yakınlıkları hesaba katıldığında Kremlin’in şimdiki sahibini Kiev ile konsensüs yaratmaya olumlu yaklaştığını ve bundan dolayı da çok uzak olmayan gelecekte Ukraynalı meslektaşıyla bir araya gelebileceğini eminlikle söylemek mümkündür” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından sonra geçen otuz altı günlük süreci izleyenler özellikle askeri ve ekonomik yaptırımlar konusunda ABD ile aynı derecede Birleşik Krallık’ın da ısrarlı olduğunun farkına varmışlar.

Cumhurbaşkanı Zelenski’ye verilen siyasi destek konusunda da İngiltere diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında daha kararlı adımlar atıyor.

Hal böyle iken 29 Mart tarihinde gerçekleşen Dolmabahçe buluşması Londra’da nasıl değerlendirilmektedir?

“Bu, Ukrayna için büyük bir tarihi başarı sayılmalıdır”

Independent Türkçe’nin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Londra Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Cemil Hasanlı, İstanbul buluşmasının aralaya bileceği kapılara dikkati çekti:

29 Mart tarihinde Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmelerin şimdiye kadarki en önemli aşaması gerçekleştirildi. Buluşmanın, işgale maruz kalmış Ukrayna’nın pozisyonunu bir nebze güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Medyadan izlediğimiz kadarıyla Rusya’nın karşısına koyduğu hedefe ulaşamadığını görüyoruz; yani bağımsız bir ülkeyi işgal planının ilk aşamasının başarısızlıkla sonuçlandığını İstanbul buluşması bize gösterdi. İstanbul buluşmasını savaşın ilk beş haftasının askeri, siyasi, diplomatik sonucu olarak görürsek, Rusya’nın büyük kayıplara maruz kaldığını söylememiz gerekecektir. Örneğin belki bugün Rusya’nın beş haftada Ukrayna’da verdiği can kaybı SSCB’nin 1979-1989 yılları arasında Afganistan’da verdiği can kaybına yakın olabilir.

İstanbul buluşmasında Rusya’nın Kiev civarındaki kuşatmayı kaldırmayı kabul etmesi ne kadar önemli bir gelişmeyse, Belarus sınırına yakın Çernogov’da kuşatmayı hafifletmesi de başka bir açıdan önemlidir. Zira bu karar Rusya’ya destek veren Belarus’un ilerleyen dönemde sürecin tamamen dışına itilmesine neden olabilir. Bu ise Ukrayna için hayati derecede önem arz eden bir durum olur. Dolmabahçe buluşmasında Rusya, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin askıya alınması üzerinde ısrar etmiş fakat Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkmamıştır. Bu, Ukrayna için büyük bir tarihi başarı sayılmalıdır diye düşünüyorum.

“Aslında şimdiki aşamada Ukrayna’nın AB üyesi olması belki NATO üyeliğinden daha önemli bir durum ortaya çıkarabilir. Ama Rusya’nın ısrarına rağmen Ukrayna, Gürcistan, Yeni Zelanda ve Avusturya’nın da NATO Dışişleri bakanları toplantısına davet edilmeleri üyeliğin gündemde olduğuna işaret etmektedir” diye konuşan Prof. Dr. Cemil Hasanlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

İşin ilginç yanı 1949-1952 yılları arasında Stalin SSCB’sinin, Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı verdiği mücadelenin aynısını bugün Ukrayna’nın NATO üyeliğine karşı Rusya’nın vermesidir. Dolmabahçe buluşması aynı zamanda Putin’in kendi niyetleri namına ‘silahsızlandırma’ ve ‘özel operasyon’ isimleri altında uygulamaya çalıştığı gizli niyetlerinin de iflasıdır.

Batı’da Sovyet döneminden kalmış korku Rusya saldırısıyla belirli ölçüde ortadan kalkmış oldu. İstanbul buluşmasında ayrılıkçı Donetsk vilayetinin statüsünün gündeme gelmesi ancak edinilen bilgilere göre ayrılıkçı Lugansk vilayetinin durumunun konuşulmaması da Ukrayna açısından önemli bir gelişme sayılacağı gibi Kırım üzerinde on beş sene boyunca herhangi bir askeri müdahalenin söz konusu olmayacağının iki anlamı bulunmaktadır:

Birincisi-savaşa angaje edilmiş Rusya toplumunun moralinin diri tutulması; ikincisi ise- Vladimir Putin’in 2036’ya kadar iktidarda kalma hedefi çerçevesinde Kırım’ın kaderinin masaya yatırılmaması isteği. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasındaki ilk başarılı diplomatik girişim olmasından dolayı başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Türkiye yönetimini kutluyorum.

Yoksa 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru savaşların niteliği de mi değişiyor acaba?

Örneğin kırk dört günlük savaş Azerbaycan’ın zaferiyle biterken Bakü, Ermenistan’ın ‘kapitülasyonunu’ sık sık tekrarlarken kapitülasyonun gereği yerine getirilmediği gibi kısa süre sonra iki ülke liderini Rusya devlet başkanının masasının arkasında otururken gördük.

Çok büyük iddialarla savaşı başlatarak Ukrayna saldıran Rusya’nın bir ayda dört kez Ukrayna’yla masa arkasında müzakerelere oturduğuna tanık olduk.

Savaşla diplomasi bu şekilde iç içe geçerek mi yürüyecek yoksa?..

Bir sonraki diyaloğun adresi yine İstanbul olur mu?
Mayis Alizade
The Independentturkish

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.