KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Mayis Alizade: Hem toprak kaybetmek hem saldırıya maruz kalmak…

Mayis Alizade: Hem toprak kaybetmek hem saldırıya maruz kalmak…

Hasan Oktay Hasan Oktay - - 12 dk okuma süresi
21 0

Bu istatistiklere dikkatle bakılması gerekir. Zira Moskova’nın hoşnutsuzluk ifade ettiği diğer gerekçelerin yanı sıra, savaşın başlamasından iki akşam önce bu bölgelerin güvenliğinin teminat altına alınması için tanındığı ifade edildi.

Tanıma kararının hemen ardından bu bölgeler Moskova’dan yardım istemiş, Rusya Senatosu, Devlet başkanına bölgeye asker gönderme yetkisi vermişti.

Askeri gücün aşağıda istatistiki rakamlarını gördüğünüz bu iki bölgeye konuşlanması beklenirken 24 Şubat sabahı planın inanılmaz derecede geniş olduğu anlaşıldı.

Rusya askeri güçleri Ukrayna topraklarına farklı noktalardan girmekle kalmamış, uçaklar başta Kiev olmakla büyük kentlere de hava akını düzenlemişti.

İki gün ekonomik yaptırım angajmanlarını devreye sokan başta ABD üzere, Batılı ülkeler ve NATO, durumun vahametini 24 Şubat sabahı idrak etmeye başladılar galiba.

Öyleyse ne oluyordu?

Bu istatistiklere baktıktan sonra uzmanların Independent Türkçe için yaptığı durum değerlendirmelerini okuyabilirsiniz…

Ayrılıkçı Lugansk Halk Cumhuriyeti

Yüzölçümü: 8 bin 380 kilometrekare

Nüfusu: 1 milyon 420 bin

Sanayi alanı: Maden, metalürji

Sekiz şehir, üç ilçe merkezi, üç ise birleşik yaşam birimi bulunmakta ve nüfusun yüzde 93’ü şehir ve ilçelerde, yüzde yedisi köylerde yaşamaktadır.

Ortalama aylık ücret: Yaklaşık iki yüz elli dolar (Donetsk Halk Cumhuriyeti’nden daha az yüksek fakat Rusya’nın tüm bölgelerinden daha az).

Aylık emekli ücreti yaklaşık yüz yetmiş dolar. İhracatının yüzde 73’ü metal ürünleri olup iri hacimli birkaç fabrikası bulunmaktadır.

Silahlı kuvvetlerdeki asker ve subay sayısı 14 bin olup, Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın 2019 yılı verilerine göre Lugansk Halk Cumhuriyeti’nin 2. Kolorduda 196 tank,357 zırhlı araç, 204 top, 86 ateşle yönetilen füze bulunmaktadır.

Ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhriyeti

Yüzölçümü: 7 bin 850 kilometrekare

Nüfusu: 2.2 milyon. Yüzde 95’i şehirlerde, yüzde 5’i köylerde yaşamaktadır.

Ortalama aylık ücret: 210 dolar. Ortalama aylık emekli ücreti 90 dolar.

Genel sanayi üretimi: Metal, çelik.

Silahlı kuvvetler mensubu (Donetsk halk milisi): 20 bin civarında. Ukrayna Savunma Bakanlığı 2019 verilerine göre 1. Kolorduda 285 tank,557 zırhlı araç, 240 top, 171 mayın atan, 122 ateşli füze sistemi mevcut.

Batılı istihbarat örgütlerinin daha geçtiğimiz sene kasım ayı başında gündeme getirdiği iddia gerçekleşti ve gerek Sovyet döneminde birinin ötekinden adeta farkı bulunmayan, Sovyetleri dönüşümlü olarak yöneten Rusya-Ukrayna arasında 2004 yılının Maydan Harekatı’yla başlayan soğukluk süreci 24 Şubat’ta savaşa dönüştü.

Londra Üniversitesi yakın dönem tarih araştırmaları enstitüsü misafir araştırmacısı Prof. Dr. Cemil Hasanlı bu durumu 1930’lu yılların Avrupa’sındaki gelişmelerle kıyaslayarak aradaki benzerliğin ‘şaşırtıcılığına’ dikkati çekiyor.

Independent Türkçe’nin gelişmelere ilişkin sorularını Prof. Dr. Hasanlı, Londra’dan şu şekilde yanıtlıyor:

“Halihazırdaki durum geçtiğimiz yüzyılın 1930’lu yıllarla aşırı bir benzerlik teşkil etmektedir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması 1 Eylül 1939’da Nazi Almanya’sının Polonya’ya saldırması arasında benzerliği görmek gerekir. Rusya saldırısından önce Ukrayna topraklarında tertiplenen provokasyonlar da Hitler saldırısından önce Polonya topraklarında tertiplenen provokasyonlarla örtüşmektedir.

Başta başkent Kiev olmakla büyük kentlere düzenlenen hava akınları Ukrayna’nın kayıplar vermesine neden olmuştur. Bugünden itibaren Avrupa’nın tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü BM üyesi bağımsız bir ülkenin topraklarına saldırı düzenlenmiştir. Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna yönetiminin değişmesi gerektiğini açıklamıştır. Eylül 1939’da olduğu gibi büyük devletler karşı tedbirler almak için istişare halindedir.

BM Güvenlik Konseyi’nin karar kabul etmesine kadar Ukrayna, 1939 yılı Polonya’sının kaderini yaşayabilir. ABD’li kaynakların iki-üç hafta öncesinde Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağına ilişkin paylaştığı öngörülerin doğru çıkması da şaşırtıcıdır. 1930’ların sonlarında Nazi Almanya’sı bir kısım anlaşmalara istinaden Avusturya’yı ilhak ederken bugün de aynı metotlarla ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Lugansk Halk Cumhuriyeti bağlı bulundukları Ukrayna’dan koparılmıştır.

Rusya Devlet Başkanı’nın üç gün önceki konuşması Nazilerin önderinin Münih konuşmasını andırmaktaydı. Bunun dışında Naziler kendileri için ‘güvenlik şemsiyesi’ oluşturmak amacıyla Avrupa’nın güney doğusunda kendi meşreplerine uygun kukla rejimler kurmuştu. Bugün Rusya da aynı şeyi yapmaktadır. Ukrayna’yı dizi üstüne getirmesi durumunda Rusya, Avrupa’nın farklı ülkelerinin de kapısını çalabilir.”

“Bir süre önce BDT ülkelerine ‘hiçbir uluslararası örgüte üye olmamaları’ konusunda talimat veren Putin, ayrılıkçı DHC ve LHC’yi tanıma kararı alırken yaptığı konuşmada Ukrayna’yı Sovyetlerden kopmakla suçladı ve savaşı başlatmaya o gerekçeyle zemin hazırlamaya çalıştı. Daha önce Azerbaycan üzerinde baskı kurarak 44 günlük vatan savaşımızın bitmesine saatler kala operasyonları durdurarak kendi silahlı kuvvetlerini topraklarımıza yerleştiren Putin, yine aynı metodu kullanarak Azerbaycan ile ‘Müttefiklik Beyannamesi’ imzaladı.

Oysa Azerbaycan aynı içerikteki anlaşmayı 15 Haziran 2021’de Türkiye ile ve hem de kalbimizin bir parçası durumundaki Şuşa kentimizde imzalamıştı. Milletimiz ve umarım devletimiz Moskova’da birkaç gün önce imzalanmış ‘Müttefiklik Beyannamesi’ni ciddiye almayacak ve bölgenin ve dünyanın başı üzerinde esen kara bulutlar en kısa sürede çekilince bağımsızlığımızı daha güçlü kılarak toprak bütünlüğümüzü sonuna kadar ve ebediyen temin edecek adımları atacağız.

Gelinen noktada BM’nin biran önce devreye girerek Rusya’nın, Ukrayna topraklarından tamamen çıkmasına ilişkin karar alması gerekmektedir. Ayrılıkçı DHC ve LHC’nin sorunları varsa, bunun Ukrayna devletinin toprak bütünlüğü çerçevesinde görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz. Yoksa ‘Dün bu topraklar benimdi, bugün geri istiyorum’ yaklaşımıyla, içinden asla çıkılamaz bir kaosa sürükleneceğinden herkes emin olmalıdır.”

Gelişmeleri yakından izleyen Ankara’daki Kafkassam Merkezi Başkanı ve Makedonya’daki Vizyon Uluslararası Türk Üniversitesi Rektör yardımcısı Prof. Dr. Hasan Oktay da, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını ‘beklenen bir olay’ olarak nitelendiriyor.

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Oktay, uluslararası kurumların ‘süreci hızla ve iyi anlayamamasına’ dikkati çekiyor:

“Ukrayna’daki gelişmeler her ne kadar dünyayı şaşkına çevirse de beklenen bir gelişmedir. Tüm savaşlar barışla sonuçlandığından diplomatların devre dışı kaldığı bir süreçte yoğun bir çatışma atmosferiyle karşı karşıyayız. Rusya tek taraflı Ukrayna’nın stratejik noktalarını vurarak üstünlük sağlamak istiyor, direnci kırılan Ukrayna’nın hükümeti kaçana ve yerine Rusya yanlısı bir yönetim gelene kadar Rusya askeri harekatı sürdürecek.

AB, ABD, NATO, BM hantal yapılar olarak Rusya’nın can havliyle yaptığı hamleyi anlamaya, karşı hamle yapmaya çalışırken Moskova farkında olmadan Ukrayna’da ciddi bir riskle karşı karşıya kalıyor. Rusya-ABD rekabetine Ukrayna’yı kurban vermeden savaşın durması en büyük temennidir.

Rusya ile aynı zamanda Çin’in de Tayvan’a karşı harekete geçeceğine dair haberlerin yayılması da ilginç olup Ukrayna krizinin sonuca bağlanamaması durumunda Çin için bir sürecin başlaması söz konusu olacaktır. Rusya ile Ukrayna arasındaki bu çatışmada Türkiye en fazla zarar görecek ülkedir.”

“Her iki devlet Türkiye’yi kendi tarafına çekerek diğerine karşı zafer çalabilecekleri görüşünden hareket ediyor. Onun için her ne kadar Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü kabul ediyorsa da Rusya bu yaklaşımı kabul etmiyor. Ve işte bundan dolayı Türkiye bu süreci komşularıyla görüşmeler halinde götürmeye çalışıyor. Ama bu, tarafların barışı istemeleri halinde geçerli olacak bir durumdur” şeklinde konuşan Prof. Dr. Oktay, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Başta Montrö olmakla Türkiye bu süreçte tüm uluslararası anlaşmaları uygulayarak barışın gelmesini sağlayabilir. Ukrayna’ya saldırı öncesinde Rusya, Kazakistan problemini çözerek Azerbaycan ve Türkmenistan’da postmodern anlamda olaylara sebebiyet vermeden Azerbaycan’ı yanında tutabilmek için abluka altına aldı.

Azerbaycan ile imzalanmış ‘Müttefiklik Anlaşması’nın aslında bu şekilde okunması gerekmektedir. Azerbaycan’ın Rusya ile imzaladığı Moskova Anlaşması’yla Türkiye ile imzaladığı Şuşa Anlaşması önemli kazanımlardır. Eski Sovyet coğrafyası üzerinde Rusya’nın egemenliğini güçlendirmek için yeni bir yöntem olarak kullanılan bu anlaşmalar Türk devletlerini Moskova’nın kontrolüne alıyor olsa da netice itibarıyla Ukrayna krizi Rusya’ya ciddi anlamda güç kaybına uğratacak.

Putin sonrasının Rusya’sı kapkaranlık bir tünele girmiş bir araba gibi olacak. Ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bir süreçle karşı karşıya kalan Putin kendisinden sonraki Rusya’yı kurtarmak için Çarlık Rusya’sı ve SSCB’yi bir ideal haline getirme hayali ve bunu yaparken Ukrayna’ya savaş açması ya Rusya’yı tamamen tarihe gömecek veya buradan yeni bir Rusya imparatorluğu çıkacak.

İşte bu gergin atmosferde Türk devletleri Rusya’nın şemsiyesi altına sığınarak oradan gelecek tehlikeleri bertaraf ettiler. Rusya güçlenir ve Putin sonrasında imparatorluğa dönüşürse bu devleler önümüzdeki elli seneyi daha Rusya’nın gölgesinde yaşayacak. Eğer Putin sonrası Rusya darmadağın olursa o zaman Türk devletleri de gerçek özgürlüklerine kavuşacak.”

Savaşın başlamasıyla Rusya ve Ukrayna’daki yorumcuların görüşlerini almanın imkansız hale gelmesini doğal karşılıyoruz.

Şimdi değil, daha 2004 Maydan Harekatı başladığında mücadelenin odak noktasını Karadeniz’in teşkil edeceğini görmek gerekirdi.

Adeta tüm angajmanların devrede olduğu sürecin nerelere evrileceğini tahmin etmek işte bunun için zor…

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.